DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda DEM Parti Grubu tarafından sunulan “Suriye’de yaşananlara ilişkin medya dili” konulu araştırma önergesi üzerine söz aldı.
Medya açısından sorumlu yayıncılığın her zamankinden daha gerekli olduğu açıktır
Suriye’de yaşanan olaylarda medyanın provokatif yaklaştığına dikkat çeken Ekmen, “Suriye'nin zor ve kritik bir süreçten geçtiği açıktır. Gerek komşu ülkemiz olması gerekse de Suriye'deki Kürt, Arap, Türkmen, Alevi, sayıları az da olsa Dürzi vatandaşların her biriyle Türkiye’nin kültürel, tarihsel bağlarının varlığı ve yine her grubun akrabalarının varlığı dikkate alındığında, Türkiye için bu mesele adeta bir iç meseledir ve medya için sorumlu yayıncılığın her zamankinden fazla gerekli olduğu açıktır. Birkaç temel ilkeyi öncelikle hatırlatmak gerekir: Gerçeğe aykırı, manipülatif hatta provokatif amaçlı bilgi ve görüntülerin çok kolay yayılabildiği, bu görüntülerin etkisinin öngörülemez derecede etkili olduğu bir düzlemdeyiz. Örneğin, bir kadın bedeninin dördüncü kattan aşağıya atılması veya sağ ele geçirilenlerin öldürülmesine dair videoların geniş kitleleri provoke ve tahrik etme potansiyeli olduğu gibi, bu ve benzeri videoların vatandaşlarımızın bir kısmının duygu dünyasında kırılma ve yarılma yaratabileceği de açıktır” dedi.
Kürt vatandaşlar Suriye’deki akrabaları için endişeli
Ekmen, Kürt vatandaşların Suriye’de yaşayan sivil akrabalarının güvenliği konusunda giderek artan bir hassasiyet taşıdığına dikkat çekerek, “Unutulmamalıdır ki Suriye’deki gelişmeler merkezî hükûmetin egemenlik alanını genişletme çabası olarak görülse de operasyonun Kürt nüfusunun çoğunluk olduğu şehirlerin sınırına dayanmış olması nedeniyle her türlü gelişmenin Arap-Kürt ikilemine hapsedilmesi riski söz konusudur. Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu şehirlerin YPG kontrolünde bulunuyor olması başka bir kritik noktadır. YPG’ye ait meselelerin dahi Kürt vatandaşlarımızca oradaki sivil akrabalarının güvenliği ekseninde değerlendirildiği unutulmamalıdır. Bu fiilî durum, dil ve yorumların hassasiyetini artırmaktadır” ifadelerini kullandı.
Meşruiyet Suriye içinde aranmalıdır
Ekmen, “10 Mart anlaşmasına uyulmuş olsaydı, kurulu devlet düzeninin bir parçası olabilecek YPG’nin 14 Aralık sonrası stratejik kırılmayı doğru okuyarak silahlı mücadele yerine siyasi müzakerelerin sabırla ve esneklikle yürütülmesi kaçınılmazdı. 14 Aralık 2024 tarihinde Şam’ın el değiştirme sürecinin Türkiye, ABD, İngiltere, NATO ülkeleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin doğrudan rolü veya onayıyla gerçekleştiği göz önüne alındığında tüm talep ve pozisyonların bu gerçekliğe göre yenilenmesi gerekir. Devletlerin duyguları yoktur, bu ülkelerden vefa beklenemez; onlardan talep edilecek şey yeni Suriye’nin inşasında adil ve dengeli bir tutum almaları olabilir. Suriye, büyük acıların ardından tarihi bir eşikte duruyor. Bu kritik kavşakta, ‘eskiyi yıkarken yeniyi inşa edememe’ tuzağına düşmemek için tüm taraflara tarihi bir sorumluluk düşüyor. Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın yol haritası bellidir. Siyasi ve toprak bütünlüğü tartışmaya açılmamalı, ülke yeni bir iç savaş ve çatışma döngüsüne hapsedilmemelidir. Yıkım dönemi bitmeli, inşa dönemi başlamalıdır. Taraflar güç ve meşruiyeti dış başkentlerde veya yabancı aktörlerin desteğinde değil, içeride sağlanacak toplumsal mutabakatta aramalıdır. Uluslararası rüzgâr kimden yana eserse essin, asıl olan, Suriye halkının kendi arasındaki istişare ve uzlaşısıdır” şeklinde konuştu.
YPG’nin ayrılıkçılık talebi yok ise tek yolun müzakere süreçleri olduğu unutulmamalıdır
Suriye için Türkiye’nin rolüne değinen Ekmen, “Hiçbir gerekçe sivil yerleşim yerlerinin çatışma sahasına çevrilmesini meşru kılamaz. Köylerden kasabalara, şehir merkezlerinden mahallelere kadar sivil yerleşim alanlarına hiçbir askerî veya paramiliter unsurlar girmemeli, siviller kalkan yapılmamalıdır. Geçiş süreci zamana yayılmadan, anayasa yapımı ve yönetimde çoğulcu temsiliyet mekanizmaları hızla işletilmeli, herkesin kendini ait hissettiği bir Suriye, adil bir temsil ve anayasal bir düzende bir an önce kurulmalıdır. Toplumsal barış açısından suç teşkil eden eylemlere dair soruşturma ve yargılamalar geciktirilmemeli, intikam hissi değil; hukuk, adalet ve devlet refleksi egemen olmalıdır. YPG’nin bir ayrılıkçılık ve bağımsızlık talebi yok ise müstakil askerî güç ısrarından vazgeçilmeli, demokratik hak taleplerinin teminatının silahlı yapılar değil, anayasal güvence ve müzakere süreçleri olduğu unutulmamalıdır. Suriye’nin kurtuluşu namlunun ucunda değil, demokrasinin ve kardeşliğin ortak zeminindedir. Türkiye’nin de buradaki rolü, Suriye’nin gerçek anlamda çoğulcu, demokratik anayasal bir zemine geçişi hususunda bir moderasyondur” açıklamasında bulundu.