“Fon yolsuzluğundan Cumhurbaşkanı’nın haberi varsa da vahim, yoksa da vahim”
“Sayın Erdoğan, 100 açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023’te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız?”
“Gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız”
“Lekelenmeme hakkı 86 milyonun hakkıdır”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon yolsuzluğu konusunda açıklamalar yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’ye, her hafta bir araya geldikleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bu konuda haberdar edip etmediklerini sordu.
Ali Babacan, “Eğer Cumhurbaşkanı’nın bu meselelerden haberi olmadıysa o zaman durum daha da vahim. Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük bir olaydan haberi olmuyor, haber edilmiyor. Evetse de haberi varsa da vahim. Sorunun cevabı hayır, haberi yoksa da vahim. Bu nasıl bir devlet yönetimidir Allah aşkına?” dedi.
Türkiye’nin bir aydır fon yolsuzluğunu konuştuğunu belirten Babacan, “Şu listeyi açıklayın artık. Kim kimmiş herkes bir öğrensin. Bu arınmayı yapmadan bu kadar büyük yolsuzluğun dosyasını kapatamazsınız” çağrısında bulundu.
Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısında konuşan Ali Babacan, fon yolsuzluğuna ilişkin şu mesajları verdi:
“Cumhurbaşkanı’nın bu işlerden haberi var mıydı, yok muydu?”
“Bakın, bu konularla ilgili Adalet Bakanı’nın bundan tam 19 ay önce haberi olmuş mu, şikâyet ulaşmış mı? Evet. Hazine ve Maliye Bakanı bundan tam 10 ay önce ‘Fonlardaki manipülasyondan haberimiz var.’ demiş mi? Evet. AK Parti’nin ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı ‘Bizi uyarıyorlardı.’ demiş mi? Evet. Bu üç kişi de doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı insanlar, değil mi? Evet. Her hafta ya kabine toplantısında ya da MYK toplantısında bu üç insan da Sayın Erdoğan’la beraber oturup kalkmıyor mu? Bir metre, iki metre mesafede oturmuyorlar mı aynı masada? Evet. Ben buradan bu üç kişiye tekrar soruyorum. ‘Bu işlerden bizim haberimiz vardı.’ diyorsunuz. Peki, Sayın Erdoğan’ın fonlarda bu kadar büyük bir dolandırıcılık olduğunu kendisine söylediniz mi, söylemediniz mi? Cumhurbaşkanı’nın bu işlerden haberi var mıydı, yok muydu? Bugüne kadar bunun cevabını da vermediler.”
“100 tane açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023’te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız?”
“Soruyorum, 100 tane açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023’te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız? ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.’ diye çıktığınız bu yolda, parmağından yüzüğünü, kolundan bileziğini, kulağından küpesini çıkarıp size verenlerin hayalindeki Türkiye bu muydu, Sayın Erdoğan? Size soruyorum buradan. Yola çıkarken size verilen yüzükler, bilezikler, küpeler yıllar sonra birileri ihya olsun diye size verilmedi ki. Siz gelin bu ülkede yolsuzlukları önleyin, yoksulluğu önleyin, yasakları önleyin diye o iyi niyetli vatandaşlarımız size destek verdi.”
“Cumhurbaşkanı’nın haberi varsa da vahim yoksa da vahim”
“‘Haberim vardı.’ diyor, ‘Uyarı bize gelmiş.’ diyor. İyi de her hafta görüşüyorsunuz ya. ‘Ya böyle bir şey duyduk, Sayın Cumhurbaşkanım, bir ilgilenin, bakın, şu arkadaşlara bir talimat verin.’ demediniz mi? Bu soru çok basit bir soru ve hâlâ bugüne kadar cevap vermediler. Cevabı da basit. Ya evet diyeceksin ya hayır diyeceksin. ‘Evet, Cumhurbaşkanı’na bu bilgiyi verdik, haberi vardı.’ diyeceksin ya da ‘Haberi yoktu.’ diyeceksin. Eğer sorunun cevabı evetse, eğer Cumhurbaşkanı’nın haberi olduysa ve gereken yapılmadıysa demek ki durum sanılandan çok daha vahim. Demek ki konuşulacak çok mesele var. Masaya yatırılması gereken çok büyük bir durum var burada. Yok, eğer sorunun cevabı hayırsa, eğer Cumhurbaşkanı’nın bu meselelerden haberi olmadıysa o zaman durum daha da vahim. Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük bir olaydan haberi olmuyor, haber edilmiyor. Evetse de haberi varsa da vahim. Sorunun cevabı hayır, haberi yoksa da vahim. Bu nasıl bir devlet yönetimidir Allah aşkına ya? Nereden bakarsanız bakın çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Vah benim güzel Türkiye’m, vah! Bu güzel ve büyük ülkeye böyle bir yönetim yakışmıyor. Bu aziz millet, bu yorgun iktidarın yükünü çekmek zorunda değil artık. Yeter ya.”
