Ali Babacan 15 Ocak 2025- Haftalık Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli milletvekilleri, yöneticileri,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve şu anda bizleri bu salonda bizleri izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Yeni Yol Grup’unun bu ilk grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bugün Türkiye adına, demokrasimiz adına tarihî bir güne şahitlik ediyoruz.
Ama ben sözlerime başlamadan önce şöyle bir yoklama yapmak istiyorum.
Bu salonda kimler var bir görelim, anlayalım…
Şimdi sizlere soruyorum:
Hak mücadelesinden, adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler… Burada mı? (…)
Burada, bir arada.
Yolsuzluğa, yoksulluğa, yasaklara “Hayır!” diyenler… Burada mı? (…)
Burada, bir arada.
Başka yerlerde değil, burada.
Türkiye’de demokrasi bayrağını yere düşürmeyenler… Burada mı? (…)
Burada, bir arada.
Dünyanın dört bir köşesinde haksızlığa maruz kalanlar için, mazlumlar için, Gazze için ayağa kalkanlar… Burada mı? (…)
Geçim sıkıntısı çeken vatandaşlarımıza, ay sonunu getiremeyen emeklilerimize, asgari ücretlimize, “Yalnız değilsin, ben varım” diyenler… Burada mı? (…)
Güçlü, güvenilir, itibarlı bir Türkiye isteyenler… Burada mı? (…)
Burada, bir arada.
Evet dostlarım, buradayız, bir aradayız.
Doğru zamanda, tarihin doğru yerindeyiz.
Başarılı gençlerimizi mülakatlarda eleyenlere karşı buradayız.
Kadınlara hak tanımayanlara, ayrımcılık yapanlara karşı buradayız.
Çiftçilerimizi, esnafımızı, kobilerimizi bitirenlere karşı buradayız.
Ama unutmayalım…
Biz, muhalefet yapmayı, iktidar sopasını ele geçirip o sopayı kullanma yarışında olanlara da karşıyız.
İktidar olamamanın öfkesini dükkân tabelalarından çıkaranlara karşı da buradayız.
Evini yurdunu terk etmek zorunda kalmış garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşı da buradayız.
Bu büyük ve güzel ülkemizi ırkçılık yaparak, mezhepçilik yaparak ayırmaya, ayrıştırmaya kalkışanlara da “Dur arkadaş, napıyorsun?” demek için buradayız.
Ne mutlu bize…
Ne mutlu hepimize…
Ne mutlu, “Birlikte, beraberlikte bereket vardır!” diyenlere.
Ne mutlu, “Yeni Yol” deyip, hep birlikte elini taşın altına koyanlara! (…)
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var.
Ülkemizi iki kutuplu siyasete mahkûm bir biçimde yüzüstü bırakamayız.
Milletimizi “ya onu ya da bunu tercih edeceksin” diyerek iki seçenek arasında çaresiz bırakamayız.
Neden yeni bir yol?
Çünkü bunlar siyaseti iki kutuplu hale getirip, Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar.
Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar.
Siyaset zeminini yok edip, çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini, siyah ve beyaz olarak sadece iki alana hapsetmek istiyorlar.
Bir iktidar tekeli, bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar.
Bu model kavga üretir, çatışma üretir. Çoğulculuğu yok eder, Türkiye’yi geriye götürür.
Bu model ülkeyi büyük kırılmalara götürür.
Toplumsal muhalefet refleksini yok eder.
Çaresizlik, umutsuzluk hissini toplumda yaygınlaştırır.
İşte biz, tam da bu sebeple diyoruz ki;
Milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var.
Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli bir yeni yola ihtiyaç var.
Ülkesini seven herkes için yeni bir yol inşa etmek, artık sadece bir alternatif değil bir zorunluluktur.
Tarihimizde ne zaman mevcut yollar tıkansa, bu vatanın öz evlatları yeni bir yol açmışlardır.
Bu yol, dayatılan siyaset kalıplarına sıkışıp kalmadan, farklı görüş ve düşüncelerin sentezinden oluşan, makulün yoludur.
