Ali Babacan Haftalık Grup Toplantısı - 5 Şubat 2024
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli milletvekilleri, yöneticileri,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Bugün aramızda olan 31 Temmuz COVİD İnfaz Yasası Mağdurları platformunun değerli başkanı ve temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve şu anda bizleri bu salonda izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Yeni Yol grubunun bu üçüncü grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Değerli arkadaşlarım,
İki yıl önce binlerce ev, bir daha açılamayacak kapılar ardında sessizliğe gömüldü.
Sayısız insan, sevdikleriyle son kez aynı masaya oturdu, son kez yemek yedi, son kez gülümsedi.
Kimi birbirine sarılarak uyudu, kimi son defa "iyi geceler" diye mesaj attı.
İşte o gece hepimizin hayatında derin bir iz bıraktı.
İnsanlar korkuyu, acıyı, çaresizliği en derinlerinde hissettiler.
Sadece 11 ille, sadece üç-dört bölgeyle sınırlandırılamayacak, sayılarla ifade edilemeyecek bir felaketti yaşadığımız.
Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her ilimizde hissedilen bir depremdi bu.
İstanbul’daki bir öğrenci, Maraş’taki ailesinden haber almak için telefonuna sarıldı; o anda depremi İstanbul’da hissetti.
İzmir’deki bir kardeş, Hatay’daki abisine ulaşamadı; depremi İzmir’de hissetti.
Trabzon’da bir baba Antep’teki, İslâhiye’deki oğlundan haber alamadı; depremi Trabzon’da hissetti.
Kısacası arkadaşlar, 6 Şubat depremi, Türkiye’nin yedi bölgesini vurdu;
Türkiye’nin 81 ilini vurdu, 85 milyon vatandaşımızı vurdu.
Ben buradan, bir kez daha, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyorum.
Allah bir daha ülkemize, milletimize böyle acılar yaşatmasın diyorum.
Değerli arkadaşlar,
6 Şubat depremin üçüncü gününden itibaren, yani 8 Şubat’tan itibaren bölgedeydim.
Karayoluyla; şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy gittik. Girilmemiş sokaklara girdik.
Yardım eli uzatılmamış insanlarımıza ulaştık.
Arama kurtarma çalışması başlatılmayan enkazların başındaki çaresizliği bizzat müşahede ettik.
Benzin kuyruklarında bekledik.
Bazıları gibi uçakla, helikopterle gelip, 15 dakika görüntü verip gidenlerden olmadık.
Ve o karanlıkta, elektriğin olmadığı sokaklarda, gece eksi 17 derecede vatandaşlarımızın kendi yaktıkları ateşin etrafında ısınmaya çalıştıklarına tanık olduk.
Ateşin düştüğü yerleri gördüm. Acıyla kahrolmuş sokaklarda yürüdüm.
Herkes şu soruyu soruyordu: “İlk 48 saatte devlet neredeydi?”
Bazı yerlerde bu süre 72 saat. Kimi yerde 4 gün, kimi yerde 5 gün.
Merkezlerden uzaklaştıkça ilk müdahalenin süresi uzuyordu. Hele böyle küçük bir köy, ücra bir beldeyse 4 gün 5 gün boyunca bir çalışma olmadı.
O karın altında, o enkazın altında 4 gün, 5 gün hiçbir çalışma yapılmayan yıkık binalar gördüm.
Dile kolay, ama yüreğe çok ağır bu.
Evladının olduğu bir enkazın başında, günlerce tek başına bekleyen babalar gördüm.
Aç-susuz kalmış bebeğine çaresizce ağlayarak sarılan analar gördüm.
Kardeşlerine ulaşmak için, ellerini parçalaya parçalaya moloz kaldırmak zorunda kalanları gördüm.
Bir şişe su, bir lokma ekmek için kuyruklarda bekleyen insanlar gördüm.
Hepsini dinledim, hepsini, tek tek.
Ama tüm tabloya baktığımda ne gördüm biliyor musunuz?
