29 Nisan 2026
Ali Babacan- 29 Nisan 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve şu anda bizleri bu salonda takip etmekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Yeni Yol Grup’unun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Değerli arkadaşlar,
Önümüz 1 Mayıs.
Emek ve Dayanışma Günü.
Bugün buradan; çalışan, üreten, ülkemize değer katan bütün emekçilerin 1 Mayıs bayramını kutluyorum.
Bir ülkenin gerçek gücünü, forsların önünde verilen pozlardan anlayamazsınız;
Lüks makam odalarında verilen karelerden de göremezsiniz.
Ülkenin gerçek gücü;
Sabahın ilk ışıklarında işe giden, besmeleyle vardiyasına başlayan, yer altında yer üstünde nefes tüketen emekçilerdir;
Tezgâh başında üretim yapan, tarlada alın teri döken işçilerdir.
Bir ülkenin gerçek gücü fert fert üretilen katma değerdir.
Eğer emekçi yorgunsa, ülke de yorgundur.
Emekçi umutsuzsa, ülke de umutsuzdur.
Bizler, alın terinin, akıl terinin karşılığını bulduğu; helalinden kazanmanın değer gördüğü bir Türkiye için mücadele etmeye devam ediyoruz.
Adaletin işlediği, hiçbir çalışanın hakkını aramak zorunda kalmadığı bir Türkiye için çalışmaya devam ediyoruz.
Geçen haftadan bu yana Ankara'da Kurtuluş Parkı'nda neler yaşandı? Nasıl görüntüler izledik? Hepiniz farkındasınız.
Yerin altında ömür tüketen insanlar, yer üstünde açlığa mahkûm oldular.
Dün uzlaşma sağlandığı söylendi, sözler verildi.
Göreceğiz. Hepsinin takipçisi olacağız.
Biliyorsunuz, her 1 Mayıs Türkiye’de gerginliklere sahne olur.
Öyle anlaşılıyor ki, ülkeyi yönetenler, 1 Mayıs’ta beklenen gerginliklerle bu protestoların birleşmesini istemediler.
Apar topar sorun çözüldü dediler.
Umarız verilen sözler tutulur, umarız taahhütler yerine gelir, umarız madencilerimizin hakları teslim edilir.
Bu ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için çalışma hayatında adaleti sağlayan, hak kaybını önleyen tedbirlerin baştan alınması şarttır.
Burada TMSF'nin sattığı bir madenden söz ediyoruz.
Bu satışta satış sonrası çalışanın hakkını koruyan düzenlemelerin mutlaka yapılması gerekir.
Devlet kendi elindeki işletmeleri özel sektöre devrettikten sonra “bana ne ben karışmam” diyemez. En az üç sene, beş sene takip ve önlem alınması şarttır.
Çünkü;
Emekçinin hakkı ertelenemez. İnsan onuru bekletilemez.
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizde yoksulluk hızla yaygınlaşıyor.
Fakirlik, fukaralık derinleşiyor.
Her hafta farklı şehirlerde insanlarımızla bir araya geliyoruz.
Sorunlarını dinliyoruz; dertleşiyoruz.
Ve her gittiğimiz yerde aynı tabloyla karşı karşıya kalıyoruz:
İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor. Emek var karşılığı yok.
Pazara çıkan vatandaş fiyat etiketlerine bakıp geri dönüyor.
Emeklimizin maaşı ayın ortasında tükeniyor.
Gençler, hayal kurmak yerine yarınlarla ilgili büyük kaygılar yaşıyor.
Bu kötü yönetim, bu iş bilmez kadro ülkeyi gerçekten perişan etti.
Biliyorsunuz Sayın Erdoğan'ın bir zamanlar iktidara gelmeden önce bir çay simit hesabı vardı.
Derdi ki, “5 kişilik bir aile 3 öğün sadece çay simit yese bunun toplam bir aylık masrafı asgari ücretin üzerinde” derdi.
O günkü yaptığı hesapla çay simit 900, asgari ücret 1.200 liraydı.
Ne oldu?
Avrupa Birliği süreciyle hukuk ve adaletteki elde ettiğimiz ilerlemelerle, düzgün bir ekonomik programla, ama belki de en önemlisi dürüst ve ehil kadrolarla, istişareyle çok şükür o günlerde Türkiye'nin ekonomisini toparladık.
