16 Mart 2026
Ali Babacan- 16 Mart 2026 Diyarbakır İftarı Programı Konuşması
Değerli misafirlerimiz,
Kıymetli milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız,
Çok değerli il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, teşkilat mensuplarımız;
Bu program vesilesiyle bizlerle beraber olan;
Siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve meslek örgütlerimizin değerli temsilcileri,
Kıymetli muhtarlarımız,
Değerli basın mensupları,
Hanımefendiler, beyefendiler,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Diyarbakır İl Başkanlığımızın düzenlemiş olduğu bu iftar programına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Ramazan ayı; rahmettir, berekettir, paylaşmaktır.
Ramazan ayı; gönüllerin birbirine yaklaştığı, sofraların büyüdüğü, kardeşliğin pekiştiği müstesna bir zaman dilimidir.
Bugün mübarek Kadir Gecesini idrak ediyoruz.
Bölgemizin zor bir dönemden geçtiği, tüm dünyanın teyakkuz halinde olduğu şu günlerde;
Ülkemizi her türlü kötülükten koruması için Allah’a dua edelim.
Rabbim ibadetlerimizi kabul eylesin; bu mübarek gece, insanlık için hayırlara vesile olsun inşallah.
Değerli arkadaşlar, bugün 16 Mart…
Sözlerimin hemen başında, bundan tam 38 sene önce Halepçe’de yaşanan katliamda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.
Allah tüm insanlığa, böylesine büyük bir zulmü, büyük bir vahşeti bir daha göstermesin inşallah.
Bu acıları hep hafızamızda tutacağız ki; insanlık suçu işlemeye cüret edenler, hem toplum vicdanında, hem de ebedi mahşerde mahkûm edileceklerinin idrakinde olsunlar.
Biliyorsunuz iki gün sonra 18 Mart. Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünü kutlayacağız inşallah.
Bundan tam 111 sene önce, Çanakkale’de, omuz omuza verdik, bir kahramanlık destanı yazdık.
Uzaklardan gelip buralarda ahkam kesmek isteyenlere karşı, hep birlikte, Türk’üyle Kürt’üyle aynı bayrağın altında, aynı siperlerin içinde tek vücut olarak mücadele ettik.
İşte bugün de bize düşen, o "Çanakkale ruhu"nu yaşamaktır, yaşatmaktır;
Bizi bölmeye çalışanlara inat, bize düşen bu topraklarda barışı kalıcı hale getirmektir.
Değerli misafirler,
Cumartesi günü de hep birlikte Nevruz’u kutlayacağız.
Nevruz, Mezopotamya’dan Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yüzyıllardır kutlanan;
Baharı, yenilenmeyi ve umudu simgeleyen kadim bir bayramdır.
Nevruz, tabiatın yeniden canlanışının müjdecisidir;
Kutlayan tüm halklar için; birlik, dayanışma ve barış içinde yaşama arzusunun en güçlü sembolüdür.
Farklılıklarımızı zenginlik olarak gördüğümüz, herkesin kendini özgür ve eşit hissettiği bir Türkiye idealine ulaşmak için, Nevruz’dan ilham almamızı diliyorum.
Diyarbakırlı hemşehrilerimizin şahsında, Nevruz’u kutlayan tüm vatandaşlarımızın bayramını tebrik ediyor; Nevruz'un bereket için vesile olmasını temenni ediyorum.
Değerli misafirlerimiz,
Ülkemizin türlü türlü sorunları var;
Adaletle ilgili, hukukla ilgili, insan haklarıyla ilgili büyük meselelerimiz var.
Bizim söylediğimiz ise açık ve net:
Bu ülkenin meseleleri korkularla, hamasetle, düşmanlık üreterek çözülemez.
Bu ülkenin meseleleri, cesaretle yüzleşerek çözülür;
Yeni sözler söyleyerek çözülür.
Devlet yönetmek; korkakların değil, cesurların işidir; yeni sözler söylemeye cüret edebilenlerin işidir.