Bu yol, ülkenin yönetimini, yorgun ve yozlaşmış iktidardan kurtarmak, ancak beceriksiz muhalefete de bırakmamak isteyenlerin yoludur.
Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur.
Bu yol kürsüde de, meydanda da, tenhada da aynı sözü konuşanların yoludur.
Evet, ülkenin içine düştüğü durumun gerçekten baş sorumlusu iktidardır.
Çökmekte olan sağlık sisteminin, mahvolmuş eğitim sisteminin sorumlusu iktidardır.
Art arda yaşanan ekonomik krizlerin, patlayan enflasyonun, artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır.
Ancak unutmayalım…
Yıllarca, buldukları her fırsatta, yaşanan her toplumsal olayda, iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur.
İktidar sopasını ele geçirme yarışında olup “Bu sopayı ele geçireyim biraz da ben kullanayım” deyip Parlamenter Sistem’den dönenlerinde bunda sorumluluğu vardır.
Yerel seçimlerde gördük,
“Kasayı ele geçireyim, biraz da benim eşim dostum yesin” diyenler de Türkiye’nin düştüğü durumdan sorumludur.
İşte tam da bu sebeple yeni bir yol açıyoruz.
İşte bu sebeple “Yeni Yol” diyoruz.
Bu yolu güç birliğiyle, hep beraber yürüyelim diyoruz! (…)
Milletimize “Artık çaresiz değilsin” deme fırsatı elimizde.
Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız.
Milletimizin gönül kapılarını açmak için canla başla çalışmak zorundayız.
Kuvvetle inanıyorum ki, “yeni yol” hak ettiği yeri bulacak;
Bu birlik, beraberlik milletimizin teveccühüne mazhar olacak.
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizin gerçek gündemi “Ekmek kavgasıdır”, “Derin yoksulluktur”.
Mutfak yanıyor, çarşı pazar yanıyor, cüzdan yanıyor!
Gelin görün ki, hükûmet elindeki iletişim aygıtıyla sürekli olarak bu gündemin üzerini örtmeye çalışıyor.
Sorun, sokağa çıkın yüz kişiye sorun.
“En büyük derdin nedir?” diye.
En az 50-60 tanesi geçim sıkıntısı diyecektir.
Bunlar ekonomi konuşulmasın diye, her hafta, her ay başka bir gündem üretiyorlar.
Ama beyhude!
Ekonomiyi unutmayacağız, unutturmayacağız.
İşte biz buradan haykırıyoruz!
Arkadaş, siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz! İnsanları perişan ettiniz!
Türkiye bir yoksullar toplumu haline geldi.
Bugün vatandaşlarımızın nerdeyse tamamı; aşırı yoksul, çok yoksul, orta yoksul, az yoksul, yoksul gibi “yoksulluk derecesine” göre tanımlanır hale geldi.
Gıda yoksulluğu, barınma yoksulluğu, enerji yoksulluğu, öğrenci yoksulluğu, çocuk yoksulluğu… Yoksulluğun her türü en ağır biçimde bu güzel ülkemizde yaşanır hale geldi.
Yılbaşında gördünüz…
Memur emekli maaşı %11,5 arttı.
BAĞ-KUR ve işçi emekli maaşı %15,7 arttı.
Asgari ücret %30 arttı.
Ancaaak, bunlar tuttu; vergileri, harçları, kamunun belirlediği pek çok fiyatı en az %45 oranında artırdılar.
Şu uyanıklığa bak yahu!
Emeklilerimiz, asgari ücretli işçilerimiz sizin hatalarınızın bedelini ödemek zorunda değil.
Düşün bu milletin yakasından artık.
Yapamıyorsunuz, beceremiyorsunuz, olmuyor.
Buradan ben Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum:
Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?
“Ekonomist” olmanın sonucu bu mu?
“Alanı ekonomi” olmanın neticesi bu mu?
Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz?
Çarşıya pazara giden herkes ekonomi ne halde görmüyor mu?