Uzunca yıllar artık hiç kimse çay simit hesabı yapmadı Türkiye'de.
Yapmaya ihtiyaç da görmedi.
Çay simitlik durumu yoktu ülkenin.
Geçen hafta bir grup emekli hanımefendiyle karşılaştık ve bana dediler ki, “Şurada çay simit yedik, 70 lira tuttu. Daha dün 35 lira veriyorduk. Bugün 2 çay 1 simide 70 lira verdik” dediler.
Ben de dedim ki, “O zaman gelin bir çay simit hesabı da biz yapalım”.
1 kişinin 1 öğünü 70 lira. 5 kişi ne etti? 350 lira.
3 öğün 1.050 lira. Çarp 30'la aylık 31.500 lira.
Asgari ücret 28.000 lira.
En düşük emekli maaşı 20.000 lira.
Erdoğan'ın çay simit hesabı gelmiş bugün 31.500 lira.
Şimdi ben, tam da Sayın Erdoğan’ın o günkü iktidara söylediklerini şimdi kendisine söylüyorum:
Çünkü 2018'den bu yana başkanlık sistemi ülkeye geldiğinden bu yana tek yetkili o.
Tek imzayla aklına gelen her şeyi yapıyor.
Bırakın attığı imzayı, dönüyor yargıya, yargıda da başkalarına attırdığı tek imzalarla aklına geleni yapıyor.
Tek yetkili o. Tek sorumlu o.
Hiç suçu başkasında aramasın.
Kendi ifadeleriyle bugün kendisine sesleniyorum:
Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir çayla simidi layık görmüyor.
Asgari ücret, çayla simide bile yetmiyor.
Pekii…
Kirayı kim ödeyecek?
Elektrik parasını kim ödeyecek?
Su parasını kim ödeyecek?
Doğalgaz parasını kim ödeyecek?
Üst başı, giyim masraflarını kim karşılayacak?
Çocukların okul masraflarını kim ödeyecek?
İşte, ülkenin ekonomik durumu, ekonomik tablosu bu.
Ve o yolda karşılaştığımız emeklilerimize de ifade ettim.
Dedim ki; çay simit hesabıyla geldiler, çay simit hesabıyla gidecekler dedim.
Değerli arkadaşlar,
Şu anda ülkenin ekonomisini yönetenler diyor ki; “eğer enflasyonda beklenen iyileşme olmazsa para politikasını daha da sıkılaştıracağız”
El insaf…
Yahu kemerde sıkacak delik kalmadı.
Vatandaş dişini sıka sıka ağızda diş kalmadı.
Daha geçen hafta Ankara teşkilatımızla beraber İlker Pazarı'ndaydık.
30 yaşında gencecik bir pazarcı esnafımız açtı bana ağzını gösterdi. Diş yok. 30 yaşında ya.
“Sıka sıka ağzımda diş kalmadı başkanım” diyor.
Hep söylüyorum, tekrar edeceğim arkadaşlar:
Yüksek faizle en tepedeki azınlığın zenginleştirip, halkın %95’ nin fakirleştirilmesine ekonomi politikası falan diyemezsiniz.
Adaleti yok edip, bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz.
Gerçekten enflasyonla mücadele etmek istiyorsanız bunun yolu bellidir.
Kemer sıkmak istiyorsanız bunu işçiden, memurdan, emekliden değil;
Önce devletin harcamalarından bir başlatın.
İhalelerdeki savrukluğu bitirin.
Kamuya yük olan lüksten feragat edin.
Ne diyor? “İtibardan tasarruf olmaz” diyor. Bunu diye diye ülke bu hale geldi ya.
En önemlisi de, üretimi destekleyin üretimi…
Ancak böyle düzeltirsiniz bu ekonomiyi.
Ancak böyle düşürürsünüz bu enflasyonu.
Üretimi desteklemeden, ürün bolluğunu sağlamadan ülkede enflasyon düşmez.
Allah aşkına, geçen cuma günü Cumhurbaşkanı tarafından şu açıklanan pakete baktınız mı bilmiyorum ya. Bir ekonomik tedbir paketi açıkladılar ya cuma günü.
