“Devletsen bileceksin, denetleyeceksin: Görevin bu”
“Netanyahu ve bu zulmün ortakları uluslararası hukuk önünde hesap verecekleri günü şimdiden geriye saymaya başlamalıdırlar”
“Biz emeklilerimizi enflasyona ezdiren değil, onların emeğini ve alın terini koruyan bir anlayışı savunuyoruz"
"Biz çocuklarımıza torpilin değil emeğin kazandığı, rüşvetin değil hukukun işlediği bir Türkiye hazırlamak istiyoruz”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu'nun haftalık toplantısında Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirdiği KKTC ziyaretine ve Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs'a ilişkin raporuna değindi; Gazze ve Batı Şeria'daki son tabloyu bir kez daha gündeme taşıdı.
Konuşmasında en düşük emekli maaşı için sunulan teklifi de değerlendiren Babacan, “Bugün herhangi bir büyükşehirde bu maaşla geçinmek mümkün mü? Kira ödeyecekler. Elektrik, doğal gaz, su... Mümkün değil. Eğer bir aileye bir emekli maaşı giriyorsa, o ailenin geçinmesi imkânsız. Bugün bir emekli maaşı bir aileyi geçindirmez. Gıda masrafına bile yetmez” ifadelerini kullandı.
“Maaşı kuyumcu terazisiyle ölçmüşler”
En düşük emekli maaşı için sunulan teklifi değerlendiren Babacan, “Emeklilik gerçekten hayatın en huzurlu dönemi olması gerekirken bugün milyonlarca insanımız için bir geçim mücadelesi dönemi haline gelmiştir. Şimdi emeklilerimiz dört gözle meclisten çıkacak torba yasayı bekliyor, değil mi? En düşük emekli maaşı için sunulan teklif ne kadar? 23 bin 552 lira. Şimdi en düşük emekli maaşının bu kadar küsuratlı, adeta kuyumcu terazisiyle ölçülerek ortaya konduğunu hiç görmemiştik doğrusu. En düşük emekli maaşı belli bir rakam olur. Hatırda kalması kolay bir rakam olur. Yıllarca da böyle olmuştur. 23 bin 552. Elli lirası var. Hatta iki lirası da var değil mi? Çok önemli iki lirası yani” ifadelerini kullandı.
Ali Babacan, sözlerine şöyle devam etti: "Bugün herhangi bir büyükşehirde bu maaşla geçinmek mümkün mü? Kira ödeyecekler. Elektrik, doğalgaz, su... Mümkün değil. Eğer bir aileye bir emekli maaşı giriyorsa, o ailenin geçinmesi imkânsız. Bugün bir emekli maaşı bir aileyi geçindirmez. Gıda masrafına bile yetmez. Sadece kira değil, elektrik değil. Çarşıya pazara gideceksiniz, torununuza bir harçlık vereceksiniz… Ve bütün bunları 23 bin 552 lirayla yapacaksınız. Gerçekten el insaf. Emeklilerimize sadaka vermiyorsunuz, lütuf dağıtmıyorsunuz. Yıllarca çalışarak, prim ödeyerek hak ettikleri insanca yaşamı sağlamak zorundasınız. Emekli maaşı açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının çok uzağında kalıyorsa orada siz sosyal devletten falan söz edemezsiniz. Biz emeklilerimizi enflasyona ezdiren değil, onların emeğini ve alın terini koruyan bir anlayışı savunuyoruz."
"İtibardan tasarruf olmaz diyor, ben de diyorum ki insanca yaşam hakkından tasarruf olmaz"
"Bir ülkenin gücü öyle zirvelerde hava atmakla olmaz. Bir ülkenin gücünü büyük konvoylardan, saraylardan anlamazsınız. Bir ülkenin gerçek gücü emeklisinin yaşam standardıdır. Emeklisi insanoğluna yakışan bir hayat standardını tutturamayan bir ülkenin güçlü olduğunu iddia edemezsiniz. Ne diyor Sayın Erdoğan? İtibardan tasarruf olmaz diyor. Ben de diyorum ki insanca yaşam hakkından tasarruf olmaz. Alın terinden, emekten tasarruf olmaz. Emeklinin maaşından tasarruf olmaz. Bu kadar basit. Önce kendi vatandaşınızın itibarını koruyacaksınız. Çünkü bir devletin itibarı uzun konvoylardan, yapılan törenlerden anlaşılmaz. Bir ülkenin itibarı, vatandaşının nasıl yaşadığıyla ölçülür."
