DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye’de zengin ve yoksul arasındaki makasın giderek açıldığını belirterek, gelir dağılımındaki dengesizliği düzeltmenin üç önemli yolunu “Adalet ve fırsat eşitliği, vergi politikaları, sosyal yardımlar ve destekler” olarak açıkladı.
Babacan, Sözcü TV’de Para Politika programında gazeteci Özlem Gürses’in sorularını yanıtladı. Programda Türkiye ekonomisini değerlendiren Babacan’ın, cebinden 200 liralık bir banknot çıkarırken çift cüzdan taşıdığı görüldü. Çift cüzdan taşımanın baba ve dededen gelen bir esnaf geleneği olduğunu dile getiren Babacan, “Biz devleti de yönetirken hep çift cüzdan mantığıyla gittik. Yedeğinin yedeğini tuttuk. ‘Bu ülke bir daha kriz görmesin, vatandaşlarımız bir daha fakirleşmesin’ diye. Onun için her şey iyiye gitti” dedi.
“200 lira 134 dolar ediyordu, bugün 5 dolar bile alamıyorsunuz”
“Şu anda devletin ne çift cüzdanı ne ihtiyatı hiçbir şeyi yok. Bu 200 lirayı niye gösteriyorum? 200 lira ilk tedavüle girdiğinde Özlem Hanım 134 dolar ediyordu. Bugün 5 dolar bile alamıyorsunuz. Dört küsur dolar ediyor. Yani 134 dolarının şu anda 129 doları buharlaşmış. Bunun içinden birileri çalmış. Peki para nereye gitti? Bu paranın değeri ne oldu? İşte Merkez Bankası karşılıksız para bastı…”
“Mehmet Şimşek ve Cevdet Yılmaz açıklamalıdır, kur korumalı için ne kadar karşılıksız para basıldı?”
İktidarın ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerini sürdüren Babacan, “Merkez Bankasının son dönemde karşılıksız para bastığı en önemli alan da Kur Korumalı Mevduat ve ne kadar bastığını Merkez Bankası açıklamıyor. Merkez Bankası Başkanı'na, yönetimine, Mehmet Şimşek ve Cevdet Yılmaz'a buradan çağrı yapıyorum. Eğer güven oluşturmak istiyorsanız, eğer şeffafsanız arkadaş açıklayın Kur Korumalı Mevduat için Merkez Bankası ne kadar karşılıksız para bastı? Açıklayın. Mehmet Şimşek ve Cevdet Yılmaz'dan önce bunun bir kısmı bütçeden bir kısım Merkez Bankasından ödeniyordu. Bütçeden ödenen kısmı görebiliyorduk. Çünkü bütçe rakamları açıklanıyordu. Ama Merkez Bankasından ödenen kısım Merkez Bankasının rakamları içinde gizleniyor” ifadelerini kullandı.
“Maliye küçük esnafın peşinde boğazını sıkıyor ama asıl büyüklerle ilgili hiçbir şey yapamıyor”
Babacan, 200 TL’nin değerinin kalmadığını belirterek, “Daha yüksek küpürler basma konusunda iktidar biraz isteksiz. Neden? Parayı pul yaptılar ama bu 500'lük, 1000'lik basarlarsa o eski Türkiye'yi insanlar hatırlayacak. Dolayısıyla bu konuda çekiniyorlar. Biraz da artık dijital ortamda olduğu için pek çok ödeme işte kredi kartı, dijital ortam derken biraz da bu işte kayıt dışı kara paranın önlenmesiyle ilgili arkada bir teknik gerekçe de olabilir. Ama ben siyasi gerekçenin daha ağır bastığını düşünüyorum. Çünkü eğer öyle bir dertleri olsa şu anda tapu muamelelerinin nakit yapmak mümkün. Yani bugün bir esnafımız 30 bin liradan fazla bir ödemeyi nakit yapamıyor. Bankadan geçirmek zorunda. Mesela kira ödeyecek 40 bin lira. Diyor ki Maliye ‘Hayır, bunu bankadan geçirmek zorundasın.’ Ama bugün İstanbul'da 40 milyona bir daire alın bankadan geçirmek zorunda değilsiniz. Çuvalla parayı götürüp tapu dairelerinde çuvallarla muamele yapılabiliyor. Gerçekten niyetleri hani bu kayıt dışını bitirelim, nakdi azaltalım olsa dönerler tapu muamelelerine. Araçlarda da bu var, otomobil alışverişinde de var. Nakdi oralarda da yasaklarlar derler ki ‘