Partimizin kurulduğu ilk günden bu yana ilkelerle ilerledik, ilkelerle ilerlemeye devam ediyoruz.
1 Ekim 2024 tarihinde başlayan sürecin ilk gününden itibaren söyledik:
“Başarı ihtimali yüzde 5 bile olsa, biz bu yüzde 5 ihtimali bile destekleyeceğiz” dedik.
“Değil elimizi, bedenimizi dahi bu taşın altına koymaya hazırız, yeter ki barış olsun, yeter ki bu ülke huzura kavuşsun” dedik.
Ülkenin Cumhurbaşkanından aylar önce sürece desteğimizi peşinen ilan ettik.
Sözümüzün gereğini de yerine getirdik.
Her aşamada tavsiyelerimizi sunduk, komisyon çalışmalarına kıymetli katkılar verdik.
Önümüzdeki aylarda da, yapılacak çalışmaların bizzat içinde olacağız ve inşallah kırk yıldır özlediğimiz kalıcı barışa hep birlikte ulaşacağız.
Değerli arkadaşlar,
Bugün Ahmede Xani’nin; Ahmet Arif’in, Cahit Sıtkı’nın, Sezai Karakoç’un memleketindeyiz.
Diyarbakır’dayız.
Şunu tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum:
Biz Diyarbakır’da ayrı, Ankara’da ayrı konuşanlardan değiliz.
Ortama göre, zamana göre fikrini, duruşunu değiştirenlerden hiç değiliz.
Diyarbakırlı kardeşlerim bizi iyi tanır.
6 yıl önce burada neler söylediysem, partimizi ilk kurduğumuz yıl, daha dün ziyaret ettiğimiz İzmir’de de aynı şekilde konuştuğumu çoook iyi bilirler.
Bu son süreç başlamadan yıllar önce, kayyum uygulamasının karşısında nasıl dik durduğumuzu;
Kürt demeye korkanlara inat, insanlarımızın hakkını nasıl savunduğumuzu;
“Ana dili, ana sütü gibi helaldir” dediğimizi çook iyi bilirler.
Biz yıllardır söylenmesi gerekeni söylüyor, söylediklerimizi de gittiğimiz her yerde, her ortamda savunuyoruz.
Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki;
Barış süreci hedefine ulaştıktan hemen sonra, sıra çözüm sürecine gelmelidir.
Demokratik haklarla ilgili çalışmalar gecikmeksizin başlamalıdır.
Çünkü farkındayız:
Kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz.
Kalıcı barış; adaletle mümkündür; hukuk devletiyle mümkündür;
Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla mümkündür.
En önemlisiyse, kalıcı barış lafla değil, fiiliyatla; sözle değil, eylemle mümkündür.
Biliyoruz; iktidar cephesinde verilen sözlerin, edilen lafların çok kez uygulanmadığına tanık olduk.
Temkinli davranmak zorundayız.
Yapılması gerekenler ise belli:
Hiç kimse dilinden, kimliğinden, inancıdan, kılık kıyafetinden ötürü yargılanamaz diyoruz bu biiir.
Kimse düşünceleri sebebiyle haksız yere tutuklanamaz diyoruz, bu ikiii.
Haklar, özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz, oylamaya tabi tutulamaz diyoruz, bu da üüüç.
Kısacası arkadaşlar; insanın doğuştan sahip olduğu haklar, hiçbir şartın, hiçbir siyasi hesabın konusu olamaz.
Bizim demokrasi hedefimizde:
Türk-Kürt-Arap-Laz-Çerkes fark etmez,
Müslüman-Gayri Müslüm fark etmez,
Sünni-Alevi fark etmez,
Muhafazakâr-seküler fark etmez,
Milliyetçi, liberal, sosyalist fark etmez.
Kim olursa olsun, hangi mahalleden olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun;
Herkes, ama herkes, bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıdır.
Bu millet, asırlardır, aynı ezanı dinleyerek, aynı kıbleye yönelerek, aynı duaya “âmin” diyerek bugünlere gelmiştir.