Göz göre göre gelen bir depremle, göz göre göre yaşanan bir afetle mücadele edemeyen bir yönetim gördüm.
Depremden sonrasıyla baş edemeyen, insanları çaresizliğe mahkûm eden bir hükûmet gördüm.
Ve iki yıldır bu soruya hala cevap vermeyen, veremeyen bir iktidar gördüm.
Evet, 2 yıl oldu milletçe henüz bu sorunun cevabını almış değiliz.
Tekrar soruyorum: İlk 48 saatte, ilk 72 saatte neredeydiniz?
Ne oldu? Niçin sistem felç oldu?
Niye ilk müdahaleler yapılamadı?
Özellikle enkaz altında hala sağ olan, canlı olan insanlara ulaşmak için ilk 48 saat, ilk 72 saat çok kritiktir.
Zaten hayatları kurtaracaksanız o anda kurtarırsınız.
Her yerde ama her yerde müdahalede büyük gecikmeler vardı.
2 yıl geçti, hala bunların sebebi bulunamadıysa, hala siz bu sorulara hükûmet olarak, iktidar olarak cevap veremiyorsanız; olanlardan ders almadınız demektir,
Bundan sonraki felaketlere de hazır değilsiniz demektir.
Değerli arkadaşlar,
Dün değil evvelsi gün yine deprem bölgesindeydim.
Bu sefer Hatay’daydım.
Evet, ortalık toz duman. Bir inşaat çabası var.
Ama bir şeyi iyi anlamak için gerçekten biraz vakit harcamanız gerekiyor, orada derinlemesine sohbetler etmeniz gerekiyor.
Her kesimden insanla konuşmanız gerekiyor.
Yani şehir merkezine gidip, “Buradaydım” deyip ayrılmakla orayı anlamak mümkün olmuyor.
Onun için derinlemesine bir ziyaret yaptık Hatay’a.
Şunu gördük ki; evet bir inşaat çabası var ama çileler de devam ediyor.
Bir dokunuyorsunuz, bin ah işitiyorsunuz.
Ben şimdi sözü izninizle deprem bölgesindeki vatandaşlarımıza bırakmak istiyorum.
Bugün onlar konuşsun, bugün onların sesi de Meclis’te kendisine yer bulsun istiyorum.
Bütün bu izleyeceklerimiz pazartesi günü Hatay’dan.
[VİDEO]
Evet arkadaşlar,
Her şey açık, her şey net.
Deprem gerçekten büyük bir felaketti.
Ancak, depremin ardından yaşananlar, felaketin kendisi kadar ağır, felaketin kendisi kadar vahimdi.
O gün, yakınları enkaz altında olanlar "Devlet nerede?" diye soruyordu.
Bugün, depremden iki yıl sonra, vatandaşlarımız aynı soruyu sormaya devam ediyorlar.
Evet, bugün, yarın belki de ertesi gün iktidarı destekleyen televizyon kanallarını açtığınızda başka şeyler duyacaksınız, başka şeyler göreceksiniz.
Ama bu gerçeği saklamak mümkün değil.
İşte biz onun için deprem bölgesindeydik.
İktidarın bu propaganda makinasının ürettiği sanal gerçekliği değil, Hatay’daki ve deprem bölgelerimizdeki asıl gerçekliği görmek ve göstermek için oradaydık.
İnsanlar evlerini, işlerini, sevdiklerini kaybetmişken; bir de üstüne, iki yıldır devam eden belirsizliği ve çaresizliği bizzat yaşıyorlar.
Evlerini kaybedenlerin yaklaşık 4’de 3’ü yapılacak konutlarla ilgili henüz hiçbir haber alabilmiş değiller.
Bakın 2 yıl geçmiş, soruyoruz, 4’te 3’ünden gelen cevap, “Bilmiyorum, bize hiç bir şey söylenmedi”.
Kurada ismi çıkanlar, kendilerine ne çıktığını bilmiyor.
