Ali Babacan-21 Ekim 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanımız,
DEVA Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve bu salonda bizleri izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor;
Yeni Yol Grup’unun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında, İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Rabbim ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin.
Değerli Arkadaşlar,
Bir gecede evini su basan, yılların emeğini kaybeden insanlarımız var.
Sabah dükkânının kapısını açtığında bütün malını, mülkünü sular altında bulan esnafımız var.
Bu insanların her birinin bir hayatı, bir emeği, bir hikâyesi var.
Bir ömür çalışıp biriktirdiklerini, bir gecede kaybetmenin ne demek olduğunu hepimizin düşünmesi gerekiyor.
Şimdi yapılması gereken belli.
Zarar gören vatandaşlarımızın, esnafımızın yaraları bir an önce sarmamız gerekiyor.
Hiç kimse bu zor günlerinde yalnız bırakılmamalıdır.
Ancak, her vesileyle dile getirmek zorundayız ki, hem merkezi hükümetin hem de belediyelerin bu işlerde sorumluluğu çok çok büyük.
Şehirlerimizi afetlere karşı hazırlıklı hâle getirmek, altyapıyı güçlendirmek, riskleri önceden tespit edip gerekli tedbirleri almak gerekir.
Çünkü insanlarımızın canından, alın terinden daha kıymetli hiçbir şey yok.
Yanlış mekanlara yapılan imar planları, imar aflarıyla legalleştirilen kaçak yapılar, denetimdeki boşluklar, dönüyor dolaşıyor, insan hayatına maloluyor.
Dikkat edin her yerde aynı sorun var.
İster İstanbul’daki sel olsun, ister fon dolandırıcılığı olsun, ister başka bir afet olsun; kurallar uygulanmıyor, kurumlar gerekli denetimi yapmıyor, az sayıda insan parasına para katıyor ve neticede olan masum vatandaşlarımıza oluyor.
Değerli Arkadaşlar,
2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu.
Bütçe maratonu artık başlıyor.
Komisyon, Genel Kurul; bu yılın sonuna kadar Meclis bütçeyle ilgili yoğun bir mesai harcayacak.
Şöyle hızlı baktığımızda bu bütçe aslında yanlış ekonomi politikalarının faturasının kime kesildiğini açıkça gösteren bir belgeden ibaret.
Bu bütçe, iktidarın önceliklerini ortaya koyan bir itirafnameden ibaret.
Bütçede öncelik üretim değil. Bütçede öncelik alın teri değil. Bütçede öncelik faiz.
2027 yılında faize ödenecek para tam 3 trilyon 975 milyar lira.
Bakın, daha bu yılın başında ödenek olarak konulacak rakam.
Geçen sene biliyorsunuz 2026 bütçesine 2 trilyon 700 küsur koydular, yetmedi, 2.800 üzerinde bitecek bu yıl.
Bu muhtemelen “ya adı 4 trilyon olmasın” diye 3.975 yazılmış. Hani etiketlerde yazar ya, 9 lira 75 kuruşlar... 10 lira dememek için. Böyle bir bütçe.
Biz yuvarlayarak söyleyelim: Neredeyse 4 trilyon lira!
Yani bütçedeki en büyük bakanlık arkadaşlar, şu anda artık “Faiz Bakanlığı”. Çünkü bütçeden en büyük payı alan o.
Biliyorsunuz 2026 bütçesinde artırılmış haliyle yani ilk bütçe değil, şu OVP’deki artırılmış haliyle 2 trilyon 825 lira bir faiz ödemesi vardı 2026’da.
Yani 2027’deki faiz ödeneği, 2026’dakinin güncellemeyle beraber tam %41 üstünde.
Dikkat edin, 2027 için beklenen enflasyon nedir?
OVP açıklandı değil mi? OVP’de ne diyorlar? “2027’de %21 enflasyon bekliyoruz” diyorlar.
Ama 2027 bütçesindeki faizi 2026’ya göre %41 artırıyorlar.
Yani enflasyonun tam iki katı bir artış var faiz ödeneğinde.
Enflasyonun %21 beklendiği bir yılda faiz geliri olanlar, devletin hazinesine borç verip de oradan faiz geliri olanların geliri tam %41 artacak.
Bütçe onu söylüyor. “Paran varsa faize yatırırsan senin 2027’deki gelirin %41 artacak” diyor.
Şimdi buradan soruyorum:
Emeklinin maaşını siz %41 artıracak mısınız gelecek yıl?
Asgari ücrete %41 zam verecek misiniz?
Çiftçimizin geliri yüzde 41 artacak mı?
Esnafımızın kazancı, vatandaşlarımızın alım gücü yüzde 41 artacak mı?
Ama biliyoruz ki mesele asgari ücretse ne diyorlar? “Beklenen enflasyon” diyorlar.
Karşınıza %21’lik bir asgari ücret artışı gelirse yıl sonunda hiç şaşırmayın ha!