Genel seçimlerden bu yana, Mayıs 2023 seçimlerinden bu yana tam 19 ay geçti.
2 yıla yaklaşıyor.
Seçimin olduğu 2023 Haziran sonunda enflasyon %38 idi, 38.
Bundan 19 ay önce.
2024 sonunda enflasyon %44.
Son seçimlerden sonra %38, Aralık sonu %44.
E ne anladık?
Hani ne oldu yeni ekonomi yönetimi?
Neymiş? Bu yıl sonunda %20’lere düşecekmiş.
O da TÜİK’e inanıyorsanız, rakamlara güveniyorsanız.
Yahu arkadaş, vaktiyle bu ülkede 34 yıllık yüksek enflasyon sadece 2 yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı?
Peki, bu nasıl oldu?
Bu nasıl oldu, anlamamışlar. Eğer anlasalardı yeniden yaparlardı.
“Ben imza attım, enflasyon öyle düştü. İmza atmasaydım düşmezdi” demiyor muydu?
E hadi yine at imzayı da düşsün. 5 yıldır düşmüyor işte! (…)
Bakın, arkadaşlar: Bugün Türkiye dünyadaki en yüksek Merkez Bankası faizine rağmen, enflasyonun en yüksek olduğu 6. Ülke.
Bu gerçeği kapatamazsınız.
Ne kadar anlatırsanız anlatın, rakamlar ortada.
Üstelik TÜİK’in rakamlarına güveniyorsanız.
Sayın Erdoğan ne demişti? Bakın kendi ifadesi, tırnak içinde okuyorum; Bir zamanlar bu ülkenin Merkez Bankası’nın başında, hazinesinin başında tertemiz, dürüst, ehil insanlar varken söylediklerini okuyorum size; “Vatanı satmak; yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti.
Kendi ifadesi bunlar.
Nasıl hesap ederseniz edin, yakın tarihimizin en yüksek faizinin ödeneceği bütçe, Sayın Erdoğan’ın imzasıyla meclise sevk edilip geçen 2025 bütçesidir.
Neredeen nereye, değil mi?
Gelir ve servet dağılımı yakın tarihimizin en kötü noktasında.
Mahkemelerde tam 23 milyon icra davası var.
Düşünün 85 milyonluk ülkede 23 milyon icra davası …
Konkordato sayısı, kapanan şirket sayısı rekor seviyede.
18 milyon gencin tam 5 milyonu, yani %28’i ne işte, ne eğitimde.
Boş.
OECD ülkelerinde en berbat durumda olan ülke biziz.
“Ev gençleri” diye bir tabir oluştu.
Ve arkadaşlar, bunların hepsinin tek bir sebebi var…
Kötü yönetim. Evet, kötü yönetim. O kadar.
Ülkemiz çok kötü yönetiliyor.
Şeffaflık yok, hesap verme alışkanlığı yok.
Bu yeni ekonomi yönetimi, şeffaflık olmadan ekonominin düzelmeyeceğini anlamadılar galiba.
Eskiden siz bu işin içinde değil miydiniz arkadaş?
TÜİK şeffaf değil miydi?
TÜİK’in alışveriş sepetini her ay açıklamıyor muyduk?
Niye şimdi kapattınız? Niye şimdi örtüyorsunuz TÜİK’in alışveriş sepetini?
TÜİK’in alışveriş sepetinde ne var, kaç para kimsenin haberi yok.
Örttüler, kapattılar.
Merkez Bankası ne kadarlık döviz alıyor, ne kadarlık döviz satıyor; açıklayan yok.
Sonradan dolaylı hesaplarla bulabiliyorsunuz.
Niye örtüyorsunuz? Niye kapatıyorsunuz?
Doğru hesaptan kaçmaz.
Doğruysa açıkla arkadaş!
Adalet yok, hukuk yok.
Adalet olmayınca, hukuk olmayınca, ekonomi düzelmez.
Anlamadılar, anlamıyorlar!
Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun!
Ne kadar adalet, o kadar ekonomi.