Kardeşim sen bunu bankadan geçirmek zorundasın.’ Ama yapmıyorlar. Çünkü başta gayrimenkul sektörü olmak üzere Türkiye'de korkunç büyük bir kayıt dışı var şu anda. Şu anda maliye küçük esnafın peşinde boğazını sıkıyor ama asıl büyüklerle ilgili hiçbir şey yapamıyor. Çünkü büyüklere dokunmaya kalktıkları anda iktidardan birileri diyor ki ‘Ya dur bir dakika o bizim arkadaşımız, kardeşimiz dokunma’ diyor. Şimdi büyük bir tane şirketten vergi tahsil edemedikleri için dönüyorlar 100 bin tane esnaftan vergi tahsil etmeye çalışıyorlar. Bütçenin açığını öyle kapatmaya çalışıyorlar” dedi.
“Gerçekleşen değil beklenen enflasyona göre zam vermek, adil de değil insani de…”
Babacan, memur zamlarına ilişkin “İlk defa gerçekleşen değil, beklenen enflasyona göre zam verdiler geçen yıl. Böyle bir şey yoktu. Yıllarca ben 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında oldum. Hep gerçekleşen enflasyon, artı refah payı verdik biz insanlara. Gerçekleşen enflasyonu vermediler, ‘Beklenen enflasyon’ dediler, onu verdiler. Bu ilk defa oluyor. Bu yıl yine aynısını yapacaklar. Mesela memur zammı yapıldı ya şu anda, memur zammı. Gerçekleşene göre yapılmadı ki. Gelecek yılın beklenen enflasyonuna göre memurlara zam verilecek. Şimdi asgari ücret gelecek en geç aralık ayında gündeme. Yine diyecekler ki ‘Efendim sen gerçekleşene bakma. Gelecek senenin enflasyonu biz şöyle tahmin ediyoruz. Sen bu kadar zam al yeter diyecekler insanlara.’ Bu da insanların refahından çalıyor. Bu ülkede yıllarca gerçekleşen enflasyon kadar insanlar zam alırken, ne oldu da birdenbire sistemi değiştiriyorsunuz? ‘Sen gerçekleşenini boş ver, o artık senin cebinden yemiş, gelelim sonraki enflasyonu konuşalım. Bizim tahmin ettiğimiz neyse ben ancak sana o kadar zam vereceğim.’ Bu adil de değil, insani de değil” dedi.
“Çalışan daha fazla vergi ödeyip daha az kazanmaya başladı”
Gelir dağılımının düzeltilmesi için çözüm önerilerini de sıralayan Babacan, şunları söyledi: “Gelir dağılımını düzeltmenin 3 önemli yolu vardır. Bunlardan birincisi adalettir, fırsat eşitliğidir. Adalet ve fırsat eşitliğiyle ekonomiyi yönettiğinizde gelir dağılımı ülkede düzelir. Çünkü herkes hakkını alır. Kimse hak etmediği bir şey alamaz. Çünkü bozulma var ya şu hızla artan mavi çizgi, onlar hak etmeden bir gelir kazanmışlar. Yani bir şey yaptıkları yok. Sadece hükûmetin aldığı kararlar onlara yaramış o kadar. Alın teri yok, akıl teri yok, hiçbir şey yok bu para kazanmada. Birincisi bu. Yani adalet ve fırsat eşitliği gelir dağılımının düzelmesinde… İkincisi vergi politikası. Yani çok kazanandan çok vergi almak, az kazanandan az vergi almak… Bizim de bunu sağlamadaki en önemli enstrümanımız KDV'deki düşüşler oldu. Çünkü KDV herkesten alınıyor ya, yani gidip bir bardak su aldığınızda yoksulu da zengini de aynı KDV'yi ödüyor. Tüketimden alınan bir vergi çünkü. Gelirden ya da servetten alınan bir vergi değil. Biz onu ne yaptık? Zamanında KDV oranlarını düşürdük. Yüzde 18'leri 8'lere indirdik. Bazı yüzde 8'leri 1'e indirdik. Ve orada çok ciddi bir adalet sağlanmış oldu. Çünkü en yoksul kesimin harcarken devletin aldığı vergileri düşürdük. Ama son 3-4 yıldır ne yaptılar? KDV'lerin tamamını tekrar arttırdılar. Yüzde 8'leri 10 yaptılar. 