“Fon dolandırıcılığı açığa çıksın, suçu olan hesap versin istiyorsanız bunun yolu TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasıdır”
Ali Babacan, fon dolandırıcılığıyla ilgili Meclis araştırma komisyonu talebini yineledi: “Eğer bu fon dolandırıcılığı açığa çıksın, gerçekten suçu olan hesap versin, kirli olan, temiz olan ayıklansın istiyorsanız bunun şu andaki şartlardaki yolu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araştırma komisyonu kurulmasıdır. Bundan kaçmayın. İliç’le ilgili bu Meclis’te araştırma komisyonu kurulmadı mı? Kahramanmaraş’taki okul hadisesiyle ilgili kurulmadı mı? Kartalkaya ile ilgili kurulmadı mı? Yenidoğan çetesiyle ilgili kurulmadı mı? Bir sürü bunun örnekleri var. Peki, mesele fon dolandırıcılığı olduğu zaman bunu niye yapmıyorsunuz? Korkmayın, Meclis’ten korkmayın. Meclis’e hesap vermekten korkmayın. Doğruysanız gelin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ne oldu, ne olmadı, bütün açıklığıyla, şeffaflığıyla ortaya koyun.”
“Denetim ve gözetimden sorumlu kurumların elini kimler tuttu?”
Konuşmasında fon dolandırıcılığının üzerinden geçen bir ayı değerlendiren Babacan, iktidara sorularını yöneltmeyi sürdürdü: “Fon dolandırıcılığı iddiaları ayyuka çıkalı neredeyse bir ay oldu. Tam bir ay. Hâlâ pek çok sorunun cevabını alabilmiş de değiliz. Bir emeklimizin aylık 10 bin lira kira geliri olduğunda banka kayıtlarından yakalayıp ‘Sen bunun beyannamesini ver, daha sonra da bana vergisini öde.’ diye resen harekete geçebilen devlet kurumları, milyarlarca dolarlık bu dolandırıcılığı nasıl oldu da yakalayamadı, hâlâ cevabını vermiş değiller. Denetim ve gözetimden sorumlu kurumların elini kimler tuttu? Hâlâ cevabını vermiş değiller.”
“Yolsuzluk sadece devletin parasını çalmak veya rüşvet almak değildir”
Yolsuzluğun tanımını yeniden hatırlatan Babacan şunları kaydetti: “Yolsuzluk sadece devletin parasını çalmak veya rüşvet almak değildir. Bir kişinin devletin gücünü ve imkânlarını kendisine, partisine, yakınlarına veya belli bir gruba çıkar sağlamak amacıyla kullanması yolsuzluktur, haksız kazançtır. İmar planlarını, inşaat haklarını veya devlet arazilerinin kullanım biçimini sadece belli kişi veya şirketlere kazanç sağlayacak şekilde değiştirmek yolsuzluktur. İhaleleri gerçek rekabet ve yarışmadan kaçırmak için davet veya doğrudan temin yoluyla yapmak, baştan birileri kazanacak şekilde hazırlamak, işi adrese teslim hâle getirmek yolsuzluktur. Bazı kişi ve grupları siyasi düşüncesi, kimliği, inancı, bölgesi veya aidiyeti nedeniyle ‘Bunlar bizden.’ deyip devletin imkânlarından ayrıcalıklı olarak yararlandırmak yolsuzluktur. Yolsuzluğu gördüğü hâlde bunu gizlemek, soruşturulmasını engellemek veya yolsuzlukları denetlemesi gereken kurumların elini kolunu bağlamak, çalışmasını engellemek yolsuzluktur. Bir siyasetçi veya bir bürokrat yukarıda saydığım davranışları yolsuzluk olarak görmüyorsa ve bunlarla samimi bir şekilde mücadele etmiyorsa kusura bakmasınlar ama milletin karşısına çıkıp da ‘Ben yolsuzluğa karşıyım.’ falan da demesin. Külahımıza anlatsınlar.”
“Gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız”
Yolsuzluklar ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkiye dikkat çeken DEVA Partisi lideri Ali Babacan, şu tespitlerde bulundu: “Her fırsatta dile getiriyorum. Türkiye’de pek çok sorunun büyümesinin temelinde basın özgürlüğünün olmaması yatıyor. Basın biliyor, yazamıyor. İnsanlar biliyor, konuşamıyor. Basın özgürlüğü olsaydı, bu iddialar daha en başında gazetelerde manşet olsaydı, web sitelerinde haberler olsaydı, inanın bu yangın daha küçükken mecburen söndürülürdü. Çünkü açığa çıkarıyorsunuz ya. Alenileşiyor ya. O zaman hemen önlenmesi mümkün oluyor. Bugün ne oluyor? Bu konuyu haberleştirenler hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, haklarında ev hapsi veriliyor. Basın ve yayın kuruluşlarına erişim engelleri getiriliyor. Bu sabah bir televizyon kanalına daha kayyum atanmış durumda ülkede. Gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız. Televizyonları, haber sitelerini, sosyal medya hesaplarını kapatarak hakikati değiştiremezsiniz. Doğru hesaptan kaçmaz. Siz her şeyi tastamam, dosdoğru yaptığınızda medyadan, gazetecilerden korkmanıza gerek kalmaz.”
“İhtiyacımız iktidarın hoşuna giden haberleri yapan bir basın değil, ne olursa olsun gerçeğin peşinden gidebilen özgür bir basındır”
Babacan, basına yönelik engellemelere tepki gösterirken basın özgürlüğünün önemine şu ifadelerle dikkat çekti: “Hep söylüyorum, özgür basın hayat kurtarır. Bir yerde birileri inşaat yaparken demirden çalmışsa basın bunu haber yapar, hayat kurtarır. Bir yerde birileri dolandırıcılıkla ceplerini dolduruyorsa basın bunu haber yapar, aileleri kurtarır. Bir yerde birileri yolsuzluğa batmışsa, çürümüşse basın bunu haber yapar, ülkeyi kurtarır. Gazetecilerin görevi soru sormaktır, araştırmaktır ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Bir köşe yazısını beğenmeyebilirsiniz, bir gazetecinin görüşlerine katılmayabilirsiniz de. Ama bütün bunların karşılığı bir haber sitesini tamamen erişime kapatmak değildir. Bir gazetecinin yıllardır kullandığı hesabını engellemek değildir. Bir televizyon kanalının kapatılması, başına kayyum atanması, TMSF’ye devredilip sözüm ona bağımsız gibi gösterilmesi değildir. Yargı, eleştirileri susturmanın aracı hâline getirilemez. Biz hukuk kuralları içerisinde görevini yapan, kamuoyunu bilgilendirmek için çalışan, gerçeklerin peşine düşen tüm gazetecilerin ve basın kuruluşlarının yanındayız. Bizim ihtiyacımız iktidarın hoşuna giden haberleri yapan bir basın değil, ne olursa olsun gerçeğin peşinden gidebilen özgür bir basındır.”
“Lekelenmeme hakkı 86 milyonun hakkı”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın fon yolsuzluğunda adı geçenler için kullandığı “lekelenmeme hakkı” ifadesini değerlendiren Ali Babacan, “‘İnsanların lekelenmeme hakkı vardır.’ diyor. Amenna. Evrensel hukuk kuralıdır. Temel bir insan hakkıdır. Hiç kimsenin suçu net bir şekilde ortaya çıkmadan onu peşinen suçlu olarak ilan edemezsiniz. Bu algıya sebep olacak hiçbir şey yapmazsınız, yapamazsınız. Ama anlaşılıyor ki şu anda bu hak, yani lekelenmeme hakkı sadece iktidar ve şürekâsı için geçerli. Geri kalan vatandaşlarımızın böyle bir hakkı yok. Eğer bu ülkede gerçekten lekelenmeme hakkı olsaydı, sabahın köründe bir evin kapısını çalıp bir kadının ev hâliyle olan video görüntülerini basına sunmak diye bir şey olur muydu? O kadıncağızın lekelenmeme hakkı yok mu arkadaş? Daha sonra suçsuzluğu ortaya çıkıp beraat eden yüz binlerce insan ters kelepçeyle kameralar önünde gözaltına alınırken, hapse atılırken, milyonlarca insan hakkında terör örgütü üyeliği iddiasıyla soruşturma başlatılıp da bütün bunlar ifşa edilirken, insanlar yıllarca hapiste kalıp sonra tamamen suçsuz olduğu hâlde bunun ortaya çıkmasıyla beraat etmişken bütün bu insanların lekelenmeme hakkı yok muydu? Lekelenmeme hakkı sadece size mi ait? Etrafınızdakilere mi ait? Lekelenmeme hakkı 86 milyonun hakkı. Eğer sen ‘Benden olan lekelenmesin, benden olmayanın ne hâli varsa görsün, varsın lekelensin.’ diyorsan artık adalet duygusunu da eşitlik duygusunu da kaybetmiş bir iktidarsın. Demokrasilerde böyle iktidar olmaz.” dedi.
