DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, trafikte yaşanan öfke ve şiddetin basit bir kural ihlali olarak görülemeyeceğini belirterek, sorunun toplumsal güvenin zayıflaması, tahammül sınırlarının daralması ve yaptırımların caydırıcılığına ilişkin algıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
DEVA Partili Hasan Karal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Karayolları Trafik Kanunu teklifinin görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada, hukuk düzeninin yalnızca bireysel haklılığı tespit eden bir mekanizma olarak ele alınamayacağını söyledi.
“Devlet, insanı öfkeye iten zemini ortadan kaldırmayı esas almalıdır”
Hukukun esas amacının toplumsal barışı ve kamusal düzeni korumak olduğuna dikkat çeken Milletvekili Karal, devletin rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Devletin görevi yalnızca cezalandırmak değil insanı kavgaya, öfkeye ve hakkını kendi imkanlarıyla aramaya iten zemini ortadan kaldırmayı esas almaktır. Bu nedenle hukukun görevi, sonucu tespit etmekle sınırlı kalmaz o sonucu doğuran şartları ve zemini de görmeyi, sorgulamayı zorunlu kılar” diye konuştu.
“Bu teklif yalnızca teknik bir metin değildir”
Karayolları Trafik Kanunu teklifinin sadece cezaları düzenleyen teknik bir metin olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Karal, teklifin yalnızca hız sınırlarını, cezaları ya da yaptırım maddelerini düzenleyen teknik bir metin olmadığını, toplumsal düzeni ve sosyolojiyi yeniden düşünülmesi gereken bir çerçeve sunduğunu kaydetti.
“İnsanlar neden en küçük bir tartışmada araçlarından iniyor?”
Trafikte sahada yaşanan tabloya dikkat çeken Karal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Trafikte en küçük bir olayda insanlar araçlarından iniyor; sopa ve bıçaklara sarılıyor, birbirlerinin üzerine araç sürüyor, hiç tanımadıkları insanlara hiç olmadık sebeplerle saldırabiliyor. Bu tablo karşısında şu soruları sormadan ilerleyemeyiz: İnsanlar neden en küçük bir tartışmada araçlarından iniyor? Neden kendilerini korumak zorunda hissedip araçlarında sopa taşıyor? Neden trafikte güvende olduklarına inanmıyor? Neden anlık bir gerilim, kısa sürede şiddete ve geri dönülmez sonuçlara dönüşüyor? Bu sorulara cevap vermeden, yalnızca kanun maddelerini artırarak kalıcı bir çözüm üretmemiz mümkün değildir. Çünkü karşımızdaki sorun, trafik kurallarının ihlalinden ibaret değildir; toplumsal güvenin zayıfladığı, tahammül sınırlarının daraldığı ve yaptırımların yeterince caydırıcı olmadığı algısının sahaya yansıdığı daha geniş bir zemine işaret etmektedir. Trafikteki öfke ve şiddet de bu toplumsal yıpranmışlığın en görünür sonucudur.”