Pakette işçi yok, esnaf yok, çiftçi yok, emekli yok…
Ne var pakette? “Varlık Barışı” var.
İşleri güçleri zaten varlı olanlarla ya.
Varlıkları çok seviyorlar ya. Devamlı etrafında varlıklar var ya.
Ne yapsalar zaten varlıkların lehine olan düzenlemeler.
Ne diyor Cumhurbaşkanı? “Parayı getir” diyor. “Nereden buldun diye sana sormayacağız” diyor. “Yeter ki getir parayı” diyor.
Vergilerle, tebligat yağmuruyla küçük esnafın boğazına sarılanlar, büyük parası olanlara dönüyor, size sorgu sual yok diyor, getir diyor.
Başka ne var bu pakette?
“İhracatçılar için düşük oranlı kurumlar vergisi var” diyor. “Müjde!”
“İhracatçıysan, üreticiysen kurumlar vergisi oranını düşürdüm sana” diyor.
Arkadaş, ihracatçı batıyor, işçi çıkarıyor, fabrika kapatıyor, zarar ediyor, zarar!
Vergi oranı, kâr eden işletmeler için anlamlıdır.
Zarar eden firmadan sen zaten vergi alamıyorsun ki…
Zarar eden firmanın matrahı koca bir sıfır.
Herhalde matematiği bir öğretmemiz gerekecek bunlara tekrar ya.
Arkadaş, matrah sıfırsa %25’le çarpsan vergi oranını sıfır alırsın.
Matrah sıfırsa vergi oranını %1’le çarpsan yine sıfır alırsın.
Elinde olur koca bir sıfır.
İhracatçıya reeskont kredisi versene.
Defalarca anlattık bu kürsüden.
Ben en az iki üç kere anlattım sistemin nasıl çalışacağını. Anlamıyorlar.
Herhalde kafa basmıyor yani.
Çünkü anlayıp da yapmıyorlarsa gerçekten bu ihracatçıya ihanettir.
Bu ülkenin ekonomisine ihanettir. Anlayıp da yapmıyorlarsa.
Hesap basit ya. Yıllarca yaptık biz bunu bu ülkede.
İhracatçıya özel kredi imkânı sunacaksın.
Getirdiğin dövizi “al %3’nü sana” demekle olmaz.
Gelen dövizin nereden geldiğini zaten anlayamazsın.
İhracat dövizi midir, başka döviz midir? Aralardan başkaları para kazanıyor mudur anlayamazsın.
Sen doğrudan ihracatçıya Merkez Bankası kaynaklı düşük faizli krediyi ver. Ondan sonra gör ihracat nasıl şahlanıyor.
Önce bir para kazansın, ondan sonra kurumlar vergisi oranını konuş arkadaş.
Önce kar ettir, sonra kurumlar vergisinden bahset…
Akıl alır gibi değil…
Başka ne var pakette?
“Eve getir” var.
Sayın Şimşek'in yabancılar için hazırladığı bir sunuş var.
Cumhurbaşkanının konuşmasından hemen sonra web'e koymuşlar.
Dört tane unsur var. Bir tanesi de “eve getir.”
Kime diyor eve getir?
3 yıl önce Türkiye’deki varlığını yurtdışına çıkardıysan, şimdi onu geri getir, senden 20 yıl vergi almayacağım diyor. Üstelik bu varlığın çocuklara kalırsa veraset ve intikal vergisini %1’e indirdim diyor.
Peki bu ülkeye güvenen, bu ülkeye sadık kalan, bütün varlığını, yatırımını bu ülkede tutan, koruyan insanlara sen her türlü eziyeti yap, vergi altında onları boğ.
Zamanında kaçıp gidenlere de ki "Ya yeter ki geri gel, ben senden 20 yıl vergi almayacağım." de.
İnanılır gibi değil.
Bunlar tek bir arabası olan taksici esnafını bu yılbaşında birinci sınıf defter tutmaya mecbur ettiler.
Şimdi her taksiye yazar kasa takacaklar.
Taksimetrenin yanına bir de yazar kasa geliyor taksilere.