Bütçenin diğer kalemlerinde de değerli arkadaşlar böyle bir artış yok, %41 artış sadece faizde var.
Demek ki, faiz kazananların, ülkenin “toplam gelirinden” aldıkları pay artacak.
Demek ki, faiz kazananların, ülkenin ”toplam servetinden” aldıkları payları artacak.
Bu bütçe Türkiye’deki büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir arkadaşlar.
Çok büyük bir gelir ve servet transferi yapıldı, yapılıyor ve bu transfer fakirden zengine yapılıyor.
Yoksuldan alıp varlıklı olana bir transfer.
İktidar bu faizi ödeyeceğim diyor değil mi? Bütçeye getirdi.
Peki bu parayı nereden bulacak? Faize ödediği parayı nasıl bulacak?
Ya topladığı vergilerden bunu ödeyecek, ya da gidecek daha fazla borçlanıp bu faizi ödeyecek.
Sonunda bu faizin bedelini emeklimiz ödeyecek, işçimiz ödeyecek, esnafımız ödeyecek, çiftçimiz ödeyecek.
Bakın arkadaşlar,
Bütçe dediğiniz şey sadece basit rakamlardan ibaret değildir.
Bütçe, bir ülkeyi yönetenlerin önceliklerini bize gösterir.
Siz bütçede eğitime ayrılan kaynağa bakın, çocukların geleceğine verilen önemi anlarsınız.
Tarıma ayrılan kaynağa bakın, çiftçiye verilen önemi anlarsınız.
Sağlığa ayrılan rakama bakın, insan hayatına verilen değeri anlarsınız.
Bir de faize ayrılan kaynağa bakın, faiz lobisine verdikleri önemi anlarsınız.
İktidarın bütçesi faiz, önceliği faiz…
Neredeeen nereye…
“Nas var” demediler mi? ”Sana bana ne oluyor” demediler mi?
2023 seçimlerine giderken "faiz indi, daha da inecek" diye söz vermediler mi?
İşte önümüzdeki hafta Türkiye Yüzyılı'nın ilk 3 yılı doluyor değil mi? Yani Cumhuriyetin birinci yüzyılı tamamlandı 2023'te 29 Ekim. Şimdi 29 Ekim 2026'da “Türkiye Yüzyılı” diye ilan ettikleri dönemin 3. yılı doluyor.
Bunlar, Türkiye yüzyılının daha başında, Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyen iktidarı olarak tarihe geçtiler arkadaşlar.
Yazık, gerçekten çok yazık.
Değerli Arkadaşlar,
Türkiye haftalardır büyük bir fon dolandırıcılığını konuşuyor şu anda.
Anlaşılıyor ki, bu dolandırıcılık hadisesi uzun bir süredir devam ediyormuş.
Varlığı yeni itiraf edildi.
Artık çuval mızrağa sığmayınca iş ortaya çıktı.
Yani Türkiye Yüzyılının ilk yılları, sadece Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizlerinin ödendiği yıllar olmamış;
Türkiye Yüzyılı, aynı zamanda, Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık hadisesiyle beraber başlamış.
Bu mu sizin Türkiye Yüzyılınız ya?
Milyonlarca insanın birikimini, geleceğini ilgilendiren çok ciddi bir meseleyle karşı karşıyayız arkadaşlar.
Bakın size iki video göstereceğim:
Birinci videonun tarihi, 4 Kasım 2025.
Konuşan Hazine ve Maliye Bakanı…
[Video: Mehmet Şimşek] "Biz manipülasyonla güçlü bir mücadele edemezsek bu alana olan güven zayıf kalır. Onun için bu bizim olmazsa olmazımızdır. Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların da yapıldığını da biliyoruz."
Belli ki bu dolandırıcılık hadisesinden haberi varmış.
Buradan kendisine tekrar soruyorum:
Tam 10 ay boyunca -hadi bu konuşma yapılıyor ya, varsayalım o gün duydu, daha da öncesidir muhtemelen ama- tam 10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu?
Cumhurbaşkanı’na bu dolandırıcılık meselesiyle ilgili bilgi verdiniz mi?
Haberi var mıydı? Yok muydu?
Geçen hafta da sordum bakın hala cevap yok. Veremiyorlar, veremeyecekler de bunun cevabını.
Çünkü soru çok basit ya, dürüstçe açıklayın.
Her hafta siz kabine toplantısında beraber olmuyor musunuz? MYK'daki Genel Başkan Yardımcıları her hafta beraber olmuyorlar mı?
Cumhurbaşkanına haber verdiniz mi vermediniz mi?
Eğer Cumhurbaşkanı’nın haberi olduysa ve buna rağmen bütün bunlar yaşandıysa, değerli arkadaşlar durum gerçekten çok çok vahim.
Eğer haberi olmadıysa, durum daha da vahim.
Ama bunu biliyorlar, onun için bu sorunun cevabını veremiyorlar.