“Kura çekildi, ismimiz çıktı ama bize ne çıktı bilmiyoruz” diyorlar.
Anahtar teslim töreni yapılıyor, anahtarı alıp evine gidenler bakıyor ki, ev henüz bitmiş değil, oturulacak durumda değil.
Rezerv alanlarla ilgili her şey karanlık ve kimse bilgi alamıyor.
Değil deprem mağduru vatandaşlarımız, milletvekillerimiz bile bu konularda soru sorduğunda cevap alamıyorlar.
Deprem bölgesini temsil eden milletvekillerimiz var biliyorsunuz.
Deprem bölgesine sürekli gidip gelen arkadaşlarımız var.
Bugün arkadaşlarımız farklı farklı şehirlerde, yarın farklı farklı şehirlerde milletvekillerimiz var, Genel Başkan Yardımcılarımız olacak.
Soruyorlar, cevap alamıyorlar.
Vatandaşın gidip de herhangi bir sorusuna tatmin edici cevap alması mümkün değil.
Pazartesi günü en büyük şikâyet bana ‘İletişimsizlik’ idi.
“Ulaşamıyoruz, sesimizi duyuramıyoruz, duyurduklarımız bizi dinleyenler de onlarda herhangi bir cevap vermiyor. Kurumlar arasında pinpon topu gibi gidip geliyoruz”.
Söylenenler bu.
İş yerleri yıkılan, makineleri zarar gören binlerce esnaf ve üretici, kepenk açmaya çalıştı ama önlerine aşılamaz engeller kondu.
Sanayi siteleriyle ilgili hiç bir adım atılmış değil.
Defalarca dile getirilen haklı taleplere rağmen “mücbir sebep” hali altışar aylık dönemler halinde uzatılıyor.
Sanki 6 ayda esnafın bütün sorunları çözülecek, hayat normale dönecekmiş gibi.
Bakın arkadaşlar, depremden etkilenen şehirleri ayağa kaldıracak olan sanayidir, üretimdir, ticarettir.
İnsanlar iş bulmalı, iş alanları açılmalı, çalışmalı, üretmeli ve kendileri kazanmaya başlamalı.
Bunun önünü açmazsanız, orada yaşayanları sürekli olarak devlet desteklerine muhtaç bırakmış olursunuz.
Bırakın şehirler bir ayağa kalsın.
Sanayinin önünü açın, ticaretin önünü açın. Bir an önce iş yerlerinin yapılmasıyla ilgili destekleri verin.
İnsanlar alsın, versin ve ekonomiye can versin ki şehirler ayağa kalksın.
Esnaf odalarının en önemli şikâyeti belirsizlik.
Tüm oda başkanlarıyla toplandık, tek tek dinledik.
Birkaç tanesini biraz önce ekranda gördünüz.
“Plan yok, program yok, iletişim yok” diyorlar.
Sorunlar bunlarla da bitmiyor.
Şehre baktığımızda Uzman doktorda ciddi açık var.
Sağlık hizmetleri için çok uzaklara gitmeye çalışıyor insanlar.
Öğrenci yurtları ile ilgili ciddi sorunlar var.
Elektrikler sık sık kesiliyor. Şehrin pek çok bölgesinde temiz su temininde ciddi sorunlar var.
Antakya’nın yolları artık sadece yıkımdan değil, inşaat şirketlerinin keyfi uygulamalarından dolayı da geçilmez halde.
Şehrin dört bir yanında devasa çukurlar, açıkta bırakılmış rögar kapakları var.
Hatay toza bulanmış, çamura gömülmüş halde.
Konteynırlardan çıkan insanlar, boş evraklara imza atıyorlar, ne rakam belli ne ödeme şartları belli.
Hiçbir şey belli değil. “Sen şu kâğıda imza at ondan sonra anahtarını al” diyor.
Sonra boş kağıtlara imza atıp gidiyorlar boş evlere, tamamlanmamış evlere...
Hatırlayalım; seçimden önce ev eşyası yardımı yapacaklarına söz verdiler, seçimden sonra bu sözler unutuldu gitti.