Ne kadar hukuk, o kadar ekonomi. (…)
İnanın bu kadar basit.
Ne zamanki bu ülkede hukuk, adalet, demokrasi yükselmiştir, ekonomi yükselmiştir.
Ne zaman ki hukuk, adalet dibe vurmuştur, ekonomi dibe vurmuştur.
Ben her gün hukuku, adaleti çiğneyeyim, ekonomi düzelsin.
Öyle yağma yok.
Olmadı, olmayacak.
Üzülerek, içim yanarak söylüyorum, olmayacak.
Bakın, ekonomideki bu berbat durum derin sosyal sorunlara da yol açıyor.
Her türlü yasadışı kumar, fuhuş ve bahisler tavan yapmış durumda.
Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinası koydu.
Kumarhane açmak yasak ama herkesin cebinde kumar oynamak serbest.
Yasal olsun yasa dışı olsun. Ne fark ediyor ki.
Yasal olandan yandaşın kazanıyor, yasa dışı olandan da başkaları kazanıyor.
Kaybeden kim?
Millet.
Kaybeden kim?
Gençler.
Gayri meşru olup olmadığına bakmaksızın hızla zengin olma, köşeyi dönme anlayışı artık yaygınlaştı.
Karaborsacılık, tefecilik, dolandırıcılık, kara para aklama gibi ahlaki olmayan yollara tevessül, bir virüs gibi sosyal dokumuzu tehdit etmekte.
Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşa kadar indi artık.
İlkokulların etrafında bunlar satılıyor.
Hem de çok ucuza satılıyor.
Organize suç örgütleri ile siyaset iç içe geçmiş durumda.
Öfke, nefret ve tahammülsüzlük topluma egemen hale geldi.
Yazık, gerçekten çok yazık.
Değerli arkadaşlar,
İktidar 2024 yılını “Emekliler yılı” ilan etti değil mi?
Ama 2024 yılında herhalde en çok perişan olan kesim emekliler oldu.
Şimdi de tuttular 2025 yılını “Aile yılı” ilan ettiler.
Allah muhafaza… Allah muhafaza… Ne diyeyim? Allah aileleri korusun.
İşte aile kurumunun geldiği nokta…
Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük noktasında.
Biraz önce Değerli Genel Başkanımız ifade etti rakamlarla.
Gençler evlenemiyor. Evlenseler dahi çocuk yapmaktan korkar oldular.
Gelişmiş ülkelerde zenginleşirken yaşlanan toplumlar vardır.
Zenginleşirler ama bir yandan da yaşlanırlar.
Ama Türkiye’de toplumumuz yoksulken yaşlanıyor.
Yoksulluktan kurtulamadan yaşlanıyor.
Bu gerçek bir beka meselesidir.
Bakın; nüfusun ortalama yaşı, nüfusun sıhhatli oluşu, nüfusun sıhhatli bir şekilde büyümesi bir ülkenin gücünün temel kaynağıdır.
Kim ne derse desin.
Evet, yakın tarihimizde de bu konuda yanlışlar yapılmıştır ama bugünün Türkiye’sinde bu işlere farklı bakmak gerekiyor.
Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten uzak.
Bakın, dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir nokta daha var.
Aileden bahsediyoruz, aile yapısından bahsediyoruz değil mi?
Aile yapımızı tehdit eden bir asıl konu var.
Hükûmetin doğrudan kontrolünde olan televizyon kanallarına bakıyorsunuz değil mi…
Dizileri izliyor musunuz?
Kanalları vermeyim ama yandaş kanallar deyince hangi kanallar olduğunu hatırlarsınız herhâlde.
Ülkemizdeki aile kültürünün, aile yapısının en büyük tehdidi bu dizilerdir. Bu dizilerin senaryolarıdır.
Bakın, şifreli, ücretli platformlardan bahsetmiyorum.
Her yaştan çocuğun eline alıp uzaktan kumandayla kolayca açıp karıştırabileceği, izleyebileceği televizyon kanallarından bahsediyorum.