Muhasebecisiydi, beyannamesi derken küçük bir taksici esnafını vergiye ve kırtasiyeye boğuyorlar; “3 yıldan önce yurt dışına bir şeyler kaçırdıysan, getir 20 sene senden vergi almayacağım” diyor.
Bu adalet mi?
Bu ekonomi politikası mı?
İktidardakilere sesleniyorum:
Ya sizin bu millete bir kastınız mı var arkadaş?
Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz ya.
Derdiniz nedir sizin?
Muameleyi basitleştireceksin.
Vergi mevzuatını sadeleştireceksin, basitleştireceksiniz.
Allak bullak ettiler ya.
KDV'leri türlü türlü ayırdılar. Yok bilmem şunun KDV'si A KDV'ydi, B KDV'ydi, şuydu buydu…
Bir enflasyon muhasebesi diye bir şey ürettiler.
Serbest mali müşavirler, yeminli mali müşavirler bilir. Vergi mükellefi olan herkes bilir.
Sabahlara kadar aylarca insanları uğraştırdılar.
Yaptılar, bozdular, yaptılar, bozdular.
En sonunda dediler ki "Ya biz bu işte şunun altındakiler için vazgeçtik enflasyon muhasebesinden." dediler.
Karmakarışık bir vergi mevzuatı varken bu ülkeye sermaye gelmez, mevcut sermaye de durmaz.
Yine aynı pakette ne var? İstanbul Finans Merkezi var.
Biz zamanında İstanbul’u dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri yapacağız dedik.
Güvenle, hukukla, adaletle İstanbul’u bir cazibe merkezi yapacağız dedik.
Bunlar İstanbul Finans Merkezi’nin sadece bir gayrimenkul projesi zannettiler ve İstanbul Beton Merkezi yaptılar.
Emsalleri artırdılar, kat üstüne kat eklediler.
Ataşehir'den geçerken görürsünüz. Tam iki yolun kesiştiği yerde rahmetli Kadir Topbaş'tan ben rica etmiştim. Kamu kuruluşlarını oraya aldırdık.
Çok nezih, temiz bir proje hazırlamıştık.
Bizden sonra beton yığını haline getirdiler emsal artışlarıyla.
Yetmiyormuş gibi şimdi de gelin, “yeter ki buradan yer alın vergi falan istemiyoruz” diyorlar.
Oysa, bize faydası olacak “doğrudan yatırımdır” “kalıcı sermaye”dir.
Dışarıdan bakıldığında bu ülke gerçek yatırımcılar tarafından nasıl görünüyor, biliyor musunuz?
İktidardakilere soruyorum, farkında mısınız ya?
Bu ülkeye insanlar neden gelip doğrudan yatırım yapmıyor da sadece faiz için gelip gidiyorlar?
Geliyor yüksek faizi alıp gidiyor. Geliyor yüksek faizi alıp gidiyor…
Halbuki bize faydası olan kalıcı sermaye;
Ancak kalıcı sermaye GÜVEN ister, İSTİKRAR ister, ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ister;
Hızlı ve adil işleyen bir YARGI SİSTEMİ ister;
Adil bir REKABET ortamı ister, ŞEFFALIK ister;
Hukuki güvenliğin olduğu bir MÜLKİYET DÜZENİ ister;
Ahde vefa, yani SÖZLEŞME güvenliği ister;
Kuralları belli ve adil bir VERGİ DÜZENİ ister;
Bağımsız ve disiplinli MESLEK ÖRGÜTLERİ ister;
Nitelikli İŞGÜCÜ ister;
YOLSUZLUĞUN olmadığı bir iş yapma ortamı ister;
Ülkenin sokaklarında HUZUR ister.
Şimdi düşünün;
Gazetecilerin, yazarların, basın mensuplarının, siyasetçilerin, iş insanlarının en küçük bir eleştiride dahi gözaltına alındığı, yer yer tutuklandığı bir ülkeye SERMAYE niye gelsin?
Türkiye'nin iş dünyasını temsil eden en önemli kuruluşların başkanları sus pus edilmişken, susturulmuşken, “gık” diyen hapis cezasına çarptırılırken bu ülkeye sermaye niye gelsin?
Her şafakta mala, mülke, banka hesaplarına el konulabilen bir ülkeye SERMAYE niye gelsin?