18'leri 20 yaptılar. Bazı 8'leri 20 yaptılar. Gelir vergisi dilimini değiştirmediler. Çalışan daha fazla vergi ödeyip daha az kazanmaya başladı. Gelir vergisi dilimlerini şöyle yaptılar. Mesela enflasyon kadar dilimleri artırmayınca insanlardan özellikle dar gelirden daha fazla vergi almaya başladılar. Diyelim ki örnek veriyorum enflasyon %50, vergi dilimlerini %30-40 artırdılar. Öyle olunca biraz teknik bir konu ama mali müşavirler iyi bilir. O çok ince bir ayar vardır orada. Kimse hissetmeden devlet yaptı onu. Ve maalesef sonuçta dar gelirler daha fazla gelir vergi söyledi. Bunların hepsini yaptılar. Bakıyorsunuz şimdi ocak, şubat, martta aldığınız maaş bir süre sonra düşmeye başlıyor. Niye? Çünkü yüksek vergi dilimine giriyorsunuz. Niye yüksek vergi dilimine giriyorsunuz? Çünkü o vergi dilimini enflasyon kadar arttırmadılar. Yani vergi politikasının mutlaka adil olması gerekiyor ve dar gelirleri koruyan olması gerekiyor. Üçüncü önemli hususta sosyal yardımlar, sosyal destekler. Gelir dağılımı düzeltmek için verilen sosyal yardım, sosyal destekler.”
“Biz sosyal kaygısı çok yüksek olan bir siyasi partiyiz”
Babacan, programda “Sosyal demokrat bir siyasetçi gibi konuşuyorsunuz” ifadesi üzerine şunları kaydetti: “Biz sosyal kaygısı çok yüksek olan bir siyasi partiyiz. Yani sosyal devlet kaygımız çok yüksek. Hatta şunu söyleyeyim, bizim parti programının taslağı oluştuğunda ben çok sayıda insana gönderdim. Mesela Daron Acemoğlu'na gönderdim bir bak diye. Böyle bilim insanlarına, siyasetçilere gönderdim. Gönderdiğim siyasetçilerden birisi de bir sosyal demokrat partiye genel başkanlık yapmış bir isim. Birkaç gün sonra aradı, ‘Ya tam bir sosyal demokrat parti programı olmuş’ dedi. Bizim ekonomideki bakışımız şu: Yani ekonomide biz öncelikle serbest piyasa mekanizmalarını önemsiyoruz. Çünkü serbest piyasa mekanizmaları aslında fırsat eşitliğe oluşuyor. İnsanlar, ekonomik aktörler yarışarak daha iyi daha ucuza üretebiliyorlar. Özel korunaklı alanlar oluşturduğunuzda daha kötü hizmeti ve ürünü daha pahalıya satmaya başlıyorlar. Korunaklı olduğu için rakip yok. Nasılsa ne yapsam satıyorum diyor, kötü malı pahalıya satabiliyor. Yani bizim serbest piyasa anlayışımız, vatandaşa daha iyi hizmeti, daha iyi ürünü, daha ucuza iletme yarışmasını sağlamak. Ama bütün bu yarışmada, aynı bir olimpiyatlarda düşünün. Kulvarları çiziyorsunuz. Diyelim ki bin metre koşusu var. Yarıştırıyorsunuz. Kim daha başarılı olacak? Neyin yarışması? Halka uygun fiyata iyi ürün uğraştırma yarışması… Ama bir de olimpiyatlarda ne olur? Bir ambulans olur değil mi? Orada doktor alırlar. Çünkü o yarışmada insanlar düşer, sakatlanır, yaralanır, bir şeyler olur. İşte o geride kalanlarında arkasından yardım eden bir mekanizmayı da kurmak zorundasınız. Yani bizim bu sosyal devlet anlayışımız, bütün bu hengamede, bu serbest piyasada hiç kimse belli bir seviyenin altında düşmesin. Hiç kimse yokluk, yoksulluk çekmesin. Herkes insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam standardını tuttursun.”
