"Eğer bazı konularda acil adımlar atılmazsa, şu içinde bulunduğumuz günleri bile inanın mumla ararız”
“Akılları fikirleri varlıkta olanlarla. Darlıkta olanları umursadıkları yok”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu'nun haftalık toplantısında sanayi üretimindeki düşüşü, çiftçinin ve esnafın içinde bulunduğu tabloyu, emekli bayram ikramiyesini ve asgari ücrete ara zam talebini değerlendirdi; faiz politikasını ve iktidarın ekonomi yönetimini eleştirdi.
Yeni Yol Grubu’nda yaptığı konuşmada açılması planlanan Heybeliada Ruhban Okuluna da değinen Babacan, “Doğrudur, yanlıştır o meseleye girmiyorum. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti topraklarında böyle bir karar alınacaksa bunun açıklaması Atina'da yapılmaz. Bunun açıklamasını Patrik yapmaz. Bunun açıklamasını çıkar bu kararı alan, bu izni veren kişi yani ülkenin cumhurbaşkanı kendisi yapar. Mesele terörsüz Türkiye'yse Bahçeli ön planda. Mesele Ruhban Okulu'ysa Bartholomeos ön planda. Hiç risk almayan ve sadece başarı varsa benim, ben yaptım; sıkıntılı konu varsa gitsin başkaları uğraşsın, başkaları açıklasın diyen bir yönetim var ülkenin başında. Gerçekten yazık arkadaşlar. Bu mesele egemenlik meselesidir. Egemenlik meselesinin sorumlusu da doğrudan ülkenin devlet başkanıdır, başkalarına bırakılmaz” ifadelerini kullandı.
Ali Babacan şunları söyledi:
"Egemenlik meselesinin sorumlusu doğrudan ülkenin devlet başkanıdır, başkalarına bırakılmaz"
Ali Babacan, konuşmasında açılması planlanan Heybeliada Ruhban Okuluyla ilgili, “Heybeliada Ruhban Okulu yeniden açılıyormuş. Açıklayan kim? Patrik Bartholomeos. Açıklama nerede yapılıyor? Atina'da yapılıyor. Ya arkadaş, benim bildiğim kadarıyla Heybeliada Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, bizim egemenlik alanımızda bir toprak parçası. Açıklamayı niye Patrik yapıyor? Açıklama niye Atina'da yapılıyor? Biz gerçi Erdoğan'ın son Washington ziyaretinde o Oval Ofis'te oturup da ansızın basının karşısına düştüğünde 'Ne konuşacaktınız?' diye sorulduğunda Ruhban Okulu konuşacağını ağzından kaçırdığını da duyduk hep beraber. Demek ki ta orada, ta geçen eylül ayında bu sözler verilmiş, bu iş bitmiş. Doğrudur, yanlıştır o meseleye girmiyorum. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti topraklarında böyle bir karar alınacaksa bunun açıklaması Atina'da yapılmaz. Bunun açıklamasını Patrik yapmaz. Bunun açıklamasını çıkar bu kararı alan, bu izni veren kişi yani ülkenin cumhurbaşkanı kendisi yapar. Mesele terörsüz Türkiye'yse Bahçeli ön planda. Mesele Ruhban Okulu'ysa Bartholomeos ön planda. Hiç risk almayan ve sadece başarı varsa benim, ben yaptım; sıkıntılı konu varsa gitsin başkaları uğraşsın, başkaları açıklasın diyen bir yönetim var ülkenin başında. Gerçekten yazık. Bu mesele egemenlik meselesidir. Egemenlik meselesinin sorumlusu da doğrudan ülkenin devlet başkanıdır. Başkalarına bırakılmaz bu” ifadelerini kullandı.