Ülke ekonomisine dair resmi göstergelerin hayal mahsulü olduğu bir ülkeye SERMAYE niye gelsin?
Nitelikli işgücünün, beyinlerin, yarınlarını başka yerlerde aradığı bir ülkeye SERMAYE niye gelsin?
Ağaca, denize, nehre, göle, doğaya, çevreye, hayvanlara, hele hele insan hayatına saygı duyulmayan bir ülkeye SERMAYE niye gelsin?
Son 3 yıldır Türkiye’ye dışarıdan para tek bir şey için geliyor:
O da yüksek faiz… Başka bir şey için değil.
Geliyor o faizi alıp gidiyor
Dışarıdan bakıldığında Türkiye Ekonomisi tam bir “Talan Ekonomisi” olarak görünüyor.
Bu ülkenin yerli sermayesi bu ülkeden kaçarken, dışarıdan sermaye getirmeye çalışıyorlar.
Kaçana “evine dön” diyorlar.
Ya sen o kaçanın kaçma sebeplerini ortadan kaldırdın mı?
Kaçan niye kaçtı? Bunu bir masaya yatırdın mı?
O sebepler ortadan kalkmadan niye gelsin?
Siz her Allah’ın günü hukuku çiğnerken kimse güvenip parasını getirmez, Faizciler haricinde.
Bir örnek,
Şu TELE1’e yaptıklarına bir bakın Allah aşkına…
Daha dava devam ederken, apar topar kanalı başkasına satıyorlar.
Ya arkadaş bak TMSF yasasını ben çıkarttım zamanında.
TMSF “yediemin”dir.
Hukuki uyuşmazlıklarda, varlıkların, şirketlerin “emanet” edildiği bir yerdir.
Emaneti satamazsınız.
Koskoca ülkede, bunlar ekonomi sözlüğüne yeni bir kelime ekledi: Çökme
Böyle bir kelime bilmezdik, duymazdık.
Ben ilk duyduğumda, “Ya başkanım sorma, çökeceklerdi. Zor kurtardım." ifadesini...
Ya nasıldı? Nedir ya? Çökme çökecek nedir?
Bir iş insanından dinledim de ondan sonra anladım. “Çökme, çökülme” neymiş yani.
Türkiye’de büyük yatırımı olanlar çökme, çökülme korkusuyla yaşarken, siz hangi ciddi yatırımcıyı Türkiye’ye getireceksiniz?
Bu masalları bırakın. Gerçekten önce ülkedeki hukuk ve adalet zeminini güçlendirin.
Önce ülkede insanların ifade özgürlüğünü sağlayın.
Başka türlü mümkün olmayacak, düzelmeyecek.
Olmadı olmayacak.
Değerli arkadaşlar,
Sadece ekonomide değil, toplumsal yapımızı çürüten 3 konu var ki gerçekten bunu sürekli gündemde tutmak zorundayız.
Bunlardan birisi uyuşturucu, madde bağımlılığı.
Birisi bu sanal kumar ve bahis meselesi.
Üçüncüsü de bu gündüz kuşağı programları ve diziler.
Bunlar bizim toplum yapımızı için için çürütüyor.
Geçtiğimiz hafta bir uyuşturucu baronu daha İstanbul’da yakalandı.
Takip etmişsinizdir.
Bu şahsın Beylikdüzü’ndeki evinde 126 kilo sentetik uyuşturucu ele geçirildi.
Hintli bir uyuşturucu baronunun Türkiye'de ne işi var Allah aşkına ya?”
Türkiye bu iktidar döneminde, hele hele şu son 7-8 yıldır dünyadaki uluslararası uyuşturucu şebekelerinin cirit attığı bir operasyon merkezi haline geldi.
Bir geliş geçiş merkezi haline geldi.
Ortada sanılandan çok daha büyük bir güvenlik zafiyeti var.
Daha önce de bu kürsüde tek tek saymıştık. Son yıllarda yakalanan isimlere bir bakın.
Belçika genelinde uyuşturucu ağını yöneten İngiliz uyruklu Mohammed Zakir…
Vietnam’da kırmızı bültenle aranan Çin uyruklu Chen Xuefeng…
Rus Shamil Amirov…Yeni Zelandalı Hohepa Ngakuru…
Ve bunlar sadece yakalanan ve kamuoyuna yansıyan isimler.
