14 Ocak 2026
Ali Babacan- 14 Ocak 2026 Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve bu salonda bizleri izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor;
Yeni Yol Grup’unun haftalık grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında, Yeni Yol Grubunun birinci yılını başarıyla tamamlanmasında büyük katkısı olan ve bugüne kadar bu grubun böyle ahenk içerisinde ve tüm Türkiye'nin izlediği bir, takip ettiği bir grup haline gelmesinde büyük emeği geçen Genel Başkanımız değerli Celal Mümtaz Akıncı Beyefendi'ye de özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Esnafın hali perişan, çalışanın hali perişan, öğrencinin, ev hanımının hali perişan.
Fakat en çok da emeklimizin hali perişan.
Başka ülkelerde emeklilik “ikinci baharken”; Türkiye’de emeklilik kara kış, Türkiye’de emeklilik geçim sıkıntısı.
Başka ülkelerde emeklilik; dinlenmenin, yeni ülkeler keşfetmenin vaktiyken; Türkiye’de kira ödemek için yeni yollar keşfetmenin vakti.
Emekliyi otobüs terminallerinde, tren garlarında, gündelik otellerde yaşamaya mahkûm edenler, nasıl çıkıpta bu 1.062 lirayı anlatıyorlar izliyorsunuz.
En düşük emekli maaşını, yasal bir düzenlemeyle, davul zurnayla 1.062 lira artırarak, 20.000 lira yapmanın hazırlığını yapıyorlar şu anda.
1.062 lira zam…
Hiç utanmadan, hiç sıkılmadan en düşük emekli maaşına yapacakları bu zammı müjde olarak sunuyorlar.
Yahu arkadaş, emekli sizden sadaka istemiyor.
Emekli sizden lütuf istemiyor.
Emekli hakkını istiyor, hakkını!
Emekli, enflasyon yoluyla gasp ettiğiniz hakkını geri istiyor, o kadar.
Dünyayı ayağa kaldırdılar…Verdikleri üç kuruş sadakayla övünüyorlar, gururlanıyorlar.
Gururlandıkları Türkiye aslında değerli arkadaşlar, öyle bir hale geldi ki, o tabloyu şöyle sizlere birkaç haberle göstermek istiyorum.
[Görsel 1]
Bakın; 75 yaşında bir işçinin bedeni, enkaz altından yedinci gün çıkarıldı diyor.
Bir işçi, Ahmet Şahin. 75 yaşında, hâlâ çalışmak zorunda.
Şoförlük yapıyor.
Ölüm onu, çalışırken bir göçükte yakalıyor.
İşte, gururlandığınız Türkiye tablosu; yaşlılarının iş cinayetine kurban gittiği bir Türkiye.
Bir başka haber:
[Görsel 2]
71 yaşında bir inşaat işçisi, adı Mustafa Şimşek.
Çöken inşaat iskelesinin altında kaybediyor hayatını.
Gururlandığınız Türkiye tablosu; yaşlılarının inşaatlarda çalışırken hayatını kaybettiği bir Türkiye.
Bir başkası:
[Görsel 3]
70 yaşında, kanser hastası, Tahsin Uzun.
Emekli aylığıyla geçinemediği için bir depoya yerleşmiş, kâğıt toplayarak hayatını kazanmaya çalışıyor.
Gururlandığınız Türkiye tablosu işte bu;
Yaşlıların barınacak yer bulamadığı, yaşlıların depolarda yaşadığı, iş kazalarında hayatını kaybettiği bir Türkiye.
Bakın arkadaşlar, TÜRK-İŞ 4 kişilik bir aile için açlık sınırını açıkladı:
30.143 lira.
Dün de Diyanet İşleri Başkanlığı 2026 için fitre rakamını açıkladı, 240 lira.
“240 lira” demek, 4 kişilik bir ailenin aylık gıda ihtiyacını toplayınca 28 bin 800 lira, demek.
