Ali Babacan- D-8’in 29. Kuruluş Yıl Dönümü Programı konuşması
Saygıdeğer Cumhurbaşkanım,
Çok değerli genel sekreter,
Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok değerli temsilcileri,
Siyasi partilerimizin çok değerli genel başkanları,
Değerli büyükelçiler, değerli basın mensupları,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
D8'in kuruluş yıldönümü vesilesiyle bugün İstanbul'da bu tarihi mekânda toplantıyı düzenledikleri için, 29'uncu kuruluş yıldönümünü yad ettikleri için başta Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan olmak üzere tüm Saadet Partisi yönetimine de teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
****
D8 1997'de kuruldu ve aslında çok temel bir soruya cevap vermek için kuruldu.
Evet, dünyada barışa ihtiyaç vardı, daha çok diyaloğa ihtiyaç vardı.
Hakça bir düzenin kurulmasına büyük ihtiyaç vardı.
Adalet arayışı vardı, eşitlik arayışı vardı ve demokrasinin ilerlemesi arayışı vardı.
29 sene sonra bugün şöyle bir dünyadaki tabloya baktığımızda aslında maalesef bu hedeflerin hemen hemen tamamında bir iyileşme olmadığı gibi geriye doğru gidişi üzülerek gözlemliyoruz.
Baktığımız zaman “diyalog” diyoruz ama pek çok uluslararası kuruluş zayıflıyor.
Çok taraflılık dünyada artık zemin kaybediyor.
Hukuk, özellikle de uluslararası hukuk artık çalışmıyor.
Güç kimin elindeyse onun istediği oluyor, onun dediği oluyor.
İnsan hayatı çoğu zaman sadece rakamlardan ibaret olarak anılıyor.
Demokrasi pek çok ülkede zayıflıyor.
Daha otoriter, daha merkezi rejimler artık dünyada gittikçe yaygınlaşıyor.
Gelir dağılımı bozuluyor, servet dağılımı bozuluyor.
Bütün dünyada servet ve gelir bir avuç insanın elinde toplanırken, geniş kitleler yoksullukla, fakirlikle, açlıkla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Ve belki de en önemlisi teknoloji konusunda çok geri kalıyoruz.
Teknolojiyi sadece kendinden ibaret bir alan olarak görmemek gerekiyor.
Teknoloji bugün artık “ekonomi” demek.
Teknolojiye sahip olan ekonomik üstünlüğü sağlıyor. Teknolojiye sahip olan askeri üstünlüğe sahip oluyor.
Hem ekonomide hem güvenlikte büyük bir avantaj veriyor teknoloji ülkelere.
Ve maalesef bizler göreli olarak geri kalıyoruz.
Aslında D8'in ilk kuruluşunda rahmetli Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızın vizyonunda bu trendler, bu kötüye gidiş vardı.
O bundan 29 sene önce bütün bu altı alanda, yani arkada da gördüğünüz bu altı alandaki sıkıntıları ve ihtiyacı görüyordu.
Ancak o günden bugüne maalesef işler iyiye gitmedi. Sıkıntı büyüdü, büyüyor.
Peki ne yapmak lazım? Ne yapmak lazım?
Gerçekten D8 ülkelerine şöyle baktığımızda nüfusla, ekonomik büyüklükle, birbirleriyle ya da dünyayla olan ticari bağlantılarıyla, ortalama nüfusun yaşıyla, yani genç bir nüfusla aslında çok büyük bir potansiyeli temsil ediyor D8 ülkeleri.
Fakat nüfus, doğal kaynaklar... Bunlar iyi hoş ama beraberce koordinasyon içerisinde, diyalogla, iş birliğiyle bir sinerjiye dönmediği zaman maalesef nüfus da doğal kaynaklar da o ülkelere arzu edilen sonuçları, neticeleri getirmiyor.
Ne yapmamız lazım?
Öncelikle her ülkenin kendi içinde yapması gerekenler var.
Önce kendi eksiklerimizle şöyle bir yüzleşmemiz lazım.
Eksiklerimizle yüzleşmeden ve her ülke kendi içinde güçlenecek adımları atmadan, sadece iş birliğiyle çıkacağımız bir durum da değil bu.
Ne yapmamız lazım?
Öncelikle insana çok önem vermemiz lazım. “Önce insan” dememiz lazım.
Her ülkenin kendi içinde eğitim sistemini güçlendirmesi lazım.
İnsan kaynakları politikasının her ülkede tek tek her bir ferdin en yüksek değeri, en yüksek katkıyı oluşturacak bir insan kaynağı planlaması yapmamız lazım.
Önce insan!
Kurumlarımızı güçlü kılmamız lazım.
Devlet kurumlarının tek tek güçlü, saygın, itibarlı, öngörülebilir kurumlar olması lazım.
Ülkelerin gücü nihayetinde kurumlarının toplam gücünden oluşuyor.