Bir de yakalanamayanlar var. Onları bilmiyoruz.
Ama yakalananlar dahi ülkedeki durumun ne kadar vahim olduğunu bize gösteriyor.
Şimdi açıkça sormak gerekiyor arkadaşlar.:
Nasıl oluyor da bu kadar farklı ülkeden, bu kadar organize suç yapısı Türkiye’de toplanabiliyor?
Bu insanlar buraya tesadüfen gelmiyor. Bu ağlar tesadüfen Türkiye’de oluşmuyor.
Birileri bu zemini hazırlıyor.
Birileri bu alanı kontrolsüz bırakıyor.
Birileri bu tabloya göz yumuyor. Göz yumuyor.
Açık konuşalım:
Hiçbir uyuşturucu şebekesi bürokrasinin ve siyasetin desteğini almadan varlığını sür-dü-re-mez. Bu kadar açık.
Çok açık.
Aksi halde bürokrasi sağlam durduğunda, bürokrasiye talimat veren siyaset sağlam durduğunda bunlara göz açtırılır mı ya?
Niye bazı ülkelerde bu işler minimum seviyede de bazı ülkelerde patlamış gitmiş?
Hangi ülkede yozlaşma çoksa, hangi ülkede yolsuzluk çoksa, hangi ülkede siyaset ve bürokrasi şirazesinden çıktıysa o ülkede uyuşturucu bol olur.
Bütün dünyaya bakın. Maalesef tablo bu.
İktidarın artık bu sorulara kaçmadan cevap vermesi gerekiyor:
Bu şebekeler nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyor?
Bu tabloya kimler müsaade ediyor ve nihayetinde kimler çıkar sağlıyor?
Arkadaşlar,
Gerçekten dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyayız.
Her köşe başında torbacı var.
Okul önlerinde, park köşelerinde, sokak aralarında uyuşturucu satıcıları cirit atıyor.
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre sadece 2025 yılında, 332 bin çocuk suça sürüklenmiş durumda.
Bu sayıya sadece bir istatistik olarak bakarsak yanılırız.
Bu sayı, yarınlarımız için alarmdır.
Bu sayı, derin bir sosyal krizin göstergesidir.
Çünkü sadece suçla mücadele etmek yetmez. Asıl mesele, bağımlılığın kök nedenleriyle mücadeledir. Bağımlılığın kök nedenlerini bulmaktır
Kriz üstüne kriz yaşayan, eğitim sistemi zayıflayan, sosyal koruma mekanizmaları yetersiz kalan bir ülke;
Aynı zamanda suçun da yayılması için uygun bir zemine dönüşür.
Bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Ekonomik sıkışmışlık, eğitimde fırsat eşitsizliği, ailelerin giderek zorlaşan yaşam koşulları…
Bunların hepsi bir araya geldiğinde çocuklarımız ve gençlerimiz daha da savunmasız hale geliyor.
Fırsat eşitliğinin olmadığı, liyakatin görmezden gelindiği, ekonominin güven vermediği bir düzende, gençler suç örgütlerinin ağına düşüyor.
Eğer birileri düşünüyorsa, "Ya arkadaş dünyada bu işten para kazanan var mı? Var. Nasılsa uyuşturucu alınıyor, satılıyor. E birileri kazanıyorsa bunu niye başkasına kaptıralım? Bunu biz Türkiye'de kazanalım." diyorsa birileri, bunun vebalinin büyük olduğunu unutmasınlar.
Bizim inancımızda nedir?
Üreten, kamyonda taşıyan, alan, satan, rafında tutan, aracı olan herkes ama herkes vebal altındadır.
Uyuşturucu için bu farklı değildir.
Bakın arkadaşlar, birinci problem dedim uyuşturucu, madde bağımlılığı.
İkinci sorun sık sık gündeme getiriyoruz, yasa dışı, yasal fark etmeden sanal kumar, bahis.
Bu hafta 3 ilde daha operasyon yapıldı, değil mi? Yasa dışı sanal kumar, sanal bahis.
Peki bunun yasal olanından niye hiç bahsetmiyorlar?