“Siyasete girmek için insanlıktan çıkmak gerekmez”
Ali Babacan, konuşmasında ülkede siyasetin yapılış tarzını da hem iktidara hem ana muhalefete yüklenerek eleştirdi: “Ülkemizde siyasetin geldiği noktadan gerçekten hicap duyuyorum. İktidara bakıyoruz; daha düne kadar ağır hakaretler saydırdıkları insanları kendi partilerine transfer ederken en ufak bir utanma emaresi görmüyoruz. Ana muhalefete bakıyoruz: Daha dün aynı masada oturdukları partilerin milletvekillerini davet edip rozet takmayı marifet bilenler, gün gelip de partilerinden ayrılanlara başkaları rozet taktığında arkalarından en ağır hakaretleri saydırıyorlar. Gerçekten siyasette kalite çok düştü arkadaşlar. Yazıktır bu ülkeye. Eskiden yazılı-yazısız etik kurallar vardı. İnsanlarda utanma denen bir duygu vardı. Ar vardı ar. Daha dün bazı milletvekilleriyle ilgili sosyal medyaya düşen iddialara bir bakın Allah aşkına. Bu iddiaları ortalara saçanlarda hiç mi vicdan yok, hiç mi utanma yok? Ayıp ya. Siyasete girmek için insanlıktan çıkmak gerekmez.”
“Ülkeyi bu çamurdan yine siyasetle çıkaracağımızı anlatacak olanlar yine bizleriz”
“Bakın, insanlar siyasetten topyekûn ümidini kesiyorlar. ‘Siyaset kirlenmiş, siyaset yozlaşmış artık’ diyorlar. İşte tam da bu noktada bizlere çok büyük bir görev düşüyor. Çok büyük bir sorumluluk var omzumuzda. Ülkeyi bu çamurdan yine siyasetle çıkaracağımızı anlatacak olanlar yine bizleriz. ‘Siyaset topyekûn bozuk değil, içlerinde iyi insanlar var, düzgün insanlar var’ dedirtecek olan bizleriz. Hamdolsun işte buradayız, bir aradayız. Yeni Yol Grubu olarak bizler temiz siyasetin temsilcileriyiz. Doğru bildiğimiz bu yoldan asla dönmeyeceğiz. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Siyaset ahlakla yapılır, siyaset maneviyatla yapılır. Çalışacağız, çok çalışacağız. Ama her şeyden önemlisi dosdoğru çalışacağız. Ne mutlu bizlere, ne mutlu burada bir arada olanlara.”
“Akılları fikirleri varlıkta olanlarla. Darlıkta olanları umursadıkları yok”
"Arkadaşlar bunlar milletten bihaber. Komisyondan geçirdikleri şu yasa teklifine bir bakın. Akılları, fikirleri varlıkta olanlarla. Darlıkta olanları umursadıkları yok. Varda olanlara kolaylıklar sağlarken darda olanları hiç görmüyorlar. Darda olan işçi, memur, emekli; darda olan çiftçi esnaf umurlarında değil. Esnafımız için önerdikleri şu yeniden yapılandırma planına bir bakın Allah aşkına ya. 36 aydan 72 aya çıkartmışlar ama diyorlar ki o yüksek faizi almaya devam edeceğiz. Gerçekten insaf ya. ‘72 ay boyunca yapılandıracağız ama yüksek faizi de almaya devam edeceğiz. Üstelik alacağımız faiz enflasyonun altında kesinlikle olmayacak’ diye açıklıyor nakan. Bu yeniden yapılandırma değil arkadaşlar. Bu yaptıkları esnafı yeni bir faiz sarmalı içine yuvarlama. Borcu taksitlendirirken 72 ay boyunca yüksek faiz uygulamaya devam etmek demek, borcu olan herkesi ilelebet faiz altında ezmek demek. Siz demek ki bir yandan da altı yıl boyunca bu enflasyonun düşeceğine inanmıyorsunuz. ‘Altı yıl taksitlendireceğiz ama altı yıl boyunca yüksek faizi almaya devam edeceğiz’ diyorsunuz. Yazıklar olsun ya."
"Eğer bazı konularda acil adımlar atılmazsa, şu içinde bulunduğumuz günleri bile inanın mumla ararız”
"Ülkemiz şu anda derin bir kriz yaşıyor. Kriz yönetimi arkadaşlar, özel bir alandır. Normal dönemlerde yapmadığınız işleri yapmanız gerekir. Sıra dışı adımlar atmanız gerekir. Bir yandan makroekonomik tedbirler alırken bir yandan da her sektör için, her kesim için ayrı ayrı çözümler üretmeniz gerekir. Türkiye'nin ihtiyacı nettir. Üretimi yeniden merkeze alan, hukukun üstünlüğünü ilke edinen, ekonomide yeniden güveni inşa eden bir anlayış. Aksi halde bu yavaşlama, bu geriye gidiş hayatın her alanında daha da derinden hissedilecektir. Allah korusun, beterin beteri var. Eğer bazı konularda acil adımlar atılmazsa, şu içinde bulunduğumuz günleri bile inanın mumla ararız."