Geçen seneki Nobel İktisat Ödülü'nün konusu biliyorsunuz, güçlü kurumların olduğu ülkelerde topyekûn zenginleşme oluyor. Kurumların zayıf olduğu ülkelerde fakirlik, yoksulluk ya da gelir dağılımı bozukluğu oluyor.
Üç iktisatçının Nobel İktisat Ödülü konusu bu. Kurumlar, güçlü kurumlar.
Ne yapmamız lazım?
Kural bazlı yönetim ilkesi.
Yaptığımız her şeyin bir kural setine dayanıyor olması.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekten yaşatılması.
Kural bazlı yönetim, bakın demokrasilerle de çok ilgisi yok aslında.
Monarşilerde bile kural bazlı yönetim uygulanıyor.
Bugün tek partinin olduğu ülkelerde dahi eğer kural bazlı yönetim varsa orada bakıyorsunuz ilerlemeler oluyor, başarılar oluyor.
Ve belki de en önemlisi devlet yönetimlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik, her an hesap vermeye hazır bir şekilde temiz siyaset, temiz yönetim anlayışıyla iyi yönetim, “Good governance” dediğimiz iyi yönetim, iyi yönetişim anlayışıyla ülkelerimizin yönetilmesi.
Evimizin içini toparlayacağız ama ülkeler arasındaki ilişkilerin de gelişmesi için her türlü gayreti göstereceğiz.
D-8 ülkeleri arasında artık vizeymiş, serbest ticaret anlaşmalarıymış, bunların yapılması, tamamlanması gerekiyor.
Yani ülkelerimiz arasında insanların rahat hareket etmesi lazım, ürünlerin rahat hareket etmesi lazım, finansmanın rahat hareket etmesi lazım.
Fikirlerin, buluşların, teknolojinin, inovasyonun, yeniliğin ülkeler arasında rahat hareket etmesi lazım ve topyekûn o sinerjiden hep beraber istifade etmemiz lazım.
Standartlar, lojistik bağlantılar, dijital ödeme sistemlerinin her ülkede gelişmesi ve birbirleriyle bağlantılı hale gelmesi, bazılarının finans ve para sistemi konusundaki hegemonyasından hep beraber kurtulacak adımlar atmamız lazım.
Ve ne yapıyorsak da özel sektörle, sivil toplumla beraber yapmamız lazım.
Enerji güvenliği, gıda güvenliği... Bunlar ülkelerin tek başına çözebileceği konular değil. Bu konularda daha yakın diyalog, daha yakın iş birliği içinde olmamız lazım.
Buralarda acele etmezsek gerçekten zaman hızlı geçiyor.
29 yıl olmuş. Bir 29 yıl daha beklemeyelim, elimizi çabuk tutalım.
Hem ülkeler içinde hem ülkelerimiz arasında yapılacaklar konusunda artık hızlı hareket edelim.
Aksi halde bizde bir söz vardır: "Su uyur, düşman uyumaz" diye.
Sadece son üç yıl içerisinde şu coğrafyamızda olanlara bakın,
Bugün işgal Gazze'de gerçekleşti mi?
Gazze'nin %60’ı, %70’i şu anda fiilen işgal altına girmiş durumda.
Batı Şeria'da işgal her gün ilerliyor.
Yeni açılan yerleşkelerle ve onlara tanınan haklarla sürekli, sürekli, sürekli Filistinli kardeşlerimizin toprakları işgal altında.
Lübnan'ın güneyi kademe kademe, kademe kademe işgal altına giriyor.
Suriye...
Artık işgal Şam'a yaklaşmış durumda.
Gerçekten hızlı hareket etmemiz lazım.
Bir an önce, bir an önce yapılacaklar konusunda elimizi çabuk tutmamız lazım.
Burada gerçekten Erbakan Hocamızın bir sözünü hatırlatmak istiyorum.
Demiş ki "Yeryüzünün tamamında hükmümüzü yürütecek bir güce ulaşmazsak, bir kasabada bile hak düzenini kuramayız, sağlayamayız."
Güçlenmemiz lazım.
Bunu da hep beraber iyi bir dayanışma içinde yapmamız lazım.
****
Değerli hazırun,
Merhum Erbakan Hocamızın D-8 vizyonunun bugün hakkıyla yerine getirmek, hakkıyla gerçekleştirmek hepimizin hâlâ görevi, hâlâ vazifesi.
Kendisi yine demiş ki "Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar."
Dolayısıyla attığımız her adımın, gösterdiğimiz her gayretin çok kıymetli olduğunu da bilelim.
Ve sözlerimin sonuna gelirken ben bir kez daha
Saadet Partisi'nin çok değerli Genel Başkanı'na, bu organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunmak istiyorum.
D-8'in kuruluş yıldönümü vesilesiyle bugün bizlerle beraber olan çok değerli misafirlerimize, farklı ülkelerden gelen misafirlerimize burada olduğunuz için, bizlerle beraber olduğunuz için, katkınız için tekrar teşekkür ediyorum ve Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızı tekrar rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum.
Sağ olun.