Şimdi gelelim ikinci videoya:
Tarih: 11 Aralık 2025.
Yani, fon dolandırıcılığı açığa çıkmadan 9 ay önce.
Konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, aynı zamanda kendisi Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nun Başkanı… İzleyelim:
[Video: Cevdet Yılmaz] : "Fonun portföy değerine baktığımızda 326 milyar liradan 7.9 trilyon liraya artış olduğunu görüyoruz. Bu da önemli bir gelişme. Bu noktada da bazı spekülatif haberler, algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bunlar doğru değil. Fonlar son derece önemli bir tasarruf mekanizmaları."
Bu iki konuşma arkadaşlar 5 hafta arayla yapılmış.
Aradaki çelişkiyi görüyorsunuz değil mi?
Şimdi millet hangisine inanacak?
Böyle devlet mi yönetilir ya?
Böyle ekonomi yönetimi mi olur?
Bakın, Başkanlık Sistemiyle beraber, tüm yetki tek kişide toplandı.
Bakanların yetkisi de, sorumluluğu da kalmadı artık arkadaşlar.
O kadar çok duyuyoruz ki;
İnsanlar şunu diyor: "Falanca bakana gittim, ‘benim yetkim yok kusura bakmayın Külliye'ye git’ diye bize adres gösteriyor bakanlar" diyorlar.
Öte yandan, sistemin boşluklarında at koşturup, “Arkamda Cumhurbaşkanı var” havasını oluşturan, o gücü devşiren, nice üçkağıtçı, insanları çarpıp çarpıp geçiyor.
Bunlar hukuk tanımıyorlar.
Bunlar devletin kurumlarını felç ediyorlar.
Bunlar “Bana dokunamazsınız”, “Arkam sağlam”, “Bana dokunan yanar” diyorlar.
Ben buradan Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum:
Allah aşkına çevrenizdekilere şöyle bir bakın…
Etrafınızı öyle insanlarla donattınız ki; bunlar fakir fukaranın, garip gurebanın derdinden anlamaz.
Öyle bir kadro kurdunuz ki; bunlar sizin bir zamanlar oturduğunuz fakir sofralarındaki o insanların hissiyatını kavrayamaz.
Öyle insanlarla çalışıyorsunuz ki; onlar AK Parti’nin kuruluş değerlerini hayata geçirmek için çoluk çocuğunun rızkından fedakârlık eden o samimi kardeşlerimizin ruh dünyasını hiç anlayamaz.
Fakat unutmayın Sayın Erdoğan, bu tercih sizin tercihiniz.
Sizi uyaran, "bu tür insanlarla çalışmayın" diyen nice dostunuzu tersleyen, reddeden sizdiniz zamanında.
Bugün geldiğiniz noktaya göz göre geldiniz.
Eğer bugün, iktidarınız döneminde; Milyarlarca dolarlık dolandırıcılıklar, yolsuzluklar, vurgunlar oluyorsa, bunun en önemli sebebi “AK Partililerin” “AKP’lilere” boğdurulmasıdır.
Değerli arkadaşlarım;
Bu fon dolandırıcılığı ortaya çıktığından bu yana, iktidarın neler yapması gerektiğiyle ilgili pek çok tavsiyede bulunduk.
"1 milyon lira eşiği oluşturun" dedik, yaptılar.
"TMSF'ye yetki verin" dedik, yaptılar.
"Anaparayı enflasyonla güncelleyin" dedik, yaptılar.
Ancak görüyoruz ki, taşıma suyla değirmen dönmüyor.
“İlgili kuruluşların yöneticilerini derhal görevden alın” dedik…
Ancak süreç haftalar sonra ve tek tek istifalarla yürüyor şu anda.
Bu işin patladığı gece, derhal, hepsi görevden alınmalıydı.
Yok istifaymış, yok emekliliğini istemekmiş…Bu nedir Allah aşkına ya?
Bakın sermaye piyasalarıyla ilgili alınacak karar değil böyle haftalarca geciktirmek; bir gün, bir saat, bir dakika geciktirin, o yanlışı bir daha telafi edemezsiniz.
O kaybın yerine koyamazsınız.
Bunlarla kaybedecek zaman yok… Anlamıyorlar.
Dün demiş ki; "Biz kendi takvimimizi kendimiz belirleriz." Aha koyduğunuz takvim, aha ortada! Ne oldu?
Sürekli eriyor arkadaşlar, sürekli.
Türkiye Cumhuriyeti'nin varlıkları gözümüzün önünde her Allah'ın günü eriyor ya. Bütün şirketlerimizin değeri eriyor
Üstelik, bu kadar büyük çaptaki bir dolandırıcılık, bu kadar uzun süre devam ettiyse, bilin ki, hem siyasi iktidar içinden, hem de bürokrasi içinden bunları destekleyenler vardır, dedik.
“Uzmanlardan oluşan, dinamik bir ‘Görev gücü’ kurun” dedik.
