“Matematiği öğrendim, kasaya geçtim; tezgâhtan boyum görünmezdi”
“Hiç ders kaçırmadım, dersi derste öğrendim”
“Gençler merak etmesin. Bu ülke büyük bir ülke, her sorunun çözümü var”
“İmkânı olan neyi var neyi yoksa çocuğunun eğitimine harcasın”
“İnsan neyle yaşar? İtibar, onur, inanç”
“Diyet kitabı, Baba filmi, Abdurrahim Karakoç'un şiirlerinden etkilendim”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Nil Gülsüm ile Maksat Muhabbet" programında gazeteci Nil Gülsüm'ün hayata dair sorularını cevaplandırdı.
Ali Babacan, çocukluk, gençlik, evlilik ve iş hayatına ilişkin soruları yanıtlarken aile hayatının önemine dikkat çekti. "İnsan ne ile yaşar?" sorusuna, "İtibar, onur, inanç" cevabını veren Ali Babacan, çocukluğunda okuduğu Ömer Seyfettin'in "Diyet" isimli kitabı ile Baba filmleri ve Abdurrahim Karakoç'un şiirlerinden yapılan şarkıların kendisini etkilediğini açıkladı. Babacan, çocukluk dönemine ilişkin ilginç bir anıyı da aktardı:
"Dedem ve babam beni hiç boş bırakmadı. Bir ardiyemiz vardı. Biz ardiye derdik. Depo. Depodan asıl satış mağazasına mal taşırdım. Hamallar gelirlerdi taşımaya. Aralarına beni de alırlardı. Unutmuyorum, hamallara her defasında iki buçuk lira verirlerdi. Bana yirmi beş kuruş verirlerdi. Çünkü sen on defada onun taşıdığı malı ancak taşıyabiliyorsun diye. Tabii çok ağır şeyler değil ama diyelim ki işte üç paket havluyu sırtıma bağlıyorlar. Ama o hamalların kullandığı bir ip vardır. Kalın, pamuktan. Onun bir özel bağlama yöntemi vardır. Yani omzunuzdan geçirirsiniz. Hem arkadaki taşıdığınız mal sağa sola kaymaz hem de yük dengeli dağılır. Ardiyeden mağazamıza mal taşırdım. Sonra belli bir yaştan sonra, artık matematiği de öğrendikten sonra kasada oturmaya başladım.
‘Tezgâhtan boyun görünmez' derlerdi bana. Tezgâhın altındayken işte müşteri hesaplarını tutma, bankaya para getirip götürme. Anafartalar'da bir banka şubesiyle çalışırdık. Hatta geçen o şubenin müdürü geldi buraya. Torununu almış gelmiş. 'Senin getirdiğin parayı biz saymazdık. Çünkü nasılsa bu sayılmıştır. Düzgündür.' dedi. Sorarlardı bana, makbuzu keserlerdi. 'Sen git, biz sonra sayarız.' derlerdi. Ben giderdim, ondan sonra sayarlardı."
Babacan'dan başarı sırrı: Dersi derste öğrenmek, soru sormak
Okullarını birincilikle bitiren Ali Babacan, bu başarısının sırrını açıklarken şunları söyledi: "Tabii çalışmak da önemli. Mesela ben ders kaçırmazdım, o da önemli. Yani dersi dersteyken öğrenirdim. Hocalarımı biraz yorardım. Çünkü anlamadığım bir şeyi anlayana kadar soru sorardım. ‘Herhalde ben anlamamışımdır da sonra bakayım’ falan demezdim. ‘Anlamadığıma göre hoca iyi anlatamadı’ derdim. Bir daha sorardım, bir daha sorardım, anlamadan bırakmazdım. Dolayısıyla eve fazla bir şey kalmazdı. Temiz bir not tutmak, dersi derste öğrenmek, sonraya bir şey bırakmamak ve uygulamayı da aynı anda yapmak çok çok faydalı oldu."