Yani Türk-İş diyor 30 bin, Diyanet diyor 28 bin 800.
Ancak bu ülkede asgari ücret arkadaşlar 28.075 lira…
Emekli maaşı şimdi yeni bu zamla 20 bin liraya ancak bulacak.
Bu rakamlar, açık bir biçimde alın teriyle çalışanın aç olduğunun, emeklinin aç olduğunun ilanıdır.
Diyanet'in "Alo 190 Fetva Hattı"na sorduğunuzda "Geçinemeyen, kirada oturan asgari ücretliye fitre verilebilir" diyor.
Devletin bir kurumu, iktidarın memleketi ne hale düşürdüğünü tescil ediyor
Devletin kurumu, açıkça, asgari ücretlinin de emeklinin de yardıma muhtaç hale geldiğini ilan ediyor.
Açıkça ifade ediyorum;
Bu iktidarın yaptığı “ekonomi yönetmek” değil arkadaşlar, bu iktidarın yaptığı sadece “fakirliği yönetmek”.
Sayın Erdoğan, bu tablo sizin eseriniz. Müellifi sizsiniz.
Topu hiiiç başkalarına atmayın.
Bakın ilgili bakanınız ne demiş:
"Allah’a binlerce şükür emeklilerin maaşını zor koşulda olsak da ödüyoruz" demiş.
Görmüyor musunuz? Bu ülkenin ekonomisini ne hale düşürdünüz!
Yazık!
Devletin maaş vermekte zorlandığını sizin bakanınız itiraf etmiş.
Gerçekten çok yazık!
Emekliye gelince kaynak yok; ama faize gelince musluklar açılıyor, yandaşa gelince her türlü kolaylık sağlanıyor.
Biz buna razı değiliz arkadaşlar. Biz buna teslim olmayacağız.
Bu düzen değişecek! Er ya da geç değişecek!
Çünkü bizde geri adım yok!
Bizim iktidarımızda emekli başını öne eğmeyecek!
1.062 lirayla övünenler gidecek, insanca yaşamayı savunanlar gelecek!
Emekli bu ülkenin yükü değildir!
Emekli bu ülkenin emanetidir, onurudur!
Ve Allah’ın izniyle o onuru hep birlikte geri alacağız!
Bakın arkadaşlar,
Bu iktidar üniversite öğrencisinin ayda 4.000 lirayla geçinmesini bekliyor.
3.000 lira olan KYK burslarını 4.000 liraya çıkardık diye müjde veriyorlar.
Günlük ne ediyor? 133 lira.
Bunların kira maliyetlerinden haberleri yok.
Dışarıda bir üniversite öğrencisinin bir kahve içmek için ne kadar paraya ihtiyacı olduğundan haberi yok.
Üniversite öğrencileri aç, bunların haberleri yok.
Son 10 yıla baktığınızda, ağırlıklı olarak da 2019 sonrasında...
OECD ortalamasında kira artışı yüzde 49.
Yani son 10 yılda kümülatif olarak toplam OECD ülkelerinde kiralar yüzde 49 artmış. On yılın toplamı.
Türkiye’de ne kadar? Yüzde 1.457
Tekrar ediyorum: Yüzde bin dört yüz elli yedi!
Yani 100 lira kiranın üzerine 1.457 zam gelmiş, olmuş 1.557. Hesap bu demek.
Şu rakamlara bakın.
Bu ülke zamanında, öğrencilerin KYK burslarından artırdıkları paralarla Avrupa’da tatil yapabildikleri günleri gördü. Bunu yaşadık.
Unutuyoruz yavaş yavaş ama bunları yaşadı Türkiye.
Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun itibarlı olduğu günleri yaşadı.
Oysa şimdi, Türkiye yine, yeniden “gidemeyenlerin ülkesi” oldu.
Gençler böyle bir umutsuzluğu hak etmiyor.
Bu iktidarın, her gence arkadaşlar, bir “gençlik” borcu var şu anda.