“Bunlar bağımsız çalışsın; ancak bunlar o dönemlerin sorumlularının üzerine gidebilir, çözümü bunlar ancak hızlı üretebilir” dedik.
Tuttular hantal bir fon kurulu oluşturdular.
O fon kurulunun ilk fotoğrafını hatırlıyorsunuz değil mi? Hepsi kazaya bulaşmış şoför... Üzerlerinden sanki silindir geçmiş. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar.
İşte Plan Bütçe Komisyonunda gördünüz:
Fonlarla ilgili bu şu anda genel kurulda görüşülen teklif ortaya getiriliyor, konuşuluyor.
Plan Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız soru soruyor fakat bu yasal düzenlemeyi anlayan, düzgünce anlatan bir Allah'ın kulu yok ortada ya!
Herkes birbirine bakıyor.
Arkadaşlarımız soru soruyorlar, cevabını bilen yok. İşin sorumlusu yok.
Başka ne dedik?
“Şeffaf olun” dedik. ”Şu listeyi açıklayın” dedik.
”Açıklamıyorsanız, demek ki ucu birilerine dokunuyor” dedik.
Yapmadılar. Hala gizliyorlar.
“Devlet Denetleme Kurulu, yargı denetimi... Bunlar bağımsız çalışamıyor. Bu iş ancak bir Meclis denetimiyle açıklığa kavuşturulur.” dedik.
“Gelin şu araştırma komisyonunu kuralım” dedik.
“Doğru hesaptan kaçmaz” dedik.
Israrla, inatla komisyonu engelliyorlar.
Dediler ki; “Fazla kazandığını düşünüyorsan parayı şu hesaba iade et.”
Hala dün aynı şeyi söylüyorlar. "Eğer iade ederse muhtemelen bir şey olmaz, iade etmezse Adalet Bakanlığımız gereğini yapar" şu bu...
Ya arkadaş, hukuk devletinde bu olmaz!
Dolandırıcı parayı iade ettiğinde, hırsız çaldığını geri getirdiğinde suçu düşmez.
Bu düzen ancak mafya türü organizasyonlarda olur.
Hani bir şey olur da aralarında bir anlaşmazlık, "getir kardeşim şunu" der, öbür de mecburen getirir...
Ama bu mafya düzeninde olur. Hukuk devleti düzeninde böyle bir şey olmaz.
Bu işi yapanlar en ağır cezalara çarptırılmazsa güveni inşa edemezsiniz.
"Parayı iade et de kurtul" derseniz bundan sonraki dolandırıcılıkları teşvik edersiniz.
Anlamadılar, anlamak istemiyorlar, yapmıyorlar.
Söylüyoruz söylüyoruz ama taşıma su değirmeni döndürmüyor.
Ve arkadaşlar belki de en önemlisi,
“Hodri meydan” dedik.
“Eğer samimiyseniz, bu yolsuzlukların kökünü kazımak istiyorsanız, gelin şu GRECO’daki 54 maddeyi tamamlayalım” dedik.
“Eğer samimiyseniz, gelin Avrupa Birliği kamu ihale yasasını, imar rantları yasasını hep beraber çıkaralım” dedik.
Ama iktidar hiiiç oralı değil.
Biz bu konuları gündeme getirdikçe, bakıyoruz kulaklarının üzerine yatıyorlar.
Açıkça ifade ediyorum; bu konularda ya iktidar kendine gelip şöyle bir silkelenecek, ya da millet ilk seçimde onları silkeleyecek arkadaşlar.
Hiç endişeniz olmasın.
Bu dediklerimi onlar yapmazsa zaten biz geleceğiz, yapacağız hepsini. Hepsi ortaya çıkacak inşallah.
Değerli arkadaşlar,
Bu fon skandalının iktidar tarafından ele alınış biçimine baktığımızda; şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, samimiyetten, dürüstlükten uzak bir tutum görüyoruz.
Çalışmalar; meseleyi çözmek, vatandaşı korumaktan önce, siyasi faturayı bir an önce ortadan kaldırmaya yönelik bir çerçevede yürüyor.
"Bu faturayı kaldıralım da" diyorlar, "bakarız gerisine"
Sayın Erdoğan hala “fahiş kar”dan bahsediyor.
Ya anlamamış ya da gerçekle yüzleşmek istemiyor.
Ya arkadaş, bu fahiş kâr falan değil ya.
Meselenin adını açık koymazsanız, sorunu çözemezsiniz.
Bu bir siyasi ahlak meselesidir.
Bu bir “dolandırıcılık” hadisesidir. Kanundaki adı da “piyasa dolandırıcılığı”dır.
"Birileri fazla kâr etmiş" diyorlar hala... Yok öyle bir şey. Az sayıdaki kötü niyetli insan, çok sayıdaki bilmeyen insanı dolandırmış. Bu işin özü bu.
Özellikle Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Şimşek’in açıklamalarına baktığımızda, bilerek ya da bilmeyerek bir yanıltma olduğunu görüyoruz.