"Bizim ailede evde iskambil kâğıdı bulundurulmaz, zar bulundurulmaz"
Çocukluk yıllarında "kafe kültürü" yerine çayhane ve kahvehane olduğunu ve o ortamlara girmediğini söyleyen Babacan, akrabalarıyla birlikte oturdukları Ankara'daki aile apartmanında iskambil kâğıdı ve zar olmadığını da anlattı:
"Bir arada oturuyorduk o dönemde, lise bitene kadar. Bizim ailede evde iskambil kâğıdı bulundurulmaz, zar bulundurulmaz. Dede yasaklamıştır bütün aileye. Çünkü o iskambil kâğıdı, zar mar derken parasız da olsa o şans oyunlarına alıştırır. 'Bugün parasız oynayan yarın gider paralı oynamaya başlar' diye. Dedem çok katıydı o konularda, rahmetli. Onun için, hatta ortaokulda bu ihtimal hesaplarıyla ilgili bir ders var. Bu probability dersi. İhtimal, olasılık. Hoca ev ödevi verdi. Ev ödevinde ‘zar atın’ diyor. Bizde zar yok, diğer ailelerde var. Gidip bir komşudan bulmak zorunda kaldık ki ödevimi yapabileyim diye. Tavla çoğu ailede var ama bizim evde tavla da bulundurulmazdı. Çünkü o işin içinde şans faktörü var diye. Tavla biraz da strateji oyunudur ama yine de arada zar atıyorsunuz. Kuralları oldukça katı bir aile yapımız vardı o dönem."
"Gençler umudunu kesmesin. Türkiye büyük bir ülke ve her sorunun çözümü var"
Gazeteci Nil Gülsüm'ün "Peki gençlere de dünyayı görmelerini, tanımalarını tavsiye ediyor musunuz?" sorusuna Babacan şu cevabı verdi:
“Tabii ki ediyorum. Ama tabii gençler bana böyle bakıyorlar uzun uzun. ‘Hangi parayla yapacağız ki’ diyorlar. Bugünkü şartlar gerçekten zor. Bir dönem daha kolaydı. Ne zaman? Özellikle bu 2006-2007 yılından itibaren yani Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci başlamış idi. Türkiye'nin enflasyon tek hane inmişti. Paradan alt sıfır falan attık ya o zaman. O dönemde gerçekten ekonomide ciddi bir güç oluştu. Refah topluma yayıldı. O dönemde KYK bursuyla öğrenciler burslardan artırdıkları parayla mesela bir hafta, iki hafta trenle Avrupa turu yapabiliyorlardı. Ama en çok da gençlerimize üzülüyorum. Çünkü gençler ‘Bir gün gelip de tekrar Türkiye düzelebilir’ diye düşünmüyorlar. Çünkü son 7-8 yıldır enflasyon hep yüksek seyrettiği için diyorlar ki ‘Herhalde bu hiçbir zaman düzelmeyecek.’ Biz de diyoruz ki ‘Merak etmeyin bu ülke büyük bir ülke, güçlü bir ülke. Her sorunun çözümü var. Zamanında enflasyon sorununu da çözmüş bir ülke burası. Dolayısıyla bunlar da çözülür’ diyoruz. Umutlarını kaybetmesinler. Fırsatı olan mümkün olunca gitsin dünyayı görsün, tanısın. Çünkü Türkiye büyük bir ülke. Güçlü bir ülke. Avrupa'nın en büyük toprakları bizim. Avrupa'nın en büyük tarım arazisi bizim. En büyük ve en genç nüfusa sahibiz. Ama 8 milyarlık dünya nüfusunda 86 milyonuz. Yani Türkiye yüzde bir küsur, yüzde 99’u da dışarıda bir alem var. Afrika ayrı bir alem, Latin Amerika ayrı bir alemdir, Güneydoğu Asya ayrıdır. Çin kendi başında bir alemdir. Hindistan kendi içinde bir alemdir. Onun için oraları tanımadan, bilmeden de Türkiye'ye katkıda bulunmak, dünyada katkıda bulunmak eksik olur. Dünyayı ne kadar çok tanırsa gençlerimiz, ülkemize de katkıları o kadar büyük olur.”