“‘Anlaşma yaptık’ diyorlar, anlaşmanın metni hâlâ ortada yok”
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığı söylenen savunma anlaşmasını değerlendiren Babacan şunları ifade etti: “İslam ülkelerinin arasındaki iş birliğinin genişletilmesi, iş birliği alanlarının derinleştirilmesi gerçekten çok önemli bir konu. Rahmetli Erbakan Hocamızın D8 projesinin özünde de tam da bu vardı. Ta o zamanlar gerçekten çok önemli bir vizyon ortaya koyarak ilk önce en büyük, nüfusu en kuvvetli İslam ülkelerinden başlayan, sekiz ülkeyle başlayan ama genişleme perspektifinde ortaya koyan bir başlangıçtı bu. Şimdi bakıyoruz, son haftalarda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığı söylenen, henüz görmediğimiz bir savunma anlaşmasının hangi ihtiyaca dayandığı, hangi tehdide karşı yapıldığıyla ilgili de herhangi bir açıklama bugüne kadar duymadık. ‘Anlaşma yaptık.’ diyorlar. Anlaşmanın metni hâlâ ortada yok ya. Ben anlamadım bu işi. Avrupa Birliği Bakanlığı yapmış, Dışişleri Bakanlığı yapmış bir kardeşiniz olarak ben bu işten bir şey anlamadım. Ne demek ‘Anlaşma yaptık’? Yaptıysan göster anlaşmayı. Yok. Eninde sonunda sen bunu Meclis’e getirmeyecek misin? Neyi kimden saklıyorsun? Gizlemeye çalıştığın ne? Acaba çok hızlı bir gece yarısı oldu bittiye mi getirmeye çalışacaksınız bunu? ‘Fazla tartıştırmayalım, Meclis’e girdiği gibi çıksın, en kısa zamanda halledelim. Evet, biraz gürültü olur, herkes ayağa kalkar, sonra oturur.’ diye mi düşünüyorsunuz acaba? Herkes sussa biz susmayız. Herkesi sindirseniz biz sinmeyiz.”
“Bu anlaşmanın sonucu Amerika’nın, Trump’ın işine yarıyormuş, onu öğrendik ama Türkiye’nin ne işine yarayacak?”
ABD Başkanı Trump’ın açıklamasına dikkat çeken Babacan şöyle devam etti: “Bir gazeteci soruyor. ‘Yemen ne olacak?’ diyor Trump’a. O da ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan ben kendisinden ne istersem yapar.’ diyor. Dün Trump’ın bu açıklamasından sonra artık bu anlaşmaya hep beraber ciddi bir ihtiyatla bakmamız lazım. Çünkü bu dış politika ve dış güvenlik meselelerinde bazen sonucu kime yarıyor diye bakmak lazım. Başlangıcı, sebebi, hedefinden öte bunun sonucu kimin işine yarar? Bu anlaşmanın sonucu Amerika’nın, Trump’ın işine yarıyormuş, onu öğrendik. Ama Türkiye’nin ne işine yarayacak? İslam ülkelerinin ne işine yarayacak? Bu konuda henüz bir açıklama yapılmış değil. Türkiye, İslam ülkeleri arasında bir tarafın karşısında, bir tarafın yanında mı yer alacak? Bir çatışmanın bir tarafı mı olacak?”