Bu skandalın mali boyutunu milli gelire oranla ya da mali piyasaların büyüklüğüne oranla ele alıyorlar ve sanki "Ya ekonomimiz büyük kardeşim, ne olacak?" diye gösteriyorlar.
Oysa, bu skandalın mali boyutunun makro açıdan yönetilebilir olması, bu fonlarda birikimlerini yitiren vatandaşların acısını, mağduriyetini azaltmıyor ki.
Bu kayıplar bazı vatandaşlarımız için ev, araba hayallerinin tamamen son bulması oldu.
Bazıları için işletme sermayesinin yitip gitmesi oldu, bazıları için eğitim planlarının yok olması, gelecek umutlarının tükenmesi oldu.
Bazı vatandaşlarımız için o paraya güvenip de çek-senet imzalayan esnafımızın itibarının yitirilmesine sebep oldu.
Yaşadığımız olay bir mali kriz değil; yaşadığımız olay bir dolandırıcılık, bir suç.
Bu "yüzyılın dolandırıcılığı" hadisesini aslında baktığımızda iktidarı sarsması gerekmiyor mu arkadaşlar?
Soruyorum kendilerine: Bu olayların sizi şöyle bir sarsması, endişeye sevk etmesi gerekmiyor mu?
Gereğini yapmanız, millete hesap vermeniz için kafanızda olan dolandırıcılık eşiği nedir acaba?
Yani ne kadar büyük bir şey olmalıydı ki sizi şöyle bir sarsması gerekiyordu?
Parti içinde, bürokraside, bir “arınma” başlatmak için daha ne kadar büyük bir hadiseyle karşı karşıya kalmanız gerekiyordu?
Bakın size bir video daha izleteceğim:
Tarih: 20 Mayıs 2014
[Video: Erdoğan] "Ben Başbakan olarak açıkça ifade ediyorum ki Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.")
Sayın Erdoğan,
Siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız ya!
Daha neyi bekliyorsunuz?
Açıklayın şu listeyi.
Gelin kuralım şu araştırma komisyonunu.
Eğer "sorumluluk bende" diyorsanız —ki o gün Başbakan bakın bunları söylediğinde, şimdi tam yetkili, tek imzalı sorumlu— eğer "ben sorumlu" diyorsanız bunun gereği listeyi açıklamaktır, Meclis'te de komisyonu kurmaktır.
Sorumluluğun gereği ancak böyle yerine gelir.
Değerli arkadaşlarım,
İnanın bu büyük devlete sahip çıkan bir iktidar yok artık bu ortada ya.
İnanın bu milletin derdiyle dertlenen bir iktidar kalmadı artık.
Bakın, bu dolandırıcılığın boyutlarını tekrar izah etmekte fayda görüyorum:
Çünkü rakamlar milyonlar, milyarlar olunca vatandaşlarımızın ölçüt kavramı bazen arada kaybolabiliyor.
Çünkü hâlâ emekli maaşının "23 milyon" diyen insanlarımız var. 23 bin 500 liraya "23 milyon" diyenler var.
Hâlâ bu bin, milyon, milyar karışıyor.
Sadece söz konusu fonlarda parası olan iyi niyetli vatandaşlarımız değil burada bakın.
Bu skandal patladığında borsada 7 milyon bireysel yatırımcı vardı.
Türkiye’deki 27 milyon haneden, tam 7 milyon hane etkilendi bakın.
Çünkü bu olay patladığında 7 milyon bireysel yatırımcı var; şöyle ya da böyle hisse senedi alan. 27 milyon hanemiz var, 27 milyonun 7 milyonu kaybetti.
Halka açık olsun veya olmasın, Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin toplam değeri 100 milyar dolar düştü.
Dedim ya, hani bazen milyar dolarla milyar TL, trilyonla karışıyor gidiyor, zor ölçülüyor ama şöyle iki basit örnekle, özellikle çay ve fındık üreticilerimizin ama genelinde de çiftçilerimizin anlayabileceği iki örnekle izah edeyim bakın:
Bu yılki çay rekoltesi değerli arkadaşlar, yaş çayda 1 milyon 400 bin ton. Alım fiyatı ne kadar? 35 lira. Hasan Bey, doğru mu hesap?
Çarptığınız zaman 49 milyar lira ediyor, yani 1 milyar dolar ediyor.
Yani Doğu Karadeniz'de çay üreten bütün çiftçilerimizin bir yıllık alın terini, emeğini toplayın, toplayın, satın; 1 milyar dolar ediyor.
Peki, bu fon dolandırıcılığında toplam kayıp, değer kaybı ne kadar ülkenin? 100 milyar dolar!
Yani Doğu Karadeniz'deki çay üreticilerimizin 100 yıllık alın terini toplayın, bu dolandırıcılar bir çırpıda 100 yıllık emeğe mal olacak kadar büyük bir zarar verdi memlekete.