"Açlık sınırının çok altında maaşla geçinmek zorunda olan milyonlarca emeklimizin olduğu bir ülkede ekonomik büyümeden bahsedemezsiniz”
Emekli bayram ikramiyesini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Bugün en düşük emekli maaşının 20 bin lira olduğu bir ülkede, açlık sınırının çok çok altında maaşla geçinmek zorunda olan milyonlarca emeklimizin olduğu bir ülkede ekonomik büyümeden bahsedemezsiniz. Kimseyi inandıramazsınız, kandıramazsınız. Emeklimiz bu parayla ne yapacak? Kira mı versin, fatura mı versin, üst baş mı alsın, çarşı pazar mı yapsın? Önümüz Kurban Bayramı değil mi? Hatırlayalım bir dönem bu ülkede bayram ikramiyesi ilk başladığında bir emekli ikramiyesiyle bir kurbanlık koyun almak mümkündü. Zaten ölçü oydu. Evine et almakta zorluk çeken bir vatandaşımız varsa hiç olmazsa Kurban Bayramı'nda bir kurban kesebilsin. Emekli ikramiyesi, bayram ikramiyesi böyle başladı. Bugün geldiğimiz noktada bu imkansız. İkramiye 4 bin lira. Diyanet'in açıkladığı kurbanlık fiyatı 18 bin lira. 18 bin lira ne demek? Aşağı yukarı bir aylık asgari emekli maaşı demek."
“Bayram ikramiyesi en az ama en az bir aylık emekli maaşı kadar olmalıdır”
"Biz ne diyoruz değerli arkadaşlar? Bayram ikramiyesi en az ama en az bir aylık emekli maaşı kadar olmalıdır. Yani emeklimiz 12 maaş değil 14 maaş almalıdır. Hesap bu hesap. Ve inanın zor da değil. Yılda 2 trilyon 700 milyar faize para bulan bir devlet, bir ülke emeklisine 12 maaş yerine 14 maaş verebilir. Bu tamamen irade meselesi. Maalesef ülkeyi getirdikleri nokta bu. Hani yoksulu ezdirmeyecektiniz? Hani enflasyon altında kimsenin mağdur olmasına izin vermeyecektiniz? Ne oldu? Şu 4 bin liralık bayram ikramiyesine enflasyon kadar zam vermeyi bile beceremediler bunlar. Geçen sene 4 bin liraydı, bu sene aynen 4 bin lira devam ediyor. Bu tamamen beceriksizlik ve aynı zamanda da umursamazlık."
"1 Temmuz'da asgari ücrete ara zam vermemek zulümdür, hak gaspıdır, kul hakkıdır”
"Bugün ister rakamlara bakın, ister satın alma gücüne bakın, iktidar sınıfta kalmıştır. Millette ne satın alma gücü bıraktınız, ne kuvvet bıraktınız. Bugün geçtim kurban almayı, aynı emeklimiz temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz duruma geldi. Yapılacak olan belli arkadaşlar. Hemen derhal bayram ikramiyesini bir maaşa eşitleyin. Emeklimize 12 maaş değil, yılda 14 maaş ödeyin. Çözüm burada. Çıkış burada. Asgari ücrete de 1 Temmuz'da mutlaka ara zam verin. Asgari ücret 28 bin lirada sabit duruyor. Çakıldı. Açlık sınırı çıktı 34 bin liraya. Her ay, her ay artıyor. 1 Temmuz'da asgari ücrete ara zam vermemek zulümdür, hak gaspıdır, kul hakkıdır. Enflasyonun müsebbibi ülkeyi yönetenlerdir. Ben diyorum ki onlara; emeklinin, asgari ücretlinin ahını almayın."