Deprem Şubat 2023’te olduğu için Mayıs 2023’te de seçim olduğu için bu arada neler neler söz verildi.
Fakat bu sözlerin çoğu tutulmadı.
Depremzedeler sıfırdan borçlanarak yeni eşya almak zorunda kalıyorlar.
Depremin üzerinden tam iki yıl geçti arkadaşlar, koskoca iki yıl!
Sayın Erdoğan seçimden önce ne dedi?
“Bir yılda 319 bin konutu inşa edeceğiz” dedi. 1 yılda...
Meydan meydan dolaştı.
Seçim kampanyasının en önemli taahhütlerinden bir tanesiydi. 1 yılda 319 bin.
Biz dedik ki o zaman, “Arkadaş doğruyu söyleyin. TOKİ bugüne kadar ortalama yılda 50-60 bin konut yapmış. Siz hangi kapasite ile bunu yapacaksınız?”
Haydi, 2’ye katlayın 100 bin deyin ama 1 yılda 300 binin üzerinde konut sözü verdiğinizde işte bu insanları aldatmak olur.
Kaynağını ortaya koymadan, planını programını ortaya koymadan seçim kampanyasında atıp tutmak kolay.
Üstelik siz 1 liraya mal olacak deprem konutunu; 2 liraya, 3 liraya mal ediyorsunuz.
“Bir yılda 319 bin konutu hangi imkanlarla yapacaksınız?” dedik.
Sonuçta iki yıl geçti, iki yılda tamamladıklarını söyledikleri konut sayısı 201 bin.
Tabii tek tek o konut sahiplerine sormak lazım, “gerçekten senin konutun tamamlandı mı?” diye.
Çünkü Hatay’da anahtarı alanların ancak yarısı taşınabiliyor.
Bakın, anahtarı veriyorlar ancak yarısı taşınabiliyor, çünkü açıyor bakıyor ki; oturulacak durumda değil. Daha tamamlanmamış.
200 bin diyorlar.
Gerçek rakamı bilmek zor.
Ama 200 bin ne demek arkadaşlar?
2 yılda 200 bin, yılda ortalama 100 bin demek.
Bizim dediğimiz sayıya geldiler mi şimdi?
O zaman demiştik, “Yapamazsınız bunu, aldatmayın insanları” demiştik.
İşte yılda ancak 100 bin yapabilmişler.
Bu hızla giderse, yılda 100 binden hesap basit.
600 bin konut açığın var şu an deprem bölgesinde.
Yılda 100 binden gidersek demek ki bu iş en az 6 – 7 yıl daha sürecek.
2029 yılından 2030 yılından önce de bitmeyecek.
Eğer dürüstseniz çıkın bunu samimiyetle açıklayın insanlara.
Deyin ki, “Evet felaket büyük, bu vakit alacak. Biz bunu ancak 6-7 yılda tamamlayacağız” deyin.
Niye seçimden önce “2 yılda bitireceğiz” diyorsunuz da seçimden sonra böyle zamana yayıyorsunuz?
Bu dürüst siyaset değil.
Şunu da hatırlamamız gerekiyor:
6 Şubat 2023 depreminden önce Türkiye’yi zaten büyük bir ekonomik kriz vurmuştu. Unutmayalım.
Türkiye’de zaten bir kriz yaşanıyordu.
Bu ev yapımı, el yapımı ekonomik depremi Sayın Erdoğan ve damadı el ele vererek zaten bizzat hazırlamışlardı bu ülkede.
Döviz kuru patlamış, enflasyon patlamış, bütçe açığı patlamış, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu eksi 65 milyar dolara düşmüştü.
6 Şubat depremi vurduğunda, ekonomimiz zaten ağır bir deprem hasarının altındaydı.
Aradan 2 yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde hala büyük sorunlar varsa, bunun en önemli nedenlerinden biri de, depremin ekonominin çok zayıf bir anında Türkiye’yi vurmuş olmasıdır.