“Ülkemiz yönetim krizinin bedelini ödüyor”
“Ülkemiz maalesef her geçen gün daha da ağırlaşan bir yönetim krizinin bedelini ödüyor. Bugün nereye baksanız aynı tabloyla karşı karşıyayız. Esnaf dertli, sanayici dertli, çiftçi dertli, emekli dertli, çalışan dertli, gençler dertli. Herkes dertli herkes. İşte üretim yavaşlıyor. Sanayi üretim rakamlarına bakıyorsunuz yavaşlıyor. Temel ihracat ürünlerimiz beyaz eşya başta olmak üzere adetler yıl yıl düşüyor. Ekonominin çarkları artık daha yavaş, daha yavaş dönüyor. Ben buradan iktidara açıkça seslenmek istiyorum. Allah aşkına siz memleketi ne hale getirdiğinizin farkında mısınız ya? Şu anda şikâyet bütün KOBİ'lerde. Şu anda şikâyet sanayicimizde. Alnının teriyle, bileğinin gücüyle üretim yapan herkes şu anda şikâyet ediyor. İşler daha kötü, daha kötü, daha kötüye diyor. Biz üretim diyoruz, bunlar faiz diyor. Biz çiftçi diyoruz. Bunlar susmayı, duymamayı tercih ediyor. Sonra da dönüp gıda fiyatları niye yükseliyor diye tavukçuların peşine koşuyorlar.”
“Kıbrıs Türk halkının iradesini ve adadaki mevcut gerçekleri görmezden gelen hiçbir yaklaşım çözüm üretemez”
“Hafta başında Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü kutladık. Bu vesileyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret ettim. Kıbrıs Türk halkının geleceğini, Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri ve bölgemizde kalıcı barışın nasıl tesis edilebileceğini muhataplarımızla bir kez daha değerlendirdik. Kıbrıs Türk halkının iradesini ve adadaki mevcut gerçekleri görmezden gelen hiçbir yaklaşım çözüm üretemez. 27 Temmuz’da BM Genel Sekreterinin adayı ziyaret edeceğini ve yeni bir süreç arayışının olacağını da bildiğim için şunu özellikle ifade etmek isterim ki Türkiye, dün olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın; uluslararası hukuka dayalı, hakkaniyetli bir çözümün en güçlü savunucusu olmayı sürdürecektir.”
“Avrupa Parlamentosu'nun tek taraflı dayatmalarına da boyun eğecek halimiz yok”
“Avrupa Parlamentosu’nun yayınladığı 2025 Türkiye Raporunda bir Kıbrıs bölümü var ki gerçekten hepimizi üzmüştür, kızdırmıştır ve niçin bir şeyler yapılmadı niçin gereken önlemler alınmadı diye de iktidarla ilgili sorgulamamızı açıkçası artırmıştır. Bu raporda yer alan değerlendirmeleri kesinlikle reddediyoruz. Avrupa Birliği’nin, yıllardır Kıbrıs meselesinde tarafsız davranmadığının farkındayız. Ne zaman ki Kıbrıs Rum Kesimi AB’ye tam üye oldu 2004’te artık Avrupa Birliği bu konuda tarafsız olamaz. Kendi üyesi Avrupa Birliği'nin içindeki kendi üyesinin tarafında sürekli yer almaktadır. Bu da Avrupa Birliği'ni Kıbrıs meselesinde etkisiz, faydasız, tam tersine çözümü zorlaştıran bir aktör haline getirmiştir. Avrupa Parlamentosu'nun tek taraflı dayatmalarına da boyun eğecek halimiz yok.”
Ali Babacan, sözlerine şöyle devam etti: "Belli ki bizim tarafta, bizim iktidar tarafında ciddi bir ihmal söz konusu. Avrupa Birliği konusunda ciddi bir boş vermişlik var. "Ya nasıl olsa olmayacak kardeşim bu iş? Ne işle uğraşıyoruz?" gibi bir vurdumduymazlık da var. Evet, bu raporları yazanların, oylayanların sorumluluğu var. Ancak böylesine olumsuz raporların yayınlanmasını önleyemeyenlerin de sorumluluğu var. Öyle sadece karşı tarafı suçlayıp geçemeyiz. Bizim iktidara da sorarız. Bu raporlar hazırlanırken eliniz armut mu topluyordu arkadaş? Niçin kendinizi anlatamadınız? Niçin gerçekleri savunamadınız? Niçin 1974'teki o barış harekatının üzerine elli iki yıl sonra leke sürmeye çalışanlara karşı bizi savunmadınız? Niçin haklarımızı koruyamadınız? Soruyoruz ve iktidardan cevap bekliyoruz."