“Ekonominin zayıf olduğu bir ülkede güvenlik ve savunma konusunda gerekenleri yapmanız mümkün olmaz”
Türkiye’de yaşanan gelişmelerin ekonomiyi olumsuz etkilediğini ve artık ekonominin bir “beka” sorunu hâline geldiğini kaydeden Ali Babacan, “Şu ekonominin geldiği duruma bakın ya. Bu yaşananlardan sonra Türkiye’de ekonomi düzelir mi? Ekonomi demek güven demektir. Güven. Siz hem Türkiye’de hem de bütün dünyada sermaye piyasalarının güvenini yerle bir edin, ondan sonra kalkınacağız deyin, büyüyün deyin, büyüyeceğiz deyin, yatırım deyin, ihracat deyin. Rüyanızda bile göremezsiniz. Üstelik bu ekonomi meselesi artık ülkenin bir beka meselesi hâline geldi. Çünkü ekonominiz güçlü değilse ülkenin güvenliği ve savunmasıyla ilgili gerekli adımları atamazsınız. Evet, savunma sanayimizle gurur duyuyoruz. Oradaki teknolojik ilerlemeyi gerçekten çok büyük bir takdirle karşılıyoruz. Daha da iyi olsun istiyoruz ama bu ekonomiyle bu kadar. Bir de ülkenin ekonomisinin güçlü olduğunu düşünün. Bizim o 2023’te hedeflediğimiz o 2 trilyon dolarlık hedefe, bugün itibarıyla 2,5 trilyonluk hedefe ulaşmış bir ekonomik büyüklükle nasıl bir savunma sanayisi oluşturabilirdiniz, nasıl bir teknolojiye ulaşabilirdiniz, bir de onu hayal edin. Bu ülkenin potansiyeli var. Bu ülkenin insan kaynağı var. Bu ülkenin birikimi var. Ama siz adaleti, hukuku yok ederseniz, güveni yerle bir ederseniz ekonomi zayıf düşer. Ekonominin zayıf olduğu bir ülkede güvenlik ve savunma konusunda gerekenleri yapmanız mümkün olmaz.” diye konuştu.
“Yolsuzluğu yapan herkesin kim olduğuna bakılmaksızın hesap vermesi konusunda da bir fikir birliği oluştu”
Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’nın açıklamasına değinen Babacan şunları söyledi: “Gerçekten çok kıymetli ikazlar var açıklamada. Sanal kumar ve bahisten değerler eğitimine, gündüz kuşağı yayınlarından çete mafya konusuna kadar çok önemli değerlendirmeler yapmışlar. Bir de üstelik ne demişler bu açıklamada? ‘Susanlar bu vebalin ortağıdır.’ demişler. ‘Tarih çürümeyi görüp susanları da çürüyenlerle aynı sayfaya yazar.’ demişler. Allah kendilerinden razı olsun. Bu kürsülerden yıllarca yaptığımız uyarıların ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha teyit etmiş olduk. Fon dolandırıcılığının açığa çıkmasıyla beraber şu anda herkes infial hâlinde. Yolsuzluğu yapan herkesin kim olduğuna bakılmaksızın hesap vermesi konusunda da bir fikir birliği oluştu.”
“Gelin hep beraber tam 28 ülkede uygulanan Avrupa Birliği Kamu İhale Yasası’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirelim”
İktidara ve muhalefete yolsuzlukla mücadelede samimiyet çağrısı yapan Babacan şunları ifade etti: “Ben şimdi buradan hem iktidardakilere hem de muhalefettekilere sesleniyorum. Merkezi yönetim olsun, belediye olsun, fark etmez. Siz bu ülkede yolsuzlukla mücadele konusunda samimi misiniz? Bu konuda bir samimiyet testi, bir sınav vermek istiyor musunuz? ‘Yolsuzluklar baştan önlensin, yolsuzluğa alan açılmasın, dolandırıcılar yolsuzluk meydanında at koşturmasın.’ diyor musunuz? O hâlde hodri meydan. Gelin hep beraber şu anda tam 28 ülkede uygulanan Avrupa Birliği Kamu İhale Yasası’nı getirelim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirelim hep beraber. Bizden tam destek söz. Bir ayda geçer, üç ayda da en geç uygulamaya başlanır. İmar Rantları Yasası’nı getirelim Meclis’e. Bir ayda geçer, üç ayda uygulanmaya başlanır. Geçen hafta söyledim. Türkiye’nin altına imza attığı yolsuzlukla mücadele anlaşmasında 54 tane adımı atması gerekiyor. Bu adımlardan sadece 10’u atılmış, 44’ü duruyor. Eğer samimiyseniz yapın bu işi. Atın o 44 adımı daha. Öyle ‘Biz yolsuzluğa karşıyız, yolsuzlukla mücadele edeceğiz.’ deyip kimseyi kandırmayın, aldatmayın insanları. İş olup bittikten sonra arkayı toparlamaya çalışıyorsunuz şu anda. Gelin yolsuzlukları olmadan önleyelim. Yolsuzluğun o meydanını kapatalım. Kötü niyetli olan insanların alanını daraltalım. Eğer samimiyseniz gelin hep beraber bunu yapalım. Gelin bütün yasal düzenlemeleri Meclis’te beraberce çalışalım. Bunu onurunuza yediremiyorsanız biz metni göndeririz. Tamam, teklifi siz getirin, önemli değil ama biz destek veririz. Niye yapmıyorsunuz arkadaş? Neyi bekliyorsunuz? Hodri meydan diyorum, hodri meydan. Gelin, samimiyseniz düzeltelim hepsini.”