DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Medeni Yılmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülen Milli Parklar Kanun Teklifi üzerine söz aldı. Teklifin içinde bol miktarda “doğa” ve “koruma” kelimelerinin geçtiğini ancak son dönemdeki kanun tekliflerinde görülen sağ gösterip sol vurma usulünün bozmadığını ifade eden Yılmaz konuşmasında “Teklif ‘doğayı korumayı’ değil ‘doğayı korunmaya muhtaç hale getirmeyi’ hedeflemektedir” ifadelerini kullandı.
“Doğa, gelecek nesillere aktarmamız gereken çok önemi bir emanettir”
Genel Kurulda konuşan Yılmaz, “Doğa dediğimiz kutsal değerimiz bizlere ‘miras’ değil en ufak bir halel getirmeden gelecek nesillere aktarmamız gereken çok önemi bir ‘emanettir.’ Bu emanete sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur. Teklife baktığınızda içinde ‘doğa’ ve ‘koruma’ kelimelerinin bol miktarda geçtiği ancak maalesef son dönemdeki kanun tekliflerinde artık alıştığımız sağ gösterip sol vurma usulünü bozmadığınız görülmektedir. Teklif ‘doğayı korumayı’ değil ‘doğayı korunmaya muhtaç hale getirmeyi’ hedeflemektedir. Ülke olarak binlerce endemik bitki türüne ve yüzlerce hayvan türüne sahip bir ekosistemimiz var. Bilimsel veriler korunması gereken ekosisteme insan müdahalesinin sadece %10 artmasının biyolojik çeşitlilik kaybını %25 gibi devasa bir oranda olduğunu ortaya koymaktadır. Sizlerin bu teklifte öngördüğünüz yönetim modeli çevreyi korumayı değil, uzun vadede tarım, su kaynakları ve kırsal yaşamı da etkileyecek büyük bir ekolojik tahribatı beraberinde getirme riski taşımaktadır. ‘Yönetimsel etkinlik’ gibi süslü kelimeler ile bezenen teklif, önceleri bakanlık veya cumhurbaşkanlığına ait birçok alandaki yetkiyi ‘genel müdürlük’ uhdesine vererek idarenin hiyerarşik yapısını da aşağıya çekmektedir” dedi.
“Çevre yönetiminin temel ilkeleri idari takdir alanına bırakıldığında, çevre hakkının korunması keyfi uygulamalara açık hale gelir”
Teklifte 16. Maddede 2873 Sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 4 ile daha önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığında olan bazı izinlerin, işlemlerin, tahsislerin, sözleşme ve tapu işlemlerinin ve bazı gelir kalemlerinin kontrolünü Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne devredilmek istediğine dikkat çeken Yılmaz, “Teklif ile; Millî park ve diğer korunan alanlarda yer alan, turizm yatırımlarına tahsis edilmiş Hazine taşınmazlarının idari sorumluluğu 1 Ocak 2026 itibarıyla Genel Müdürlüğe geçecektir. Daha önce yapılan tahsisler, izinler ve tapuda tesis edilen üst haklarına ilişkin sözleşmeler, bu tarihten itibaren yenileme yapılmaksızın otomatik olarak Genel Müdürlüğe devredilmiş sayılacaktır. 2026 sonrası dönemde tahsil edilecek kullanım, üst hakkı, hasılat payı ve proje maliyetinin %3’ü oranındaki bedeller ile süre uzatım bedellerinin tahakkuku ve tahsili de Genel Müdürlük tarafından yapılacak; söz konusu gelirler Genel Müdürlüğün döner sermaye hesaplarına aktarılacaktır. Bu yaklaşım, Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, 6. maddesindeki yetki devredilmezliği ve 125. maddesindeki yargı denetimi ilkeleriyle açık bir çatışma içerisindedir. Zira, çevre yönetiminin kanunla belirlenmesi gereken temel ilkeleri ‘idari takdir’ alanına bırakıldığında, çevre hakkının korunması keyfi uygulamalara açık hale gelir” şeklinde konuştu.
“Muğlak ifadeler ile doğayı idarenin keyfi kararlarına açık hale getiriyorsunuz”
Doğanın talan edilmesine alan açmak ve doğayı bir gelir kapısı olarak görmenin emanete ihanet olduğunu belirten Medeni Yılmaz, “Ayrıca düzenleme ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne merkezi bütçe dışında gelir elde etme ve kullanma yetkisi tanıyarak fiilen bir özerk mali yapı oluşturulmaktadır. Bu durum ise TBMM’nin bütçe hakkını zayıflatmakta ve Sayıştay denetiminin kapsamını daraltma riski taşımaktadır. Bu kutsal çatının altında görev yapan bizlerin temel görevi bu ülkenin her karışını, her zerresini mamur edecek, mevcut değerlerini koruyup gözetecek, insanımızın hak ettiği en güzel imkânlara ulaşmalarına yol açacak yasaları çıkartmaktır. Biz bu görevi hakkıyla ifa edemezsek 86 milyonun vebalini almış oluruz, ki hiç birinizin de bu vebali taşımak isteyeceğini düşünmüyorum. Ama maalesef getirilen teklifler süslü ifadelerle bezeli olsa da içeriğine baktığınızda ya doğayı ya da sistemi bozmaya yönelik olduğunu görüyoruz. Ya da belli zümreleri zengin etmeye matuf olduğunu biliyoruz. Bu teklifte de yetkileri tek el’e devretmekle ve ayrıca metinde kullanılan muğlak ifadeler ile doğayı idarenin keyfi kararlarına açık hale getiriyorsunuz. Bir tarafta koruma amacı güttüğünüzü söylerken diğer taraftan doğrudan yapılaşma ve kullanım izinlerini genişletmek gibi düzenlemeler getirmektesiniz. Böylelikle de ‘koruma hukukunu’ maalesef ‘kullanım hukukuna’ dönüştürüyorsunuz. Her şeye para gözüyle bakmak ve her değeri meta haline getirmek çok yanlış bir düşüncedir arkadaşlar. Hele ki doğa gibi özel bir değerimizi talana açmak onu bir gelir kapısı gibi görmek emanete ihanettir” ifadelerini kullandı.
“Tüm paydaşları bir araya getirip bilimin ışığında, anayasaya ve hukuka uygun bir teklif haline getirmenizi temenni ediyorum”
Medeni Yılmaz konuşmasını, “Sonuç olarak, tabiatı koruma alanlarını, tabiat parklarını istismara açık düzenlemeler yoluyla turizme ve inşaat faaliyetlerine açacak, doğal hayatı tehlikeye atacak, yaban hayatının yaşam alanlarını korumayı göz ardı edecek bir düzenleme değil ‘ben yaptım oldu’ demeden tüm paydaşları bir araya getirip bilimin ışığında, anayasaya ve hukuka uygun bir teklif haline getirmeniz temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyerek tamamladı.