"Gazze'de sadece insanlar ölmüyor, uluslararası hukuk ölüyor, insan hakları ölüyor, vicdan ölüyor"
Gazze ve Batı Şeria'daki son tabloyu değerlendiren Babacan şu ifadeleri kullandı: "Ne yazık ki dünya Gazze'yi daha az konuşur hale geldi. Uluslararası toplum sessizliğini koruyor, İsrail işgal ve ilhak politikalarını hızlandırarak devam ediyor. Sadece Gazze'de değil, Batı Şeria'da da her Allah'ın günü işgal, yayılma, yerleşkeler devam ediyor. 10 Ekim 2005'ten bu yana düzenlenen saldırılarda, ateşkesten sonraki saldırılarda bugüne kadar bin 144 Filistinli kardeşimiz daha hayatını kaybetti. Sadece bu hafta insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılarda Zeytun Mahallesi ve Zehra Okulu çevresindeki kamplarda 16 sivil Filistinli yaşamını yitirdi. 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de hayatını kaybedenlerin sayısı 73 bin 269'a ulaştı. Bunların yaklaşık 21 bini çocuk. Bu rakamların her biri yarım kalmış bir hayatın, yıkılmış bir yuvanın, yetim kalmış bir çocuğun hikayesidir. Gazze'de sadece insanlar ölmüyor, uluslararası hukuk ölüyor, insan hakları ölüyor, vicdan ölüyor. Gazze'de Birleşmiş Milletler kararı hiçe sayılıyor. Türkiye olarak bizim sorumluluğumuz ise gerçekten büyük. Gazze meselesini yalnızca kürsülerde konuşulan bir siyasi başlık olmaktan çıkartmak zorundayız. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi, insani yardımların engelsiz bir şekilde ulaştırılması ve sivil hayatların korunması için çok daha güçlü bir diplomatik çaba yürütmek zorundayız Türkiye olarak.”
“Netanyahu ve bu zulmün ortakları uluslararası hukuk önünde hesap verecekleri günü şimdiden geriye saymaya başlamalıdırlar”
NATO Zirvesi’nin Gazze ve Filistin’le ilgili iyi değerlendiremediğini belirten Babacan, “NATO zirvesi bunun için bir fırsattı ama görünen o ki doğru değerlendirilemedi. Zirvenin içeriğe yoğun bir propaganda aracı olarak kullanılması, topluma, bizim kendi vatandaşlarımıza bir propaganda aracı olarak kullanılması, zirvenin kendi özünü, içeriğini çok zayıf bıraktı. Sorduğumuz zaman 'Filistin'le ilgili ne konuştunuz? NATO'daki bütün müttefikler buradaydı, Ankara'daydı. Filistin meselesini dile getirdiniz mi? Onlara tek tek anlattınız mı? NATO'dan bu devlet terörüne, İsrail'in uyguladığı devlet terörüne karşı daha sağlam bir duruş ortaya çıkartabildiniz mi, çıkartamadınız mı?' Mesele bu. Filistin devletinin uluslararası alanda tanınmasına yönelik girişimler kararlılıkla desteklenmeliydi bu NATO zirvesinde. Savaş suçu işleyen, soykırım yapan eli kanlı bebek katillerinin uluslararası hukuk önünde hesap vermesi için gerekli mekanizmalar bu zirve vesilesiyle tetiklenmeliydi. Netanyahu bilmelidir ki hiçbir güç, hiçbir makam, hiçbir siyasi hesap işlenen savaş suçlarının üzerini sonsuza kadar örtemez. Er ya da geç adalet tecelli edecektir. Netanyahu ve bu zulmün ortakları uluslararası hukuk önünde hesap verecekleri günü şimdiden geriye saymaya başlamalıdırlar. Çünkü biz Gazze'yi unutmayacağız. Filistin halkını yalnız bırakmayacağız. Dünya sessiz kalsa da biz susmayacağız. Mazlumun sesi olmaya, zulmün karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Çünkü sessizlik zulme ortak olmaktır. Biz hiçbir zaman o sessizliğin tarafında olmayacağız” dedi.