Bir başka örnek: Fındık.
Bunu pancardan da yaparız, buğdaydan da yaparız ama şöyle bir Doğu Karadeniz'den başlayalım dedik bu hafta.
Bu yılki fındık rekoltesi 550 bin ton.
Daha geçen Sakarya'daydık, Kocaali'deydik. Kalite sorunları da var ama nereden baksak ortalama Türkiye genelindeki alım fiyatı böyle 185 lira gibi görünüyor kaba tahminle.
550 bin tonu 185 lirayla çarptığımız zaman 100 milyar TL ediyor, yani 2 milyar dolar ediyor.
Yani bir yılın toplam fındık hasılatı Türkiye'nin, toplam bütün fındık üreticilerimizin sattığı fındığın tamamının bedeli 2 milyar dolar.
Fon krizinin şirket değerlerine maliyeti 100 milyar dolar.
Yani tüm fındık üreticilerimizin 50 yıllık alın teri kadar ülkeye zararı oldu bu adamların.
Görüyorsunuz değil mi?
Memlekette helalinden kazananların döktüğü alın terine bir bakın, bir de bu dolandırıcıların memlekete verdiği zarara bakın; bir de hâlâ bu dolandırıcıları koruma, olayın üstünü kapatma çabasında olan iktidara bakın ya!
Değerli arkadaşlar,
Türkiye maalesef, çalışarak, üreterek, alın teri dökerek geçinmenin giderek zorlaştığı; kısa yoldan servet kazanmanın özendirildiği bir ülke haline geldi.
Bir tarafta; sabah gün ağırırken işine giden, evine helalinden ekmek götürmeye çalışan milyonlar var.
Diğer tarafta; bir gecede milyarlar kazanmanın, devletin imkânlarından faydalanmanın, siyasi bağlantılarla servet büyütmenin peşinde koşanlar var.
Unutmayın bakın, unutturmayacağız ha bu karambolde; sanal kumara ve sanal bahse resmen lisans veren, hâlâ ısrarla inatla bundan vazgeçmeyen bu iktidarın kendisi.
Kumarın, bahissin reklamına izin veren hala açtığınız zaman o reklamlarla karşı karşıya kalmaya göz yuman, buna izin veren bu iktidarın kendisi.
Hadi orada dolandırıcılık patladı da sanal kumar, sanal bahiste neyin patlamasını bekliyorsunuz Allah aşkına ya?
Kaç milyon gencimizin hayatının kararması sizin adımınızı atmak için acaba yeterli olacak?
Oradaki eşiğiniz nedir?
Oradaki sınırınız nedir?
1 milyon yetmez, 2 milyon yetmez mi diyorsunuz?
Bunlar alın teriyle kazanmanın bereketini unutturdular.
Helal kazancın kıymetini unutturdular.
Kul hakkını gözetmenin, emanete sahip çıkmanın önemini unutturdular.
Arkadaşlar, içimiz yanıyor ya!
Gerçekten bir zamanlar 6 sıfırı atıp bütün dünyanın en değerli, en itibarlı para birimlerinden birisi haline gelen Türk lirasının halini ne yaptılar bunlar ya?
Yerli paramızın, milli paramızın ne hale geldiğini bakın birkaç örnekle göstereceğim size.
Bu paramızın üzerinde kimlerin imzası var bir bakın.
Üç tane para göstereceğim, üç imza göstereceğim.
Bu imzaların hepsi Merkez Bankası başkan yardımcısı olmuş insanların imzası.
Bu üç kişi de Merkez Bankası başkan yardımcısı olmuş.
[Emrah Şener] Birincisi: Bankalararası Kart Merkezi'ne bir soruşturma yapılıyor. Ekim 2025'te tutuklanıyor. Kasım 2025'te ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağıyla tahliye ediliyor. Paranın altına imza atmış.
Bir başka örnek: Bir başka isim, bir başka başkan yardımcısı.
[Erkan Kilimci] Merkez Bankası'ndaki görevinden ayrıldıktan sonra Tera Finansal Yatırımlar Holding’de yöneticilik yapıyor. Eylül 2026'da fon piyasasındaki işlemlerle ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanıyor, bir başka isim.
Bir başka para, başka bir başkan yardımcısı.
[Taha Çakmak] Geçen hafta bir büyük Hayat ve Emeklilik Sigortası'nın genel müdürlük görevinden istifa ediyor, mal varlığına tedbir konuyor ve hakkında yurt dışına çıkış yasağı getiriliyor.
Görüyorsunuz değil mi?
Değerli arkadaşlar,
Bir ülkenin parası, o ülkenin istikrarıdır.
Bir ülkenin parası, o ülkenin itibarıdır.
Bir ülkenin parası, o ülkenin egemenliğidir.
Ey iktidardakiler! Siz paramızı kime emanet etmişsiniz ya?
Nasıl bir kadro kurmuşsunuz etrafınıza?