Ve bütün bu olanların tek bir sebebi var.
“Kötü yönetim” …
Evet, ülkemiz kötü yönetiliyor.
Sebep bu…
Tam da bunun içindir ki biz umutluyuz.
Çünkü, “düzgün yönetildiğinde” bu ülkenin nasıl çabuk toparlandığını;
Nasıl hızla ayağa kalktığını;
Nasıl kanatlanıp uçmaya başladığını çok çok iyi biliyoruz.
Tam da bunun için hazırlanıyoruz.
Sorunların nasıl hızlı çözülebileceğini, evelallah bu millete ve tüm aleme tekrar göstereceğiz!
Başaracağız arkadaşlar, başaracağız!
Başaracağız, çünkü biz buradayız, hep birlikteyiz.
Değerli arkadaşlar,
İktidarın aldığı son kararla, yurtdışından 30 Euroluk internet alışverişinin önü kapatıldı.
Kendi bütçelerinden ödün vermeyenler, gözünü bir kez daha halkın cebine dikti.
Kendi lükslerinden tasarruf etmeyenler, vatandaşlarımızın yurt dışından getirttiği küçük ürünlere gözünü dikti.
30 Euro her ne kadar küçük bir rakam gibi görünse de, özellikle ithal ürünlerde önemli bir fiyat regülasyon mekanizması olarak çalışıyordu.
Halkımız, münhasır distribütörlerin insafına bırakıldı.
Münhasır distribütör ne demek? Bir markayı, bir ürünü ithal edip tekel olarak, tek satıcı olarak dağıtan demek.
30 Euro ‘lük alışveriş, işte bu tekelleri kırıyordu. Vatandaşlarımız aynı malı nerede ucuza buluyorsa, oradan alıyordu.
Genel fiyatlar üzerinde bir kontrol mekanizması sağlıyordu.
Enflasyonun kontrolde gidecek bir çerçeve, bir imkân oluşturuyordu aslında. O imkânı da kendi elleriyle yok ettiler.
Ondan sonra diyorlar ki; enflasyon inecek, inecek…
Bu kafayla inmez, olmaz.
Bir genç mühendisin veya girişimcinin ürün geliştirmek için ihtiyaç duyduğu sensör veya küçük elektronik parçalar; gümrük süreçleri ve maliyetler yüzünden artık ulaşılamaz hale geldi.
Üç kuruşluk vergi geliri için, yarının teknoloji devlerini daha filizlenmeden kurutuyorlar.
Son yıllarda alınan kararlara bir bakın Allah aşkına.
Vatandaşın lehine bir karar yok…
Alınan kararlar hep lobilerin lehine kararlar.
Bugün de ithalat lobisi devrede.
Çünkü halk sesini iktidara duyuramıyor.
Ancak o lobiler için iktidar, inanın telefonun ucu kadar yakın. “Alo” mesafesinde.
Çünkü kimin parası varsa iktidara yakın.
Arkadaşlar,
İktidardakiler anlamıyor…
Bugün birçok genç için bir telefon, bir tablet, dizüstü bilgisayar; bunlar tüketim eşyası değil… Bunlar üretkenlik araçları.
Kod yazan, içerik üreten, e-ticaret yapan, uzaktan çalışan veya eğitimini dijital araçlarla sürdüren yüz binlerce, milyonlarca genç var bu ülkede.
Sormak istiyorum:
Türkiye'de yaşayan bir genç, niçin kendisiyle yarışan dünya gençlerinden çok daha yüksek bir fiyata bilgisayar alsın?
Niye bu kadar yüksek vergi ödesin?
Neden yurt dışında yaşayan değil de, burada çabalayan bir genç daha yüksek bir vergi yüküyle karşı karşıya kalsın?
Bu yüzden bizim sözümüz net:
Gençler üretecek, gençler yurt dışındaki yaşıtlarıyla rekabet edecek!