Milletimizi ayıran, ayrıştıran, kutuplaştıran bir dönemin parantezini kapatmanın vakti gelmiştir.
Biz tam demokrasi hedefimizde samimiyiz, kararlıyız.
İşte bu sebeple diyoruz ki;
Kayyım uygulamaları sona erdirilmelidir.
İktidarın yargı üzerindeki baskısı sona ermelidir.
Yüksek yargı kararlarının uygulanmaması gibi, hukuka olan inancı zedeleyen işler devam ederse; toplum, devlete olan güvenini kaybeder.
Pek çok konuda Anayasa Mahkemesi kararlar vermiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlar vermiş… Ama ortada uygulama yok.
Bu böyle devam edemez.
Demokrasimiz güçlendirilmeli, hukukun üstünlüğü ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınmalı, temel hak ve özgürlükler mutlaka güvence altına alınmalıdır.
Toplumsal mutabakatımız için laf söyleme zamanı geçmiş, artık eyleme geçme zamanı gelmiştir.
Biz, tarihi sorumluluğumuzun farkındayız.
Bu süreçlerde, üzerimize düşeni yapacağımızdan hiç kimsenin endişesi olmasın.
Değerli misafirlerimiz,
Bakın, Ramazan ayı geldi geçiyor.
Önümüz bayram.
Ramazan ayında bir iftar sofrası kurmanın ne kadar zorlaştığını herkes yaşadı, gördü.
İnsanlar, bayramda eve gönül rahatlığıyla bir misafir davet etmekten korkar hale geldi.
Şöyle asgari de olsa bir et, meyve, sebze alan faturayı gördüğünde, fişi gördüğünde nasıl misafir çağırayım diye düşünüyor.
6-7 kişilik çorbasıydı, yemeğiydi, bir de yanına tatlı alırsan…
Dünyanın parası.
Oysa bayramlar; gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların unutulduğu, kardeşliğin ve dayanışmanın en güçlü hissedildiği müstesna günlerdir.
Büyüklerimizi ziyaret ettiğimiz, küçüklerimizi sevindirdiğimiz, ihtiyaç sahiplerini hatırladığımız zamanlardır.
Ancak ne yazık ki, bugün ülkemizde pek çok aile bayramın o eski huzurunu ve sevincini yaşayamıyor.
O sevinç ve huzur yerini giderek büyüyen bir geçim endişesine bırakmış durumda.
Hani büyüklerimiz “Nerede o eski bayramlar” derdi ya… İnanın bugün o sözleri çok daha iyi anlıyoruz.
Çünkü eskiden bayram yaklaşırken evlerde bir telaş olurdu. Tatlı bir telaş.
Çocukların bayramlıkları hazırlanır, mutfaklarda yemekler hazırlanırdı.
Komşuya ikram götürülür, kapılar çalınır, gönüller alınırdı.
Bugün ise pek çok aile bayram yaklaşırken geçim telaşı içerisinde artık.
“Çocuklara bayramlık alabilecek miyim?” diye düşünüyor insanlar.
“Bayram sofrasını nasıl kuracağım?” diye hesap yapmak zorunda kalıyor.
“Torunlara nasıl harçlık vereceğim?” diye dertleniyor insanlar.
Gerçekten yazık, çok yazık.
Alın teriyle, emeğiyle yaşayan insanlara yapılan büyük bir yazık.
Yazıktır, gecesini gündüzüne katarak çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmaya çalışan annelere, babalara.
Yazıktır, ümidi kırılmış, yaşamakta zorlanan insanlara.
Şu andaki iktidar, “eşit vatandaşlık” konusunda yapılması gerekenleri henüz yapmadı;
Ancak, vatandaşlarımızı “yoksullukta eşitlemeyi” gayet iyi başardı.
İzmir’deki Özge Hanım da geçim sıkıntısı çekiyor, Diyarbakır’daki Zelal Hanım da.