“Erdoğan, her kesimin ekonomik zorluk çektiği bir dönemde erken seçime gitmeyi tercih etmez”
Babacan, erken seçim olasılığına ilişkin yaptığı değerlendirmede “Yüksek faiz, bu yüksek vergiler özellikle yoksul kesimi çok ezdi. KOBİ'leri ezdi. Bugün sanayiciler, inanın çok zor durumda. Yani tekstil sektörü ölüyor şu anda. Yani can çekişmiyor, ölüyor. Sanayide çalışan insanların sayısı 200 bin azaldı biliyorsunuz. 200 bin işsizlik kaybı oldu sanayide. Bu çok büyük bir işsizlik kaybıdır. E ihracat artmıyor artık bu ülkede. İhracat yıl yıl sabit gitmeye başladı. Dolayısıyla bu kadar olumsuzluk varken bu olumsuzluğun ortasında kendi eliyle bir erken seçim istemeyebilir. Bu yüksek faiz politikasının sonucunu biraz beklemek isteyebilirler. Ama ben sonucunu söyleyeyim, çok da beklemesinler. Bunun sonucu hala yoksulluk olacak, hala fakirlik olacak. Şu andaki gördüğümüz sorunların daha da derinleşmesi olacak. Üniversite öğrencilerimiz yine barınak bulmakta çok zorluk çekecekler. Barınak ihtiyaçları zor olacak. TÜİK'in açıkladığı kira enflasyonu %70'lerde şu anda. Genel enflasyonu 30'lar diye açıklıyor, kira enflasyonu %70'ler diye açıklıyor TÜİK. Dolayısıyla bu kadar büyük zorlukların özellikle gençlerin, çiftçilerin, esnafın, sanayicinin yani alın teriyle, bileğinin gücüyle, hakkıyla para kazanma mücadelesi veren herkesin zorluk çektiği bir dönemde seçime gitmeyi çok tercih etmez” dedi.
“Sürekli 'Türk, Kürt, Arap' vurgusu yapmak toplumu bölmektir”
Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap” vurgulu süreç mesajına ise “Öncelikle bizim Türkiye'deki kültür farklılıklarını, farklı etnik kimlikleri olan insanların Türkiye'de bu ülkenin vatandaşı olarak beraberce yaşıyor olmalarını çok büyük bir zenginlik görüyoruz. Ve özellikle büyük şeylere baktığımızda yani komşulara bir sorun sizin bu apartmanda oturan komşulardan hangisi Türk'tür, hangisi Kürt'tür, hangisi Arap'tır, hangisi Çerkez'dir diye sorduğunuzda çoğu bilmez. Sormaz da yani sen nereden geldin, memleketin nedir, senin aslın nedir sormaz. Şimdi bizim doğal toplumsal hayatımızda aslında böyle ayrımlar yok. Çok da ayıptı yani eskiden ne bileyim böyle şeyleri sormak. Artık okul dersi yıllarında benim dört halam evlendi. Çok sonradan öğrendim ben iki eniştemin Türk, iki eniştemin Kürt olduğunu. Sonra ailede konuşulmadı bile bu. Düzgün insan mı, güvenli insan mı, iyi bir aile mi? Sadece biz bunları konuştuk. Dolayısıyla bu vurgular yani Cumhurbaşkanı tarafından yapılan bu vurguların hele hele defalarca yapılması yanlıştır. Hani yılda bir defa bir strateji konuşması yapar, bir ufuk verir ülkeye değil mi? Orada da söyle ama sen bunu her gün her gün her gün vurgularsan o zaman kendi elinde bu milleti bölümlere ayırmış oluyorsun. Bu kadar vurgu yapılmaz yani. Bazen bahsedilebilir. Hani ülkemizde Laz vardır, Çerkez vardır, Abaza vardır, Roman vatandaşlarımız vardır, vardır tamam. Arada bir ama bunun sürekli vurgusunu yapmak bu aynı zamanda toplumda bu etnik farklılıkları bir bakıma daha fazla ortaya çıkartmak ve toplumu bölmektir” yorumunu yaptı.