"Faizi sabit tuttuk diye ülkeyi yöneten kişiyi kandırıyorsanız onu bilmem”
Merkez Bankası'nın fiili faiz artışını gizlemesini eleştiren Babacan şunları söyledi: "İran savaşının başlamasından bu yana Merkez Bankası faizleri fiilen artırmış durumda. Her Para Politikası Kurulu sonrasında açıklama yapıyorlar. ‘Faiz oranını değiştirmedik, haftalık repo faizimizi yüzde 37'de sabit tuttuk’ diyorlar. Bakın savaş başladı başlayalı her toplantı sonrası açıkladıkları bu. İnsanlar diyor ki 'Ya yüzde 37 faizi sabit tuttuk diyorsun da, ver bakalım yüzde 37'den parayı' diyor. 'Yok, haftalık 37'den vermem ancak gecelik 40'tan veririm' diyor. Şu laf oyununa bakın. Faizi sabit tuttuk deyip, piyasayı fiilen yüzde 40'tan fonlayıp, insanlara yüzde 40'tan faizle Merkez Bankası'ndan borç almak zorunda bırakıyorlar. Açıkça faizi artırdık desenize kardeşim? Siz kimi kandırıyorsunuz? Eğer faizi sabit tuttuk diye şu anda ülkeyi yöneten kişiyi kandırıyorsanız onu bilmem. Gerçi o ekonomist, alanı ekonomi, kanmaması lazım... Ama milleti kandırıyorsanız bunun vebali büyük. Çıkın mertçe deyin ki biz faizi artırdık."
"Bugün iktidarın fiilen oluşturduğu en güçlü teşvik üretime değil, faize yönelmek”
"Bugün iktidarın fiilen oluşturduğu en güçlü teşvik üretime değil, teşvik şu anda faize yönelmek. ‘Eğer imkanınız varsa, paranız varsa yatırım yapmayın, üretim yapmayın. Paranızı gidin faize yatırın. Risk almayın, istihdam oluşturmayın’. Üç yıldır sistematik olarak yaptıkları tamamen bu. Onun için üretim geriye gidiyor. Onun için beyaz eşya ihracatımız düşüyor. Onun için traktör satışları düşüyor. Teşvik üretime değil, teşvik faize. Böyle bir ortamda yatırımcımız yalnız kalıyor, esnafımız yalnız kalıyor, KOBİ'lerimiz yalnız kalıyor, sanayicimiz yalnız kalıyor. Ve en önemlisi üretimin tam da merkezinde olması gereken çiftçilerimiz, üreticilerimiz bugün tarımdan kopmanın eşiğine gelmiş durumda. Mazot fiyatları, gübre fiyatları, krediye erişim zorlukları... Bütün yük doğrudan çiftçinin, üreticinin sırtına bırakılmış durumda. Bu şartlarda üretim yapmak adeta bir direnme çabasına döndü."
"İnsanlar bir kasaba giderken adeta bir kuyumcuya girer gibi giriyor”
Kırmızı et üretimindeki düşüşü ve tarımın içinde bulunduğu tabloyu aktaran Babacan şunları söyledi: "Kırmızı et üretimi yıldan yıla düşmeye devam ediyor. 2023'te 2 milyon 385 bin ton. 2024'te 2 milyon 106 bin ton. 2025'te 1 milyon 885 bin ton. Yani geçen hafta açıklanan rakamlara baktığımızda kırmızı et üretimi ülkemizde 2 yılda yüzde 21 düşmüş. Kırmızı et artık birçok hane için temel gıda olmaktan çıkmış, ulaşılması zor bir ürüne dönmüş durumda. Bugün insanlar bir kasaba giderken adeta bir kuyumcuya girer gibi giriyor. Kiloyla alışverişin yerini gramla alışveriş aldı artık. Kişi başına kırmızı et tüketimi yılda 12 kiloya düştü Türkiye'de. Yani bir kişi ortalama yılda 12 kilo et tüketiyor. Avrupa'da bu rakam kaç? 35 kilo. Avrupa’da insanlar yılda 35 kilo et tüketebilirken biz şu anda Türkiye'de ancak 12 kilo et tüketebiliyoruz. Ben kişi başına düşen 12 kilo diyorum ama bu herkesin başına da düşmüyor. Kişi başına daha fazla etin düştüğü aileler var. Bir ay boyunca sofrasına kırmızı etin girmediği aileler de var bu ülkede."