Vergi ve gümrük politikalarını sadece bir gelir artırma aracı olarak görmeyeceğiz;
Vergi ve gümrük politikalarını, ekonomik üretkenliği, fırsat eşitliğini ve gençlerin önünü açmak için kullanacağız.
Değerli arkadaşlar,
İktidar sürekli olarak, her konuda “yerli ve milli” kavramlarını kullanıyor, değil mi?
Bu 30 euro meselesinin de özünde ne var? Yerli üretim.
Ancak, sağlık alanında uluslararası standartlarda üretim yapan yerli üreticiler şu anda ciddi bir sorunla karşı karşıya.
Geçenlerde genel merkezimizi ziyaret ettiler ve kendilerini dinledik.
Sağlık Bakanlığı’nın önerisi ile Devlet Malzeme Ofisi eklem protezleri için ürünleri 3 kategoriye ayırmış; her biri için ayrı fiyat uygulamaya karar vermiş.
İlk kategoride Türkiye’de üretilen protezler için, en düşük fiyat,
İkinci kategoride Çin ve Hindistan menşeli ürünler için daha yüksek fiyat,
Üçüncü kategoride ise Avrupa, Amerika menşeli ürünler için en yüksek fiyat.
Hani yerli ve millî ürünler desteklenecekti?
DMO, biliyorsunuz, Kamu İhale Kanunu’na da tabi değil. İstediğinden, istediği malı istediği fiyata temin ediyor bakın. İhale falan yok.
Ancak Türkiye’de üretim yapanlar DMO ile bu tarife üzerinden sözleşme yapmaya zorlanıyor.
Oysa ülkemizde yaşlı nüfus hızla artıyor. Eklem protezleri gelecek yıllarda herkes için öncelikli ihtiyaçlardan birisi haline gelecek.
Oysa bunlar, dünya standartlarında “CE belgeli” üretim yapan yerli şirketlerimizi bir kenara atarak, pazarı yabancı menşeli ürünlere haksız rekabet yoluyla teslim etmenin peşindeler.
Bu ülkede uluslararası standartta üretim yapan girişimciler varken, DMO niçin aynı standarttaki yerlisinin yerine daha pahalıya olan ithal ürününü almak için bir hazırlık yapıyor?
Hepsi birbirinin aynı olan ürünleri farklı fiyatlardan aldıktan sonra, hangisinin hangi hastada kullanılacağının kararını kim hangi kritere göre verecek?
Sana yerli, sana Çin, Hindistan, sana Avrupa, ABD.
Eğer DMO ürünler arasında kalite farkı olduğunu düşünüyorsa, bu ülkede kalitesiz ürün kullanılacak olan hastaları kim seçilecek?
“Sen bu kalitesiz ürünü kullan, sen daha pahalıya sana layıksın.” Kararını kim verecek? Böyle bir adaletsizlik, böyle bir eşitsizlik olabilir mi ya?
Bu sorunun derhal çözülmesini ve dünya standartlarında üretim yapan firmalarımızın desteklenmesini iktidardan talep ediyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Bakın, lobiler diyoruz ya,
AK Parti’nin resmi kuruluş belgesi olan parti programında temel bir vergi politikası yer alır.
İyi biliyorum; çünkü o programın altındaki 73 imzadan birisi de benim imzam.
Programın yazımında ve yıllarca fiilen uygulanmasında çok emeğim var. Bu salondaki pek çok arkadaşımızın da çok emeği var.
AK Parti'nin programında vergi politikasıyla ilgili taahhüt şöyledir:
Yıl 2001.
Okuyorum;
“Partimiz, vergi mevzuatını basitleştirecek, vergi sayısını azaltacak, vergi oranlarını düşürecek ve verginin adil olmasını sağlayacaktır.” Nokta.
Bu parti programında hiçbir değişiklik yapılmadı. Bugün hâlâ geçerli, hâlâ bağlayıcı.
Biz yıllarca bunun gereğini yerine getirdik. Hesap ortada.