Ne zaman haber görseniz yasa dışı kumar, yasa dışı bahis.
Bir de yasal olanı var. Yasal olanı daha az zararlı değil ki. Sadece kazanan farklı.
Yasal olanda kazanan kankalar, yasa dışında kazanan başkaları.
Başkaları yaptığı zaman kankaların pazar payından alıyor ya, onun için mücadele ediyorlar. Başka bir şey için değil.
Gerçek mücadele ise yasal olana da izin vermeyeceksin, reklamına da izin vermeyeceksin. Reklamı da hâlâ serbest.
Söylemekten dilimizde tüy bitti.
Yasalı, yasa dışısı fark etmez…
Hepsi yanlış.
Hepsi mutlaka ortadan kalkmalı, sınırlanmalı.
Değerli arkadaşlar, üçüncü toplumsal sıkıntımız gündüz kuşağı programları ve diziler.
Gerçekten bakın, bizim kültürümüze tamamen aykırı.
Her türlü çarpık ilişkinin reklamını yapan, afişe eden, suç örgütlerini, mafyayı normalmiş gibi gösteren hangi diziler diye baktığımızda iktidarın bizzat kontrol ettiği, bizzat yönettiği televizyon kanalları bunlar.
Bizzat kendilerinin başında olduğu kanallar, en ahlaksız yayını yapan, toplumu en çürüten konuları sürekli işleyen yayınlar.
Bu sadece reytingle açıklanamaz.
Bu sadece “Ne yapalım, reyting lazım, reklam parası lazım, çeviremiyoruz”la açıklanamaz.
Parayı bulamıyorlar mı başka yerden Allah aşkına?
Reklam parasına falan da muhtaç değiller. Bütün devlet kaynakları elinde.
Ben diyorum ki galiba aslında içten içe şöyle bir politika var burada.
Bütün bu diziler ve gündüz kuşağı programları toplumsal bilinçaltına şunu işliyor: “Ya aslında toplum bozuldu”. “Bozulan toplum. Sıkıntı bizde, sıkıntı halkta. Ülkeyi yönetenlerin bir suçu yok.”
Bakın bunu bilinçaltına işlemek için...
Çünkü nereye gitsem bu aralar sık duyuyorum; “Ya bizim toplum bozuldu, ahlak bozuldu, şöyle böyle.”
İnsanlar “Suç bizde” diyor insanlar.
Suç halkımızda değil arkadaşlar.
Suç bu yanlışlığı sürekli televizyonlardan, kendi yönettikleri kanallardan pompalayanlarda.
“Suçlu sizsiniz, biz değiliz” demek istiyorlar ya.
Bilinçaltımıza bunu işliyorlar. Dikkat edin.
“Toplum bozuk. Bu iktidar da düzeltmeye çalışıyor. Ne yapsın?” Yüz ailede bir olan bir hadiseyi siz her ailede varmış gibi işlerseniz dürüst olmazsınız.
Değerli arkadaşlar,
Sözlerimin sonuna gelirken şunu ifade etmek zorundayım.
Bakın bu ülke gerçekten zor zamanlardan geçti, geçiyor.
Ama her seferinde ayağa kalkmayı başardı çok şükür.
Çünkü bu milletin mayasında dayanışma var, sabır var, en önemlisi de umut var.
Bugün yaşadığımız sıkıntılar ne kadar ağır olursa olsun, bilin ki kalıcı değildir.
Bu ülkenin insanı çalışkandır.
Bu ülkenin gençleri zekidir.
Bu ülkenin toprağı bereketlidir.
Doğru yönetimle, adaletle ve liyakatle Türkiye her zaman ayağa kalkmaya hazır bir ülkedir
Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim.
Yeter ki biz birbirimize sırtımızı dönmeyelim.
O iktidardakilere de kanmayalım.
Yeter ki doğruyu savunmaktan vazgeçmeyelim.
İnanın…
Bu karanlık günler geçecek.
Bu ülke yeniden nefes alacak.
Ve hep birlikte daha adil, daha huzurlu, daha güçlü bir Türkiye’yi kuracağız inşallah.
Çünkü biz varız, bakın buradayız bir aradayız.
Tüm bu düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah’a emanet olun.