Şırnak’taki Şivan Bey de geçim sıkıntısı çekiyor, Ankara’daki Erol Bey de.
Trabzon’daki vatandaşımız da, Adana’daki esnafımız da, Van’daki çiftçimiz de… Her biri geçim sıkıntısı içinde.
Diyarbakır’da gençler iş bulmakta; hatta bunu dile getirmekte bile zorluk çekiyorlar.
Diyarbakır’da kiralar yüksek, barınma sorunu her geçen gün büyüyor; bunları dile getirmek zorundayız.
Diyarbakır’da aileleri kaygılandıran bağımlılık sorunu büyüyor;
Bugün nereye gitsem herkes uyuşturucu, bağımlılık diyor, feryat ediyor,
Bunu dile getirmek zorundayız.
Bunların her birinin farkındayız, her birisinin çözümü için de geceli gündüzlü çalışıyoruz.
İnanın, bu sorunların hepsi birbiriyle bağlantılı.
Hukuk zayıflarsa, ekonomi zayıflar.
Adalet zayıflarsa, devlete güven yok olur.
İnsanlar devlete güvenemezse, o ülkede huzur kalmaz.
İşte biz, tam da bunun için çalışıyoruz.
Bu ülkenin, doğusunu da batısını da çok seviyoruz.
Tek bir insanımızı dahi sıkıntıda görsek, içimiz titriyor.
Memleketimizin her köşesinde, vatandaşlarımızın sofraya huzurla oturabilmesi için çalışıyoruz.
İnsanların ramazan sofralarında geçim dertlerini konuşmadığı bir Türkiye için çalışıyoruz.
Çatışmaların sona erdiği, baharın müjdelerle geldiği bir coğrafya için çalışıyoruz.
Tahir Elçiler, Ceylan Önkollar yaşasın diye çalışıyoruz.
Ve inanıyoruz ki bu ülke bir olacak, beraber olacak;
Her türden sorunun üstesinden gelecek, hak ettiği huzura, refaha ve barışa kavuşacak inşallah...
Çözüm belli:
İnanın çok basit.
Bu işleri hiç yapmamış olsak, devlet yönetiminde hiç bulunmamış olsak dersiniz ki "Ya zor işler bunlar. Koca ülke, 86 milyon. Nasıl çözeceksin?" İnanın kolay.
Şu üç ilkeye sahip çıkın, kararlılıkla uygulayın, Türkiye'nin çözülemeyecek bir sorunu yok arkadaşlar.
Birinci ilke adalet.
Ülkeyi önetiyorsanız adaletle hareket edeceksiniz.
Adalet sadece yargıda adalet değil, adalet sosyal adalet, adalet fırsat eşitliği.
Adalet her bir vatandaşımızın eşit vatandaş olması.
İkinci önemli ilke;
Türkiye'yi yönetiyorsanız ehliyetli, liyakatli bir yönetim kadrosu kurmak zorundasınız.
Çalmayan ama çaldırmayan bir yönetim kadrosuyla ülkeyi yönetmek zorundasınız.
Üçüncü önemli ilke de istişare ilkesi.
Yani karar veriyorsanız bu kararı mutlaka doğru kurulmuş istişare heyetleriyle vereceksiniz.
Ben istiyorum oldu, yok.
Canım öyle istedi, yok.
Keyfime göre karar veririm, yok.
Kararı istişareyle alacaksınız. Bu üç ilkeye uyun, korkmayın. Başarı sizin.
Bakın Arkadaşlar;
İşte tam da bu yüzden biz kendi yolumuzu çizdik.
Bundan 6 yıl önce, büyük bir sorumluluk duygusuyla DEVA Partisi’ni kurduk.
Kolay bir yol değildi… Ama doğru olduğuna inandığımız bir yoldu.
Her zaman doğruya doğru, yanlışa yanlış dedik.
Yeri geldi hükümeti eleştirdik, yeri geldi ana muhalefeti uyardık.