KDV oranlarını %18’den yüzde 8’e indirdik, pek çok üründe.
Kurumlar vergisini %33’ten aldık, %20’ye indirdik.
Gelir vergisini %45’ten %35’e düşürdük. Dilim sayısını azalttık, basitleştirdik.
Ancak 2018'den bu yana bunlar tuttu KDV'yi %8’den %10’a, 18’den 20’ye…
Bazı ürünlerde %8’den 20’ye çıkarttılar.
Kurumlar vergisini, %20’ye indirdiğimiz kurumlar vergisini %25’e, kimi şirketler için %30’a çıkarttılar.
Gelir vergisinin üst dilimini %35’ten %40’a çıkarttılar.
Ben şimdi buradan ilan ediyorum.
İhbar ediyorum:
Şu andaki iktidar bir “parti disiplini suçu” işliyor.
Özellikle başkanlık sistemine geçildikten sonra, kendi parti programlarını sürekli ihlal ediyorlar.
Söz verilenin tersini yapıyorlar.
İşte bu yüzden güven kaybettiler.
İşte bu yüzden çuvalladılar.
İşte bu yüzden ülkemiz derin bir yoksulluk krizine sürüklendi.
Bakın daha taze verdikleri sözler, şu son seçimden önce taze verdikleri sözler:
Seçimden önce “seyyanen zam vereceğiz” demediler mi?
Yapmadılar.
Seçimden önce” mülakatı kaldıracağız” demediler mi?
Yapmadılar.
Seçimden önce “faiz indi, daha da inecek” demediler mi?
İndirmeyi bırakın, misliyle bindirdiler.
Doğruyu söylemezsen, güven kazanamazsın.
Söz verip yapmazsan, güveni kaybedersin.
Güveni kaybettikten sonra, ekonomiyi çözmek imkansızdır.
Güven, güven, güven!
Püf noktası bu.
Her ne kadar, çıraklık, kalfalık, ustalık dönemlerinden bahsetseler de, ekonominin püf noktasını bunlar hala öğrenememişler, yok.
Güven olmadan, ağzınızla kuş tutsanız, bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz.
Enflasyonu da tek haneye indiremezsiniz.
Bu millete boş masallar anlatmaktan vazgeçin.
Değerli arkadaşlar,
Bu iktidarın ekonomi yönetimi diye tek yaptığı ne? Şu son yıllara bakın.
Faiz artırmak, vergi artırmak ve maaşları aşağı doğru bastırmak.
Enflasyonu böyle düşüreceklerini zannediyorlar.
Yani tüketimi kısalım, enflasyon düşsün diyorlar.
Amaa, enflasyon hala %30…
Niçin biliyor musunuz?
Hep söylüyorum, Türkiye’de enflasyonun sebebi yüksek talep değildir.
Enflasyonun asıl sebebi arz tarafındadır;
Üretim maliyetlerinin yükselmesidir;
Güven olmadığı için yeterince yatırımın ve üretimin olmamasıdır.
Biraz önce değerli Genel Başkanımız kırmızı mercimeğin fiyatıyla gösterdi. Bu fark niye?
Niye biri 45 lira, biri 75’ti sanırım, değil mi?
Niye biri 45, biri 75?
Çünkü Kanada'da üretim maliyetleri düşük de onun için böyle.
Türkiye'de millet kırmızı mercimek için marketlerde kuyruğa girdi. Çok talep var da onun için mi fiyat yükseliyor? Yo…
Maliyet yüksek, onun için pahalı.
Bakın arkadaşlar, size enteresan bir rakam vereceğim:
2022'nin başından bu yana Türkiye'de sanayi üretimi toplamda sadece %10 artmış biliyor musunuz? %10.
Ancak, mal ve hizmet tüketimi %70 artmış.
Yani bastırılmış olduğu halde, asgari ihtiyaçları karşılamak için artan mal ve hizmet tüketimi karşısında, kendi yerli, milli sanayi üretimimiz sadece %10 artmış.