Bu gerçekten hiç bahsetmiyorlar.
Değerli arkadaşlar,
Önemli bir konuya daha değinmek istiyorum.
Hep söyledim, söylüyorum.
Deprem diyoruz, başka sorunlardan bahsediyoruz ama asıl bir sorun var ki ülkemizde, bütün sorunların temelinde.
Öyle bir sorun alanı var ki; bütün sorunların anası.
Hep söylüyoruz;
Hukuk olmadan olmaz.
Adalet olmadan olmaz.
Hukuk olmadan, adalet olmadan ekonomi olmaz.
Şu tabloya bir bakın.
[Tablo]
Bu tablo daha geçtiğimiz hafta açıklanan rakamlarla ortaya çıkan bir gerçek.
Üstteki mavi çizgi emsal ülkelerin Türkiye ile mukayese edilebilecek olan, gelişmekte olan ülkelerin Hukukun Üstünlüğü endeksindeki yeri.
Aşağı yukarı belli bir çizgide gidiyor.
Ama Türkiye'ye bakın ne olmuş?
“Hukukun Üstünlüğü” endeksinde Türkiye, gerilemeye devam ediyor.
Emsal ülkelerin kat ve kat altına düşmüş durumda.
İşte ekonominin fay hattı burada arkadaşlar.
Ekonominin çöküşünün sebebi burada.
İktidar yargıyı sopa olarak kullanıyor.
Bir şeyin suç olup olmadığı, “Yapan kişi kimlerden?” sorusunun cevabıyla arıyor.
Suçtan önce, yapan kişiye bakıyor.
Biri bir tweet attı, görüş mü bildirdi… Soru belli: “Bizden mi onlardan mı?”
Bir yerlerde birileri suça mı bulaştı, yolsuzluk mu yapıyor… Soru belli: “Bizden mi onlardan mı?”
Türkiye’yi getirdikleri yer ortada arkadaşlar.
“Bizden mi onlardan mı hukukuyla” adaleti batırdılar; sokakları güvensiz, gençleri hayalsiz bıraktılar.
Herkesi adım adım fakirliğe, umutsuzluğa sürüklediler.
O yüzden söylüyorum:
Türkiye’de çöken sadece binalar değil;
Çöken hukuk, çöken adalet;
Çöken ekonomi; çöken ülkenin yarınları, çöken gençlerin hayalleri.
Çöken küçük esnaf, çöken KOBİ’ler, çöken çiftçi, çöken rahmetli Özal’ın çok önem verdiği orta direk…
Orta kesim kalmadı.
Ya çok fakirsin ya da bir avuç zenginin içindesin.
Evet, üzgünüz, öfkeliyiz…
Ama şunu da vurgulamak istiyorum ki, bu büyük ve güzel ülke nice badireler atlattı, nice krizleri aştı.
Biz umudumuzu asla yitirmedik, yitirmeyeceğiz.
Canla, başla çalışmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar,
Sözlerimin sonuna gelmişken bir konuya daha çok kısa bir şekilde değinmek istiyorum.
Çünkü dün gece ve bu sabaha karşı Washington’dan gelen bazı açıklamalar gerçekten son derece kaygı verici.
Bölgemizdeki gelişmeleri çok dikkatle takip ediyoruz.
Yakın tarihimizin en kritik dönemlerinden birisini de şu anda yaşıyoruz.
Tarihi dönemeçlerdeyiz, tarihi kavşaklardayız şu anda.
Bir başka buluşmamızda bu konuyla ilgili belki daha geniş bir değerlendirme yapacağım ama bugün şunu açıkça ifade edeyim ki; hiç kimse Gazze’de bir oldu bittiye kalkışmasın.
ABD’nin yeni yönetimi de şunu bilsin:
Gazze Filistinli kardeşlerimizindir.
Filistin davası bizim davamızdır.
Bu böyle biline!
Ben tekrar hepinizi tekrar saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Yolumuz açık olsun diyorum.
Sağ olun, var olun.