Tek başımıza kalsak da; hakkın, adaletin, vicdanın yanında durduk.
Bu yüzden alnımız ak, başımız dik.
Bu yüzden çocuklarımızın, sevdiklerimizin yüzüne gönül rahatlığıyla bakabiliyoruz elhamdülillah.
Bu yolda; 6 yıldır sabırla, 6 yıldır kararlılıkla, 6 yıldır sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Bu yol, bu ülkenin öz evlatlarının kendi ülkelerine duyduğu sorumluluğun yoludur
Bu yol, vicdanın, umudun yoludur.
Bu yol, Allah’tan başka hiçbir güç karşısında eğilmeyenlerin, diz çökmeyenlerin yoludur.
İşte bu sebeple, GERİ ADIM YOK diyoruz.
Allah’ın izniyle, hep birlikte; bu güzel ülkeyi umutla, bereketle, aklı selimle buluşturacağız.
Milletle yürüyoruz, sağlam adımlarla geliyoruz inşallah…
Değerli misafirler,
Yanı başımızda bir savaştır sürüp gidiyor.
Soykırımcılar gözlerini Gazze’den çekti, kendilerine yeni hedefler aramaya başladı.
Biz şunun farkındayız:
Savaşlar geriye ölüm, yıkım, göç ve istikrarsızlık bırakır.
Sorunlar, barışçıl yollarla, diplomasiyle çözülmelidir.
Ülkelerin egemenliğine halel getirecek adımlardan sakınılmalıdır.
İsrail’in İran’a yönelik başlattığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin de dahil olduğu askeri operasyon, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.
Hukukun çiğnenmesi, haklı olanın değil, güçlü olanın sözünün geçmesi, her bir dünya vatandaşı için tehdittir.
Unutmayalım: Dış müdahalelerle demokrasi kurulamaz.
Geçmişte bunun örneklerini Irak’ta gördük, Afganistan’da gördük.
Tam da bu sebeple, saldırıların başladığı ilk günden itibaren tavrımızı açık şekilde ortaya koyduk.
Başlatılan bu operasyonu güçlü bir şekilde kınadık.
Ancak aynı açıklıkla şunu da söylüyoruz: İran’ın bölgedeki ülkeleri hedefleyen saldırıları da kabul edilemez.
Gerilimi tırmandıran her adım, atılan her yeni füze bu yangını daha da büyütür.
Nitekim daha birkaç gün önce, Türkiye’ye yönelen üçüncü balistik füze yine havada imha edildi.
Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Bu kriz artık bize uzak bir kriz değildir.
Bölgedeki kontrolsüz tırmanış, ülkemizin güvenliğini de doğrudan ilgilendirmektedir.
Tam da bu nedenle, Türkiye’nin soğukkanlı, güçlü ve ilkeli bir devlet duruşuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Maceralara değil; diplomasiye, sağduyuya ve uluslararası hukuka dayanan bir dış politikaya ihtiyaç vardır.
Türkiye, hamasetle değil, aklı selimle hareket etmek zorundadır.
Kısacası Türkiye; zorbalığın değil hukukun, silahların değil diyaloğun, savaşın değil barışın yanında yerini almalıdır.
Çünkü savaş, bu coğrafyada yaşayan hiçbir halkın yararına değildir.
Değerli misafirler,
Bu mübarek ayda, bu mübarek gecede dileğimiz belli:
Cenab-ı Allah’tan birlik ve beraberliğimizi daim kılmasını;
Ülkemize huzur ve afiyet getirmesini;
Sofralarımızdan bereketi, gönüllerimizden umudu eksik etmemesini niyaz ediyorum.
Rabbim bölgemize huzur ve barış getirmek için ortaya konan her çabayı muvaffak eylesin,
Gazze’deki kardeşlerimize, Filistin’deki soydaşlarımıza güç kuvvet versin, onları huzura kavuştursun inşallah.
Tüm bu duygu ve düşüncelerle yaklaşmakta olan Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah’a emanet olun.