Bu ülkede enflasyon düşer mi?
Enflasyon bol üretimle düşer. Enflasyon bol yatırımla düşer. Enflasyon bollukla düşer.
Bunlar, bir zamanların bolluk ülkesi Türkiye’yi, yokluk ülkesi haline getirdiler.
Bir rakam daha vereceğim arkadaşlar, enteresan bakın;
Son 12 ayda bizim kendi yerli yatırımcımızın, yurtdışına doğrudan yaptığı yatırım miktarı, yıllık 9 milyar 600 milyon dolara ulaştı.
Merkez Bankası'nın rakamı bu.
Bir yılda 9 milyar 600 milyon dolarlık yatırım, bizim kendi yerli milli yatırımcımız tarafından başka ülkelere yapıldı, yatırıldı.
Bu rakam, tüm zamanların rekoru.
Türkiye'de hiçbir zaman yurt dışına bu kadar yoğun yatırım kayışı olmamıştı
Bu kadar yoğun bir sermaye kaybı bu ülkede yaşamamıştık.
Kendi insanımız, kendi yatırımcımız Türkiye’ye değil, başka ülkelere güveniyor.
Bizdeki sanayi üretimi ise yerinde sayıyor.
İşte 2020'den bu yana sadece %10’luk bir artış.
Hep söylüyorum:
Ekonomide hastalığın teşhisi yanlış.
Uygulanan tedavi yanlış.
Bunun ceremesini de emekli çekiyor, asgari ücretli çekiyor ve sabit gelirli herkes çekiyor.
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizde sanal kumar ve bahis yüzünden nice canlar gidiyor, nice ocaklar sönüyor.
Bir yıldan fazladır bu konuyu ben sürekli gündemde tutuyorum.
Öğrendik ki, pazartesi günkü kabine toplantısında nihayet, sanal kumar ve bahisle ilgili bir eylem planı hazırlayalım demişler.
Cumhurbaşkanı yardımcısı kabineye bir sunuş yapmış.
Daha taslağın sunuşu aşamasındalar ha!
Ya arkadaş, siz hangi eylem planından bahsediyorsunuz ya?
Biz, eylem planı nedir, nasıl hazırlanır iyi biliriz. Taaa o 2002'deki AK Parti'nin o başarılı olan eylem planını hazırlayan da biziz.
Mesele sanal bahis ve kumarla mücadeleyse, eylem planı hazırlamakla uğraşmak beyhudedir, vakit kaybıdır.
Eylem planı uğraşacağız diye açıklamalar yapmak, meseleyi zamana yaymaktır, ayak sürmektir, mızıkçılıktır.
Bu işle ilgili yapılacak tek bir eylem vardır, söyleyeyim:
“Çek fişi, bitir işi.”
Bu kadar basit.
Aylarca uğraşmanıza, kalın kalın eylem planları falan hazırlamanıza gerek yok.
Tek bir imza, tek bir imza.
Defalarca söyledim.
Eğer Sayın Erdoğan bu mücadelede samimiyse; atsın imzayı, bu gece 00:00’da bu işi bitir ya, bu kadar basit. Biter.
İktidar, mücadele ediyor”muş” gibi yapıyor, ancak kendi kankaları her Allah’ın günü bu işten para kazanmaya devam ediyor. İşin özü bu.
Çok yazık ya! Yazıklar olsun.
İnanılır gibi değil yahu. Rant, rant, rant. Bunların gözünü rant bürümüş.
Bakın arkadaşlar, İzmir-Buca.
Meşhur Buca Cezaevi'nin arazisi.
Bizim İzmir teşkilatımız büyük mücadele veriyor şu anda.
Bu hem o cezaevinin hatırasının tarih kayıtlarında yer alması açısından, hem de Buca'ya, İzmir'e bir nefes aldırması açısından buranın bir millet bahçesi haline getirilmesi gerekiyor arkadaşlar.