Bunlar giriyorlar şifrelerle uğraşıyorlar. Arkada ne çıkar ilişkisi var bilmiyoruz onu.
Biz yandaş ve herkese açık, çocukların kumandayla çevirip izleyebileceği kanallardan bahsediyorum.
Her gün iktidar propagandası yapan aynı kanallardan bahsediyorum.
İyi de bu kanallar rating uğruna ahlaki değerlerimize zarar veriyorsa, aile değerimizin, yapımızın temeline dinamit koyuyorsa bunun vebali bu iktidarda değil mi yahu?
Bu kanallar Sayın Erdoğan’ın emrinde.
Bu kanalları denetleyenler kurumlar da Sayın Erdoğan’ın emrinde.
Sakın ha haberimiz yok, kendi kararları falan demeyin.
Öyle bir şey yok.
Hatırlayalım,
Sayın Erdoğan ailesinden gelen uyarı üzerine Paris olimpiyatlarının açılışına gitmedi, değil mi…
Galiba “Torun uyardı” demişti, öyle bir şey demişti.
Peki, sabah akşam bu kanallarda yayınlananlarla ilgili kendisini uyaran bir tane Allah’ın kulu yok mu acaba? (…)
Kaçamaz. Sorumluluktan kurtulamaz.
“Bu kanallar iyi reyting yapıyor, bırakın dokunmayın, bu reytingi nereden sağlarlarsa sağlasınlar ama beni destekliyor ya onun için önemli” diyorsa inanın bunun vebalinden kurtulamaz.
Böyle bir şey yok.
Değerli arkadaşlar,
Hep söyledik, söylüyoruz…
Ülkemizdeki sorunların çözümü için meşru yol “demokratik siyasettir”.
Sorunların çözüm aracı içeride siyasi diyalog, dışarıda çok yönlü diplomasidir.
Şiddetle, terörle, hiçbir şey çözülmedi, çözülemez.
Terörün gölgesinde bir siyaset sağlıklı işleyemez.
İşte bu sebeple 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimlerini önemsiyoruz.
Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz.
Evet, muhalefet olarak da bizim bu konuda bir sorumluluğumuz vardır.
Bu memleket meselesidir.
Süreci, ihtiyatlı bir iyimserlikle de takip ediyoruz.
Önerilerimizi, uyarılarımızı, eleştirilerimizi de paylaşıyoruz.
Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeciğinin de gayet iyi farkındayız, gayet iyi farkındayız.
Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok.
İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.
Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var…
Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor değil mi konuda.
Ama Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil.
Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, eş zamanlı olarak gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor.
Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez.
Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.
Şimdi çok değer verdiğim gençlere kısaca seslenmek istiyorum:
Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var.
Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz.
Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin gençler.
Şöyle bakıyorum 18-25 yaş arasındaki gençlere kendilerini bildikleri bileli iyi bir gelişme görmemişler, Türkiye hep kötüye gitmiş ama biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz.
Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız.
Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz.
Bugün, işte burada, bu salonda üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğimizi bugün itibariyle başlattık.
Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur.
Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin temel taşlarıdır.
İşte burada bu salonda üç partinin teşkilatlarını da bir arada kaynaşmış halde görmek, gerçekten Türkiye için yeni bir umudun da başlangıcıdır.
Ben bakıyorum arkadaşlar oldukça hazır görünüyor.
Şöyle bir soralım yine de…
Hazır mısınız? (…)
Hazır mısınız? (…)
Evet hep beraber hazırız ve buradayız.
Sevgili DEVA Partililer, Sevgili Gelecek Partililer, Sevgili Saadet Partililer;
Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki...
Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz.
Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız.
Önce gönülleri kazanacağız, sonra desteklerine talip olacağız.
Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza ki burada gerçekten emeği geçen ortak bir komisyonumuz var, 3 partiden arkadaşlarımızın oluşturduğu ortak komisyon.
Başta o ortak komisyon üyesi olan arkadaşlarımıza ve bu birlikteliğin bugüne gelmesine ve bu başlangıcı yapmamıza vesile olan herkese tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.
Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için;
Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor,
Hepinizi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.