Kimlerle çalışmışsınız, kimlerle? Tek tek ortaya çıkıyor işte. Böyle bir şey olur mu?
200 lira ilk çıktığında piyasaya arkadaşlar 134 dolar ediyordu, 134 dolar ediyordu. Şimdi 4 dolar.
134 dolardan inmiş değeri 4 dolara.
Eğer bu kadar büyük bir değer kaybı varsa bu kifayetsiz, beceriksiz ve üstelik kötü niyetli kadrolar sonucudur, başka bir şey değil.
Sizin başlattığınız Türkiye Yüzyılı böyle mi ya?
Paramızın durumunu gördünüz,
Faiz ödemelerini gördünüz,
Yüzyılın dolandırıcılığını gördünüz.
Yazık, çok yazık.
Değerli arkadaşlar,
Biz, İslam ülkeleri arasında her türlü işbirliğinin gelişmesini isteriz, destekleriz.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu bakımdan önemli önemli görürüz.
Biliyorsunuz gizlediler, gizlediler, dün gece Meclis'e gelirken pat diye uluslararası basına önce metin düştü.
Bakın Meclis'e geliyor, metni Meclis'te görmüyoruz, uluslararası basında görüyoruz.
Ve hala görmüş değiliz bakın.
Meclis'e geliyor, metin hala yok.
Ben geçen hafta da sordum: “Ya siz neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz?”
Uluslararası basında çıkan metin üzerinden ancak biz yorum yapabiliyoruz.
Meclis'e geliyor ama hala gizli, kapağı ne zaman açılacak, göreceğiz.
Bakın, hala bugün itibarıyla bu anlaşmanın hangi tehditlere karşı, hangi amaçlara ve nasıl uygulanacağının açıkça ortaya konmasını biz talep ediyoruz
Özellikle, Türkiye'nin hangi şartlarda, kime, nasıl askeri yardım sağlayacağı, Silahlı Kuvvetlerimizin görevlendirilmesinin nasıl kararlaştırılacağı, Meclis'in anayasal yetkilerinin nasıl kullanılacağının önce açıkça ortaya konmasını istiyoruz.
Ve bakın arkadaşlar, anayasal gerekliliktir; “tezkeresiz sakın ha bir iş yapmaya çalışmayın” diye bugünden iktidarı uyarıyorum.
“Ya anlaşmayı getirmiştik, anlaşmanın satır aralarında zaten bir şeyler vardı” öyle bir şey yok! Öyle bir şey yok.
Anlaşma yapılır, bir çerçeve oluşturulur ama mesele Mehmetçiğimizin bir başka ülkede şöyle ya da böyle görev alması ise o ayrıca Meclis'e gelir, ayrıca değerlendirilir ve bunun kararını yüce Meclis verir.
Anlaşmanın yürürlüğe girişinden itibaren 10 yıl boyunca çekilememe şartı da koymuşlar. Bu da yeni bir şey.
Gerçekten bu işi bilen arkadaşlarımıza, yani ömrünü diplomasiye harcamış arkadaşlarımıza dün gece dedim ki uluslararası basına düşünce: “Ya şu anlaşmanın metnine bir bakın.”
Diyorlar ki: “Ya o kadar tuhaflıklar var ki.”
Yani nerede o Osmanlı'nın hariciye geleneği? Nerede o Türkiye'nin itibarının yükselmesini sağlayan o teknik, bu işi bilen kadrolar?
Terim hataları var. Birbiriyle çelişkili ifadeler var.
Çünkü gizli gidiyor ya bakın. Gizli giden şeyden korkacaksınız.
Açıksa şeffaf denetim olur. Açıksa pek çok gözün gözünden geçer, istişareli gider.
Ama siz kapatıp kapatıp, dün akşam Meclis'e gönderiliyor.
Bakın hâlâ kapağı kapalı. Hâlâ Mecliste milletvekilleri açıp da görebilmiş değil içinde olanları. Demek ki burada bir iş var, burada bir yanlış var.
Unutmayalım ki arkadaşlar, Türkiye'nin bölgedeki her adımının nihai hedefi barış olmalı.
Türkiye ilkeli ve güvenilir bir arabulucu vasfını asla kaybetmemeli.
Türkiye, İslam ülkeleri arasında olur da bir ayrışma olursa o ayrışmanın bir tarafında taraf olmamalı.
Mesele Mekke ve Medine'nin güvenliği ise özellikle İsrail'in yayılmacılığına karşı Filistin halkının korunmasına dönük bir çabaysa amenna ama bakıyoruz ki bu işe en çok sevinen başta Amerika Birleşik Devletleri, başta Trump. "Çok iyi oldu" diyor. "Zaten ne desem bunlar yapıyor" diyor. "İyi" diyor.
Bu iş birliğini değerli arkadaşlar, eğer böyle bir şey olacaksa öyle üç ülkeyle sınırlı kalması da doğru değildir.