“Meşru zeminde, helalinden siyaset yapmak bu ülke için fayda getirir”
“Siyaset tabii ki iktidar olma hedefiyle yapılır. Ama iktidar olayım da ne olursa olsun diye siyaset yapılmaz. Yani iktidar çok önemlidir. Dolayısıyla iktidar olalım ama her türlü gayrimeşruluğu da yapalım, yeter ki iktidar olalım… Biz öyle bir parti değiliz. Çünkü eğer ne pahasına olursa olsun iktidar olalım diye siyaset yapıyor olsaydık biz AK Parti'den hiç ayrılmazdık. AK Parti iktidardı. Kimse bize git de demedi yani. Biz kendimiz ayrıldık. Üstelik ısrarla gitmememiz istendi. Yani Sayın Erdoğan hatırlarsanız bugün gazeteciler yine bir uçakta söyledi. ‘Ya şunu teklif ettim kabul etmedi’ dedi. ‘Bunu teklif ettim kabul etmedi’ dedi. Yani ayrılmamı istemiyordu ki kimse. İktidardık da… Peki niye ayrıldım ben? Çünkü siyaset aynı zamanda ilkeler ve değerler için yapılır. Meşru bir zeminde helalinden siyaset yapmak asıl bu ülke için fayda üretir.”
“TRT beni sadece COVID olduğumda haber yaptı”
Basının Türkiye için hayati öneme sahip olduğunu aktaran Babacan, “DEVA Partisi kurulalı 5 yılı geçti. TRT'den ben daha bir kere yayın daveti almadım. TRT'nin beni ilk haber yaptığı haber COVID oldum zamanında. O günden bugüne de sanırım hiçbir haberim çıkmadı. Yani tabii o COVID döneminde. O da artık hangi duygularla haber yaptılar bilmiyorum. Ali Babacan COVID oldu diye. Bir de hükûmetin bir şekilde korkutarak ya da imkân sağlayarak yönettiği kanallar var. Yani kimi patronları korkutuyor, öyle yönetiyor. Kimilerine de imkân sağlıyor öyle yönetiyor. Şimdi oralardan mümkün değil bize davet gelmesi… Yani ödleri kopar. Ya da menfaatleri vardır. Yarın menfaatimiz kesilir diye korkarlar. Yani iktidarla böyle içli dışlı medyada bizim haberimiz bile çıkmıyor. Yani olumsuz haber yapmaya bile çekiniyorlar bakın, olumsuz haber bile… Çünkü olumsuz haber bile insanları hatırlatıyor ya. ‘Ali Babacan diye biri var. Ya bir dakika ya Ali Babacan vardı. Ya o günler iyi günlerdi’ falan diye insanlar hatırlatacak ya. Olumsuz haber bile yapmıyorlar” diye konuştu.
“İktidar Whatsapp grupları ile yanlış bilgileri yayıyor”
İktidarın yanlış bilgilerle halkın algısını yönettiğini aktaran Babacan, “Şu anda iktidarın en çok kullandığı mekanizmalardan bir tanesi Whatsapp grupları. Onu görmüyoruz sağda solda ilan edilmediği için… Ama öyle bir network var ki yanlış bir bilgiyi o Whatsapp grupları üzerinden çok hızlı yayabiliyorlar. Ve Whatsapp gruplarında insanlar tanıdığından, bildiği insanlardan geldiği için o doğruluğuna inanması çok daha hızlı oluyor” dedi.