"İnsan neyle yaşar? İtibar, onur, inanç"
Kısa sorular bölümünde gazeteci Nil Gülsüm'ün "İnsan neyle yaşar?" sorusuna Babacan, "İtibar, onur önemli herhalde; inanç da önemli. İtibar, onur belki toplumsal hayatta; ama inanç da önemli. Çünkü insan biraz da inandığı için yaşar. Neye inanıyorsunuz? İnanmak çok geniş bir kavram. Yaptığınız işin doğru olduğuna inanmak. Ama nihayetinde bir de herhalde hesap gününe inanmak. Bütün yapılan her şeyin nihayetinde bir hesap günü var. Onu hep zihninizin bir köşesinde tutarsınız herhalde, onun için diye düşünüyorum." cevabını verdi.
Ali Babacan, program sonunda kısa sorulara da şu cevapları verdi:
Nil Gülsüm: Sizi çarpan ilk kitap?
Ali Babacan: Ömer Seyfettin'in "Diyet" kitabı. Ben okuma yazmayı erken öğrendim. İlkokula gitmeden önce öğrendim. Ama ilkokula gitmeden önce okumuştum ve çok etkilenmiştim. Özgürlük için bedel ödeme… Ondan sonra filmini izledim birkaç defa.
Nil Gülsüm: İzlemeye doyamadığınız filminiz?
Ali Babacan: Bir film değil de bir üçleme var. Bu Godfather, "Baba" diye. Onu ben herhalde üç dört kere izlemişimdir. Ve her izlememde de farklı şekilde etkilenmişimdir. Çünkü konu tabii İtalya'da ama bir aile değerlerinin önemli olduğu topraklarda geçiyor. Aile çok kıymetli bir şey. Fakat öte yandan da işte hani devlet nerede, ne kadar var, kurallar ne kadar işliyor? Kurallara uymayanların kazandıkları ama kural olmamasından, adalet, hukuk olmamasından geniş çevrelerin zarar görmesi gibi. Hep etkileyici bulmuşumdur. Tabii oyuncular da çok iyi. Sinema sanatı açısından da çok çok iyi. Bugün izleyenler belki biraz yavaş falan buluyor. Uzun ve yavaş ama o günün sinema anlayışı o. Şimdi üç, altı saniyelik şeylerle geçiyor insanlar videoları.
Şimdi gerçi yeni üç saatlik filmler, iki saatlik unutulmuş filmler gibi. "Odyssey" mesela. Şimdi geldi bizim çocuklar, hemen dediler "Bir izlememiz lazım bunu." falan. Belki gideceğiz, bir ailece izleyeceğiz, bakacağız.
Nil Gülsüm: Peki ruhunuzda derin bir iz bırakan bir şarkınız var mı? Favori şarkınız?
Ali Babacan: Tek bir tane söylemek zor ama Abdurrahim Karakoç'un şiirlerini ve o şiirlerden çıkan şarkıları ben seviyorum yani bir şekilde. Okuduğum zaman çok da böyle akla değil ama bir şekilde gönle hitap ediyor. Güzel ifadeler; belki hani kalpten kalbe böyle iletişim sağlıyor falan, öyle diyeyim.
Nil Gülsüm: Peki Ali Bey, hayattaki en önemli üç kavram sizce nedir?
Ali Babacan: En önemli üç kavram derseniz, aileden bahsettik. Aile gerçekten önemli. Allah herkese aile huzuru versin. Gerçekten çok kıymetli. Güven çok önemli bir kavram benim için. Güven ticarette, şahsi ilişkilerde ve aynı zamanda siyasette de tabii çok önemli. Bir de adalet herhalde. Adalet çok önemli, yani çok kapsayıcı bir kavram. Sadece yargı falan değil, adalet tabii çok geniş bir şey. Bu arada Zeynep'in doktora konusu da Osmanlı döneminde, yakın tarihte adalet kavramı. Adalet dairesi var orada; meşhur bir Osmanlı adalet dairesi var. Adalet olduğunda toplum, ekonomi, refah nasıl değişiyor? Olmadığı zaman da nasıl her şey kötüye gidiyor?