"Niçin yıllarca insanlardan bunların para toplamasına izin verildi?"
Bir dernek hakkında yürütülen soruşturmayı ve ardından gelen tutuklamaları değerlendiren Babacan şu ifadeleri kullandı: "Ülkenin gündeminde bir dernekle ilgili yapılan soruşturmalar var, gözaltılar var, tutuklamalar var. Milyonlarca insanın bağış yaptığı, en zor günlerde umut bağladığı bir yapı şimdi milyonlarca dolarlık tutarında dolandırıcılık iddialarıyla anılıyor. Dernekle ilgili anılan sanatçı tutuklandı. Tutuklananların sayısı gittikçe artıyor. Fakat sorulması gereken pek çok soru masada öylece duruyor. Bunu biz savcılık iddianamesinde ya da süreçle ilgili basına yansıyan haberlerde de göremiyoruz. Bizim sorularımız var ve bu sorulara cevap bekliyoruz. Bir: Kamuoyunda sürekli ismi geçen, televizyon haberlerinde sürekli adı anılan, açık ya da örtülü sürekli reklamı yapılan, bu kadar büyük paraların döndüğü bir dernek yıllarca niçin denetlenmedi? 'Bilmedik, duymadık, haberimiz yoktu' diyemezsiniz ki. Niçin yıllarca insanlardan bunların para toplamasına izin verildi? İyi bir denetçi, inanın şöyle defterleri, banka hesaplarını önüne koyun, büyük rakamları da koyun. Deyin ki 'On milyonun üzerindeki bütün hesap hareketlerini bir getirin bakayım.' 15 dakikada çözer bunu. Niye yapılmadı bugüne kadar? Niye bugünü beklediniz?"
“Devletsen bileceksin, denetleyeceksin: Görevin bu”
“İkinci sorum: Derneğin yapılanmasındaki kimi çatlaklara acaba siyasi sebeplerle mi göz yumuldu? İktidarın yakınlarındaki birilerinin acaba bu dernekle farklı ilişkileri mi vardı? Bu soruların cevabını bekliyoruz. Üçüncü sorum. Bekleyelim bu iş yayılsın, ağ genişlesin. Asıl hedeflediğimiz insanlar var. O insanlar da bu ağa takılsın, ondan sonra operasyonu yapalım diye sadece belli bir siyasi amaca ya da belli şahıslara dönük mü bunu kullanmaya çalışıyorsunuz? Niçin milyonlarca vatandaşımızın bu derneğe destek vermesine yıllarca göz yumdunuz? 'Bilmedik, duymadık' demeyin. Bakın derneği bilenler, yöneticilerini tanıyanlar yıllardır bu konularda 'Aman dikkat edin ha' diyordu. İstanbul'daki fısıltı gazeteleri bunun zaten sıkıntılı bir noktaya doğru gideceğini söylüyordu. Siz devlet olarak niçin gereken önlemleri almadınız? Duymadık, bilmiyorduk. Külahıma anlatsınlar külahıma. Böyle bir şey yok. Sen gidip en ufak bir hareketi, iktidarla ilgili en ufak bir muhalif hazırlığı gidin sonuna kadar takip edin, attığı bir küçük tweet için anonim hesapların adresini sabahın altısında bulun, hemen karakola götürün. Cayır cayır reklamla yıllardır bağış toplayan bu dernekle ilgili problemleri 'Ya bilmiyorduk, duymadık' deyin. Mümkün değil. Devletsen bileceksin ya. Devletsen bileceksin, denetleyeceksin. Görevin bu. Devletin en önemli görevi kural koymak ve arkasından da denetlemek.”