Ancak iktidarın yapmak istediği bir başka beton yığını...
“İzmir Buca nefes alsın” diyoruz. “Beton yığını haline gelmesin” diyoruz ve bunun için bu mücadele inşallah yerelde, İzmir'de devam edecek.
İzmir demişken, biliyorsunuz İzmir taksicileri temsilen Şoförler Odası Başkanımız heyetiyle bizi ziyaret etti.
Bizim meşhur bu hani TOGG taksi projemizle ilgili desteklerini belirttiler.
Sonra gördük ki pek çok oda tüm Türkiye sathında bu TOGG taksi projesini gerçekten benimsedi.
Bizden bağımsız olarak da artık proje aldı, yürüyor.
İnşallah iktidardakiler de duyar.
Ve ben bu taksi, elektrikli yerli taksi projemize destek verdikleri için tüm şoför esnafımıza ve taksicilerimize buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Umarım iktidardakiler de bunu duyar, gereğini yapar diyorum.
Değerli arkadaşlar,
Sözlerimin sonuna gelirken, bir konuya daha değinmek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde Bilal Erdoğan’ın epeyce tartışılan bir ifadesi olmuş:
Özetle demiş ki: Bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısı yeniden güçlendirilmelidir. Müslümanlar olarak, bu toplumda iyiliklerin kaynağının yine dindar insanlardan geldiği kanaati yerleştirilmelidir.
Yine diyor, yeniden diyor. Çünkü durum malum.
Benim kendisine tavsiyem, bu konuda, sevgili pederiyle şöyle samimi bir hasbihal etmesi.
Toplumda dindarlarla ilgili yargılar niçin bozuldu?
Kim bu yargıları bozdu?
Başlarını ellerinin arasına alıp bu konuyu ciddi bir şekilde şöyle bir masaya yatırmaları lazım.
Bu ülkede, dindar kimliğine sürekli vurgu yapan bir iktidar döneminde; hukuksuzluk, adaletsizlik artmadı mı?
Müslümanlığı dilinden hiçbir zaman düşürmeyen bir iktidar döneminde; ehliyet, liyakat ilkeleri terk edilmedi mi?
Dindar bir nesil hedeflediğini her ay tekrar eden bir iktidar döneminde; memlekette yolsuzluklar artmadı mı? Yolsuzluk neredeyse kurumsal hale gelmedi mi?
Ben şimdi iktidardakilere seslenmek istiyorum:
Sizin çevrenizde iyi insanlar azalmış olabilir;
Etrafınıza bir menfaat şebekesi de öbeklenmiş olabilir.
Ancak hiiiç merak etmeyin…
Endişeniz olmasın.
Bu ülkede kul hakkına girmemek için kılı kırk yaran nice Müslümanlar var.
Konuşunca doğruyu söyleyen, söz verince tutan, emanete asla hıyanet etmeyen milyonlarca dindar insan var.
Hiiiç endişeniz olmasın.
Her daim adaletle hareket eden, istişareyle karar alan, işi ehline teslim eden, şeffaf olan, her zaman hesap vermeye hazır olan nice dindar devlet adamları, nice dindar siyasetçiler var.
Evet, “hesap günü” denince titreyen nice Müslüman var bu ülkede.
Hiiiç endişeniz olmasın.
Bakın biz buradayız, bir aradayız.
Bizim siyasetimizde sen ben yok… “Biz” varız, Türkiye var.
Bizim siyasetimizde zengin fakir yok… “Biz” var, Türkiye var.
Bizim siyasetimizde doğu batı, Kürt Türk, Arap Çerkes yok… “Biz” var, Türkiye var.
Bizim siyasetimizde Alevi Sünni yok… “Biz” var, Türkiye var.
Müreffeh yarınları, hep birlikte, el ele vererek kuracağız inşallah. Bu ülke o günleri görecek.
Sözlerime bu duygular ile son verirken, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sağ olun, Var olun.