Başta Mısır olmak üzere, hatta şimdi savaş ortamındayız ama hemen arkasından İran olmak üzere bu anlaşmanın genişletilmesi gerekir.
Eğer gerçek bir iş birliği diyorsanız bu ancak Mısır ve İran'ı da içine alan, başka ülkeleri de içine alan daha büyük bir güç birliğiyle olur.
Biz bu soruların cevabını almadan değerli arkadaşlar, bu anlaşmayı destekleyemeyiz. Açıkça ifade edeyim.
Önce bu sorularımızın cevabını alacağız.
Ama sürecin gelişi, bugüne kadarki yöntem, hâlâ gizli tutulması koskoca soru işaretleri oluşturuyor bu anlaşmanın her yerinde, her köşesinde.
Değerli Arkadaşlar,
Bizim inancımızda devlet yönetmek, her şeyden önce emanete sahip çıkmaktır.
Çünkü milletin verdiği yetki bir emanettir. Kimsenin tapulu mülkü değildir.
Devletin kasasındaki para emanettir.
Yetimin hakkı, emeklinin hakkı, işçinin alın teri emanettir.
Ve o emanete el uzatan, kul hakkına girer.
Türkiye’nin köklü bir değişikliğe ihtiyacı var.
Hukukun, kişilerin üzerinde olduğu; kuralların, keyfî kararların üzerinde olduğu bir devlet düzenine ihtiyacımız var.
Ehliyetin, liyakatin, şeffaflığın esas alındığı bir kamu yönetimine ihtiyacımız var.
Kimsenin korunmadığı, kimsenin kayırılmadığı, hukukun herkese eşit uygulandığı bir sisteme, bir düzene ihtiyacımız var.
Çünkü bir ülkede çalışanın emeği eğer karşılığını bulmuyorsa;
Alın terinin önüne siyasi bağlantılar geçiyorsa;
Dürüst insanlar kaybederken, kuralları çiğneyenler kazanıyorsa;
Orada yalnızca ekonomi bozulmaz.
Adalet duygusu da yara alır; devlete duyulan güven de sarsılır.
İşte tam da bunun için biz “temiz siyaset” diyoruz.
“Siyasette ahlak” diyoruz.
”Yönetimde dürüstlük” diyoruz.
Bizim istediğimiz, alın terinin, emeğin, dürüstlüğün yeniden değer kazandığı bir Türkiye’dir.
Değerli Arkadaşlarım,
Ben bu ülkenin dürüst insanlarına inanıyorum.
Sabah erkenden, “Bismillah” diyerek dükkânını açan esnafımıza inanıyorum.
Toprağını alın teriyle işleyen, rızkını helalinden kazanan çiftçimize inanıyorum.
Evine helal lokma götürmek için gece gündüz çalışan işçimize inanıyorum.
Yıllarca okuyup emek veren, kendi alın teriyle bir gelecek kurmak isteyen gençlerimize inanıyorum.
Bu milletin vicdanına inanıyorum;
Bu milletin irfanına inanıyorum.
Çünkü bu milletin mayasında değerli arkadaşlar, doğruluk var; kim ne derse desin.
Diyorlar ki; “ya toplum çürüdü, işte iktidar da böyle.” Değil, böyle değil.
Çünkü bu iş yukardan aşağıya akıyor, bu devlet yönetimi kültürü.
Sosyal ahlak ülke yönetiminden aşağılara doğru sirayet ediyor.
Ülkeyi yönetenler sapasağlam dursun, işte o zaman bakın nasıl kültür değişiyor, nasıl değişim geliyor, insanların davranışı nasıl değişiyor görün.
Bu ülkenin dürüst insanları sahipsiz değildir.
Biz varız, buradayız. Bir aradayız.
Hakkın yanında, haklının safında durmaya devam edeceğiz.
Kul hakkını savunmaya devam edeceğiz.
Milletin emanetine sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Bunu bildikleri için Yeni Yol’u hazmedemiyorlar. Bunu bildikleri için bizi sarsmak için her Allah'ın günü uğraşıyorlar.
Biz siyaseti yeniden milletin güven duyduğu, gönül rahatlığıyla emanetini teslim ettiği bir hizmet makamı haline getireceğiz.
Hep birlikte inşallah siyaseti temizleyeceğiz.
İnanın başka yolu yok.
Hep birlikte devlete duyulan güveni tesis edeceğiz.
Hep birlikte helal kazancın bereketini, dürüstlüğün kıymetini, adaletin gücünü hâkim kılacağız.
Allah’ın izniyle, hep birlikte daha adil, daha temiz, daha müreffeh bir Türkiye’yi kuracağız.
Bizde geri adım yok.
Doğru bildiğimiz yoldan asla sapmayacağız. Kim ne derse desin.
Rabbim bizlere bu emanete sahip çıkanlardan olmayı nasip eylesin;
Milletimize karşı mahcup etmesin.
Tüm bu duygu ve düşünceler hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah'a emanet olun.