“İthalatla günü kurtaran değil, üretimle yarınları kuran bir ülke anlayışını inşallah hakim kılacağız”
"Bugün çiftçi de zararda, üretici de zararda. Kazanan kim? İthalatçılar. Çünkü ithalat sürekli artıyor. Pek çok tarım ürününde, hayvancılık ürününde ithalat gittikçe artıyor. Gittikçe ithalata daha bağımlı hale geliyoruz. Bu iktidarın tarım uygulamaları üreticiyi güçlendirmek değil, ithalat kapısını açık tutma üzerine kurulu. Oysa biz biliyoruz ki bu topraklar bereketlidir. Biz biliyoruz, bu ülkenin çiftçisi, üreticisi çalışkandır, üretkendir. Anadolu'nun verimli toprakları kendine doyurur, çevresindeki geniş coğrafyaya da doyurur. Yeter ki önüne engel koymayın. Yeter ki gölge etmeyin. Vatandaşın sofraya kırmızı eti her geçen gün daha az koyabildiği bir ülkede gıda enflasyonunun sebebi tüketim değildir. Bu gıda enflasyonu yüksek faizle düşmez, düşürülemez. İktidarın tembelliği, umursamazlığı, plan programsızlığıdır asıl Türkiye'de enflasyonun yüksek olmasının sebebi. Biz ithalatla günü kurtaran değil, üretimle yarınları kuran bir ülke anlayışını inşallah hakim kılacağız."
"Bizler çalışmışız, cefasını çekmişiz, bunlar sadece keyfini sürmüş”
Esnaf yapılandırmasını ve kriz yönetimini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Belli ki bunlar kriz nasıl yönetilir hiç öğrenmemişler, hazıra konmuşlar. 2001 krizini, 2008 krizini nasıl çözdük hiç anlamamışlar. Bizler çalışmışız, cefasını çekmişiz. Bunlar sadece keyfini sürmüş. Hiç mi öğrenmediniz ya? 2 tane büyük kriz nasıl çözüldü, o dönemde yapılandırmalar nasıl oldu hiç mi öğrendiniz? Açın bakın. Milyonlarca çiftçi esnaf nefes aldı. Nasıl oldu bu? Çok basit çok. Yeniden yapılandırmadan bahsediyorsunuz. Denenmiş, tescillenmiş çalışmış. Devletin de kazandığı, milletin de kazandığı bir çözüm var ortada. Bir. Öncelikle borcun üzerindeki faizi sileceksiniz. Ana paraya döneceksiniz. Ana parayı sadece ve sadece enflasyonla güncelleyeceksiniz. Toplam borç rakamını dondurup bir yılı ödemesiz yıllara taksitlendireceksiniz. Toplam borç rakamını sabitlendirip, dondurup ondan sonra taksitlendirmezseniz bu esnaf bu çiftçi onu da ödeyemez. Mümkün değil."
"Kendi suçunuzun faturasını millete ödetmeyin”
"Yüksek faiz milletin suçu değil, sizin suçunuz. Kendi suçunuzun faturasını millete ödetmeyin. 2001 Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik krizidir. 20 tane banka batmıştır. Tamamı devletin milletin sırtına kalmıştır bunların yükü. 2008-2009 son yüzyılın en büyük küresel krizidir. Her ikisini de biz yönettik. Her ikisinde de uyguladığımız yeniden yapılandırma yöntemleri belli. Çalışmış, işe yaramış, insanlar ‘bu adildir, iyidir’ demiş; tıkır tıkır ödemiş. Bir yılda Ziraat Bankası'nda da Halk Bankası'nda da vatandaşlarımızın yüzde 99'u borcunu tam ve gününde öder hale gelmiş."
“Bu aziz millet bu zalim iktidara katlanmak zorunda değil”
"Bu krizi siz çıkarttınız, sebebi sizsiniz. Ne pandemi, ne savaş, ne bu. Dünyanın her yerinde pandemi oldu. İran savaşı herkesi etkiliyor. Petrol fiyatları arttı. Bakıyorsunuz pek çok ülkede yıllık enflasyon yüzde 3-4 bandına çıktı. Bunlar bir ayda yüzde 4’ün üzerinde enflasyonu gösterdi memlekete ya. Vatandaşlarımızın sizin hatalarınızın bedelini ödemek zorunda değil. Bu aziz millet bu zalim iktidara katlanmak zorunda değil. Çünkü çıkış var, çözüm var. İşte burada, bu salonda.”