“Devlet kurumlarının oluşturduğu güven boşluğuna böyle üçkâğıtçılar girer; kaybeden yardımsever vatandaşlarımız olur”
Ali Babacan sözlerine şöyle devam etti: “Vurgulanması gereken bir hakikat de ortada: Bu insanların at koşturduğu boşluk kendiliğinden oluşmadı. Bu ülkede devlet kurumlarına güven yıllardır aşınıyor. Eğer toplum şöyle bir Kızılay'a güvense, AFAD'a güvense, devlet kurumlarına güvense bunlar bu kadar rahat ve büyük çapta hareket edebilir mi? Kurumları siz yıpratırsanız işte ortalığa böyle yapılar girer. Devlet kurumlarının oluşturduğu güven boşluğuna böyle üçkâğıtçılar girer. Kaybedense depremzedeler olur. Kaybeden afetlerin mağdurları olur. Kaybeden yardımsever vatandaşlarımız olur. Bu konunun yakın takipçisi olmaya ve soru sormaya devam edeceğiz. Mesele bu tür yolsuzlukları, dolandırıcılıkları iş olup bittikten sonra açığa çıkartmak olmamalı. Mesele yolsuzlukları baştan önlemek olmalı.”
"Biz çocuklarımıza torpilin değil emeğin kazandığı, rüşvetin değil hukukun işlediği bir Türkiye hazırlamak istiyoruz”
Ali Babacan, yolsuzlukla ilgili sözlerine şöyle devam etti: "Yolsuzlukla mücadele güçlü kurumlarla olur, bağımsız yargıyla olur, özgür basınla olur ve hesap soran ama aynı zamanda da her zaman hesap vermeye hazır bir devletle olur. Eğer devletin kurumları zayıflarsa bunun bedeli sadece uluslararası alanda ödenmez. Bu ülkede yaşayan 86 milyon bunun bedelini öder ki ödüyor şu anda. Çünkü yolsuzluk demek sadece birilerinin para çalması demek değildir. Yolsuzluk demek yapılamayan okul demektir. Yolsuzluk demek kalitesi düşmüş eğitim seviyesi demektir. Yolsuzluk demek açılamayan fabrika demektir. Yolsuzluk demek bozulan yollardır, eksik hastanelerdir. Yolsuzluk demek işsiz kalan gençler demektir. Birilerinin menfaati uğruna milyonların hakkının elinden alınması demektir. Biz kamu parasını emanet bilen bir devlet yönetimi hedefliyoruz. İhalelerin şeffaf olduğu, denetimden hiç kimsenin kaçamadığı, gazetecilerin gerçekleri yazabildiği, savcının dosya açarken kimseden izin almadığı bir Türkiye hedefliyoruz. Çünkü güçlü devlet eleştiriden korkmaz, denetimden kaçmaz, hesap vermekten çekinmez. Biz çocuklarımıza torpilin değil emeğin kazandığı, rüşvetin değil hukukun işlediği bir Türkiye hazırlamak istiyoruz. Temiz siyaset mümkündür. Bazıları der ya siyaset karışık ve kirli alandır. Hayır, temiz siyaset mümkündür. Şeffaf yönetim mümkündür. Adaleti güçlendirmek mümkündür. Ve Türkiye bunu hak ediyor. Türkiye'nin gençleri böyle bir ülkeyi hak ediyor. Ve inşallah hep birlikte beraber bunu başaracağız."
“Milyonlarca gencimizi ilgilendiren bir konuda ilgili kurumların çok daha özenli ve dikkatli hareket etmesi lazım”
YKS sınav sonuçlarını değerlendiren Ali Babacan, “Hiçbir zaman unutmayalım ki, tek bir sınav gençlerimizin ne değerini ne de hayatlarının tamamını belirler. İnsan sahip olduğu potansiyelle, çalışkanlığıyla ve kararlılığıyla yarınlarını tuğla tuğla inşa eder. Hayat, emek verenlere her zaman yeni yollar ve yeni fırsatlar sunar” dedi. Babacan, YKS’de yaşanan soru iptallerine de dikkat çekerek, “Böylesine önemli bir konuda milyonlarca gencimizi, ailemizi ilgilendiren bir konuda bu işi yapanların, çalışanların, ilgili kurumların çok daha özenli ve dikkatli hareket etmesi lazım. Yanlış tek bir soru için dakikalarca vakit kaybeden, o yanlış soruyla mücadele ettiği için diğer sorulara vakit ayıramayan öğrencilerimizin hakkı kalmaktadır" uyarısında bulundu.
Sözlerini 24 Temmuz Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü'nü kutlayarak sonlandıran Babacan, “Tüm medya mensuplarımız nezdinde kutluyorum. Özgür basın güçlü demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. Gazetecilerin baskı altında olmadığı, eleştirel düşüncenin suç sayılmadığı, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği bir Türkiye hepimizin ortak hedefidir” ifadelerini kullandı.